Şehid Selami Yurdan'ın kabrindeydik

Bahattin Yıldız Yürüyüş Kolu, Bosna'daki ilk gününde Aliya'yı ziyaret etti.

Şehid Selami Yurdan'ın kabrindeydik

 

Bahattin Yıldız Yürüyüş Kolu, Bosna’ya ikinci kez düzenlediği ziyarette geçen seneye oranla daha fazla kişiden oluştuğu için iki kafileye ayrılarak gitti Bosna’ya. İlk kafile olarak 5 Temmuz Salı günü geldik ve zaman kaybetmeksizin kalacağımız yurda geçip çarşıya indik. Havaalanında Sırp polisin bir kardeşimizi gereksiz yere 10 dakika bekletmesi ise diğer yolculuğumuzda alışık Çarşıolduğumuz bir durum olduğundan polis amacına ulaşamadı; telaş yapmadık yani. 

Gazi Hüsrev Camii’nde ıhlamur kokusu eşliğinde namazları eda ettik ve 5-10 dakikalık bir dinlenme molası verdik. Çarşıda Müslüman olduğumuzu ve Türkiye’den geldiğimizi anlayan her Boşnak kardeşin selam verip ‘arkadaş!’ diye seslenmesi neşemize neşe kattı açıkçası. Çarşıda gezmeden evvel topluca Aliya’nın kabrine gittik, beraberce dua ettik. Aliya’nın ‘Beni şehitlerin arasına gömün.’ vasiyetini hatırladık ve kabri etrafındaki şehitlere de selam gönderdik, Allah şehadetlerini kabul etsin. 

Çarşıya tekrar indiğimizde yağmur hızlı bir şekilde yağmaya başladı, bir börekçiye attık kendimizi. Grup serbest dolaştığı için 1-2 saatliğine, 5 kişiydik börekçide. Orada böreklerimizi yiyip çaylarımızı yudumladıktan sonra çiseleyen yağmur eşliğinde çarşıyı gezmeye başladık. 

Kardeşlik güzel, sınırlar hikaye

O an çok şey geliyor insanın aklına, çarşıda gezerken. Burada dile getirilmesi gereken en önemli mevzu ise ümmetin kardeşlerini aslında hiçbir şeyin ayırmadığı gerçeğiydi. Pasaportlar, sınırlar, toprak parçalarına hapsolmuş sığ ‘ulus’çu düşünceler… Hiçbiri bizi ayıramıyordu. Bu, Müslümanın olduğu her yerde anlaşılıyor aslında. Halep’te de aynı sıcaklığı tadıyorsunuz, Saraybosna’da da, İstanbul’da da…  

Gezerken ara ara, bize bir nevi rehberlik yapan abiyi de dinliyoruz. Kendisi savaş zamanında buraya gelmiş ve temelli Bosna’da kalmış. Aliya’dan bahsediyor yavaş yavaş yürürken. “Aliya burada yürürdü mesela, koruması falan yoktu; isteyen gelip sarılırdı boynuna.” İşte o an insan bir ‘ah be’ demeden edemiyor. ‘Keşke ben de sarılsaydım o güzel insana, bir hasbihal de ben etseydim.’ desek de, elden ne gelir dua etmekten başka… 

Şehirde gezerken en dikkat çekici husus da, hâlâ binlardaki kurşun izlerinin var olması. Zira neredeyse her iki binadan biri delik deşik ve insanlar yaşıyor içlerinde. Aslında çok da şaşırtıcı değil, savaşın üzerinden daha 20 yıl bile geçmedi. ‘Savaşın tamamen unutulmaması’ için böyle tutulduğu da söyleniyor. 

Akşam namazını kıldıktan sonra bir kitapçıya giriyoruz. Geçen sene sadece kitapçıydı burası, bu sene kitap-kafe tarzı güzel bir yere çevirmişler. 

Bosna’daki 2. günümüzde ikinci kafilenin gelmesine birkaç saat kala  Bosna'nın şehir içindeki belki de en havadar yerine gittik: Vrelo Bosna. Özellikle parka giderkenki o güzel, uzun ve ferah yol müthiş bir huzur veriyor insana. Sarajevo'nun adeta spor yeri olmus. Her dakika bir başka insan spor ayakkabısıyla ya yürüyor ya da koşuyor hâlde geçiyor yanımızdan. Adalar'ı anımsatan at arabaları da geçiyor. Şehrin hengâmesinden uzak bir yol ve güzel/zarif çeşmelerden buz gibi akan sular, bu güzel serinliği eşsiz kılıyor. At sahipleri genelde yaşlı amcalar, dolayısıyla Bosna'da artık adet haline getirdiğimiz (ki aslında böyle olmalı normalde de, her yerde) selam vermek daha da güzel hâle geliyor; amcalar gençlere göre daha samimi geliyor insana. Yürürken kafilemizde bulunan Mavi Marmara gazileri de gemide yaşadıklarını anlatıyor yavaşça. Böyle güzel anlar... Şükretmemek mümkün mü?  

Bosna’nın doğuş  yeri

Vrelo Bosna parkına geldik sonunda, ‘Bosna'nın doğuş yeri’ demek Vrelo Bosna. Evet, doğuş yerine yakışır bir güzellik var. Bir ara bir grup geliyor, anaokulu gezisi olduğu belli; zira küçük küçük çocuklar var. Grubumuzun tartışmasız en hareketli ve yaşça olmasa da ruhen en genci Recep abi hemen dalıyor çocukların arasına ve yaklaşık 5-6 dakika tekbir sesleriyle inliyor park. Çocuklar neşe içinde tabii. Hemen Ahmed, Fuat, İsmail ve Yusuf'la tanışıyoruz, dillerimiz aynı değil ama Fuat'ın çat pat Ingilizce'siyle en azından halleşiyoruz. Parktaki gezimizden sonra yavaş yavaş dönüyoruz yurda. Cok yavaş dönmek zorunda kalıyoruz, zira yolda fotoğrafı çekilecek  o kadar çok şey var ki... Bir ara sokakta yaşadığı belli olan, para istemek için çocuklar geliyor musluğun başındayken, Boşnakca bilmiyoruz ama o ünlü 'musluktan su icerken'ki poz icin geldikleri çok belli, hemen musluğa dayıyorlar ağızlarını ve bize gülümsüyorlar. Çekiyor tabii hemen fotoğrafçımız Zübeyr Süğlün. 

Bosna Gazi Hüsrev CamiSelami’nin şehadeti değiştiriyor havayı

Parktaki gezimiz bitiyor ve Travnik şehrindeki şehit mezarlığına geliyoruz. Said Ebusaid ve Renda Tosuner Türkiye'den Bosna savaşı'na katılmış kişiler. Mezarlarının başında onlarla beraber cephede savaşmış kişiler şehitleri anlatıyor. Renda Amerikan vatandaşı... Amerika'da aktif  ve iyilik sevdalısı bir derneğin gönüllüsüymüş. Anlatan abi, onunla geçirdiği günleri anlatıyor. Ardından Selami Yurdan'ın kabrine gidip dua ediyoruz tekrar. Onun arkadaşları da var aramızda. Ümmetçi, hassas ve tevhidî hassasiyetinden bahsediliyor. Türkiye'den gelen ilk şehitlerden Selami Yurdan ağabey. Onun şehadeti sonrası akın akın gidiyor Bosna’ya Türkiyeli Müslümanlar. Onun cenaze namazı sonrası Bosna davası daha çok bilinir hale geliyor. Zira daha önce -Selami abi'nin şehadetinden önce- bilinmesi için çok da bir şey yapılmıyormuş. Bu şehadet olayından sonra önüne geçemiyor medya, ve Bosna davası hızlı bir şekilde yayılıyor Müslümanlar arasında. Tam bunlar anlatılırken o kadar değişik hissediyor ki insan kendini... Cephede şehit olmuş mü'minlerin arkadaşları; bizzat onlarla yaşamış, onların şehadetine şahit olmuş ve bize anlatıyorlar. Yolları yolumuz olur inşallah. 

Samimiyet kokan köy: Arnavutî

Şehitlikten sonar Travnik çarşısına geçiyoruz. İstiklâl Caddesi’nden çok da farklı değil. Teknik ve ahlaki bakımdan hemen hemen aynı. Artik Arnavutî köyüne gitmenin vakti geliyor. Travnik-Arnavutî arasında yol kenarındaki şehit mezarları dikkatimizi çekiyor. Kurşunlanan binalar ve sıklıkla gördüğümüz şehitlikler... Bosna ciddi manada 'şehadet' kokuyor. 

Arnavutî köyü, santim santim samimiyet kokuyor. Savaş zamanında Zenitsa'nın ilk şehidini Arnavutî vermiş. Aliya da bu köyü ziyaret etmiş, kim bilir belki de moral olsun diye köylülere. Savaş sırasında 1000 kadar insan bu köye sığınmış, zira korunmak için başka çareleri yokmuş. Biz köye geldiğimizde camide kalacağımızı sanarak, bu niyetle geldik. Tulumlarımız, matlarımız hep yanımızdaydı. Fakat namaz kılmaya girdiğimizde imam elinde listeyle seslendi bize: "Evlerimiz sizler için hazır. Üçer dörder grup yapın, biz sizi yerleştireceğiz, dağıtacağız." Hemen gruplara ayrıldık ve seri bir şekilde ev sahiplerimizle tanışıp evlere dağıldık.

“Hazırız biz savaşa”Bosna Arnavutî'de çocuklar

Kaldığımız evin sahibi Namir abi ilk önce meşrubat verdi bize, zar zor beden diliyle de olsa hasbihal ettik. Sonra yatsı namazı için camiye gittik. Camide, köyün Türkçe bilen nadir insanlarından hoş çocuk Yusuf'u ayarladık (ayarladık diyorum, zira en az 6 kişi sıradaydı onun için; evdeki iletişim kolaylaşsın diye) ve hemen namazdan sonra Yusuf'u da alıp eve geçtik. İşte sohbet şimdi başlamıştı. Ağır ağır sohbet ederken Namir abinin oğluyla kızı geldi. Kızı (Boşnak olduğunu belli eden tesettürlü bir abla) hemen sofrayı dizdi. Yemeği yedikten sonra 'kahve mi çay mı içeceğimizi' sordular. Namir abi 'turska cay' diyerek çay içmemiz gerektiğini söyledi, Bosna çayını da tadın demek istedi herhalde. Kuşburnu tadında çaylarımızı içip odalarımıza dağıldık.  

Arnavutî köyü  savaşı da çok aktif bir şekilde yaşadığı için bambaşka bir atmosferi var. Namir abi savaşı yaşamış mesela, cephede çarpışmış. Savaş boyunca bütün şehirleri dolaşmış, savaşmış tüm şehirlerinde Bosna'nın. Soruyoruz tekrar savaş çıkması ihtimalini. Öyle bir şey olacağını sanmadığını söylüyor. Fakat oğlu "Çıksın. Biz hazırız savaşa, kovarız Sırpları Allah’ın izniyle." diyor. Tabi ki bunu savaşmak isteğiyle söylemiyor, yalnızca tarihten ders aldığını anlıyoruz. İşte, böyle insanların evinde misafir olmak çok farklı bir duygu. Bize bir kat ayırdılar, yatak yorgan, sıcak su... Her şey adeta emrimize amadeydi. Allah hepsinden razı olsun. Eğer Bosna'ya yolunuz düşer de Zenitsa'ya giderseniz muhakkak çıkın Arnavutî Köyü'ne, sarılın bu güzel insanlara. Evet, kardeşliğin farkına Arnavutî'de saf bir şekilde varıyor insan.    

Sabah kalktık sabah namazına, köylülerle beraber namazı eda ettik  müezzinin farklı kelime telaffuzuna sahip kametinden sonra. Evlere dağılıp 4 saatlik bir uykunun ardından alelacele uyandırıldık, zira köyün tekkesine gitmeliydik, ev sahibimiz Namir abi'nin kızı oturuyordu aşağı indiğimizde, kahveleri hazırlamıştı. Kahvaltı yapmamıştık ve ben daha önce kahvealtı (kahvaltı)'dan önce kahve içmemiştim. Bu ilki de yaşadık güzel Boşnak kahvesi eşliğinde. Ev sahiplerimize teşekkür edip hemen Namir abiyle tekkeye (Sinanova Tekkesi, ismini köyün şehidi Sinan'dan alıyor)  geçtik.

Köyde bir küçük tekke

İçeriden hoş bir def sesi eşliğinde ilahi sesi geliyor. Içeri giriyoruz ve çok da büyük olmayan bir salonun köşesinde imamla müezzin ellerinde çalgılarla hem çalıp hem de söylüyorlardı. Bir çeşit zikir miydi? Evet, olabilir. Ben hayatımda ilk defa girmiştim bir tekkeye içinde herhangi bir etkinlik olan. Tam zikir değildi ama galiba. Neyse, bir 15 dakika dinledikten sonra o küçük odada hep birlikte tekbir getirdik ve başladık söylemeye 'Hayat, Iman ve Cihad'ı. 15-20 saniyelik 'melodiyi tanıma süreci' sonrası imamla müezzin de ellerindeki çalgıyla eşlik ediyordu. Durmak yok, hemen ardından 'Bak Ülkeme Paramparça'yı söyledik. Kardeşliğimize sınırların hiç de etkisi olamayacağını mı deklare ettik beraber? Evet, en azından benim için böyle oldu. Diğer Müslüman kardeşlerimin gözünde de bu yazıyordu. Kardeşlik ne güzel şey! Tekkeden hemen sonra çok yoğun ısrarı üzerine tekrar Namir abinin yanında evine gittik, kahvaltı için. Kahvaltıda ciğer ikram ettiler, yanında ahududu suyu da vardı, sadece ahududu da. Kahvaltıyı yapıp şehitliği ziyaret ettik. Sonra Namir abi'den ayrılıp bir yazmayla iki tane üstünde besmele yazan  güzel bir duvar kağıdını alıp konakladığımız evin hanım ablasına yazma verdik, anneye de kağıtları... Ardından vedalaşıp köy camisine geçtik. İş başında olmayan köylüler de camideydi, halka yapıp vedalaştık ve fotoğraf çektirip ayrıldık köyden

Esad Eseoğlu bildirdi 

Fotoğraf: Zübeyr Süğlün

Haberin foto galerisi için tıklayın

 

Güncelleme Tarihi: 08 Temmuz 2011, 20:55
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ağrılı
Ağrılı - 8 yıl Önce

Ağrı seninle gurur duyuyor ey şehrimizin en güzel gülü Selami. Agirî bi te bextewar e...

Sümeyye Genç
Sümeyye Genç - 8 yıl Önce

bosnada, dağlarda, en önde, kavgada,
savaşır bir yiğit, vurulur bağrından.

bosnada, dağlarda, en önde, kavgada,
bir yiğit selami, bir ŞEHİD SELAMİ ..

m doğru
m doğru - 7 yıl Önce

selam olsun tüm islami şehitlere

banner19

banner13