Sayısal çoğunluk değil, hak önemli!

Milli Eğitim eski bakanlarından Vehbi Dinçerler, Bursa’da Cuma Meclisi’nde konuştu..

Sayısal çoğunluk değil, hak önemli!

 

Vehbi Dinçerler, muhafazakâr camiada güzel karşılığı olan güzel bir insan. Türk toplumunun, Türk düşünce hayatının, sanat-edebiyat anlayışının üzerinden silindir gibi geçen 12 Eylül darbesinden sonra kurulan ilk sivil hükümetin bakanlarından. Turgut Özal’ın yakın çalışma arkadaşlarından ve ‘Millî Eğitim’in gerçekten millî olması için cesur adımlar atmış birisi. Kısacası, yakın tarihimiz için önemli bir isim. İstense de yok sayılamayacak bir isim.

Vehbi Dinçerler, Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin düzenli sohbetlerinden Cuma Meclisi’nin konuğuydu 18 Mayıs Cuma gecesi. Yıllar bedenini ve sağlığını belki etkilemiş Dinçerler’in ama zihni dinç, konuşması espriliydi. Sohbet konusu olarak kendisine “Eğitim”i seçmiş olsa da, daldan dala atlanarak edilen bir sohbet oldu bu. Bazen 12 Eylül’ün o acılı günlerine götürdü dinleyenleri Vehbi Dinçerler, bazen de Dışişleri Bakanlığının koridorlarına. Neler mi anlattı Dinçerler? Buyrun, sohbetten notlar…

Osmanlının sırrı neydi?

Vehbi Dinçerler, yeryüzünde çok zor bir şeyi çok uzun bir süre başarabilen Osmanlıyı iyi anlamak gerektiğini söyleyerek Osmanlıyı yönetenlerin ufkunu anlama amaçlı bir yolculuğa çıkardı dinleyenleri önce. Konuyu çarpıcı bir örnekle açıklayan Vehbi Dinçerler, önce Batıya götürdü dinleyenleri: “1900’lü yıllarda, Stanford Üniversitesi’nde felsefe dersi verilmesi kararı alınır. Bunun için de Yale Üniversitesi’nden bir hoca istenir. Yale Üniversitesi’nden gelen hoca bir papazdır ve ilginç bir giyimi vardır. Öğrenciler onu tuhaf bulurlar, önemsemezler önce.

Derse giren hoca, öğrencilerin pencereden dışarıya bakmasını söyleyerek bir fayton gösterir. İlk konunun bu fayton olduğunu söyleyerek isteğini söyler: ‘Bu faytonun en önemli yeri neresidir, bunu bana söyleyin.’ der. Öğrencilerin verdiği her cevaba ‘Hayır!’ diyen hoca, en sonunda yanıtı kendi verir: ‘Bu faytonun en önemli tarafı, bu faytonun tüm parçalarını bir araya getirip onu böyle tasavvur edebilmektir.’ der. Yine aynı hoca öğrencilerine ‘Ben size Aristo, Sokrat, Descartes ne düşünüyor diye sormayacağım. Onları kendiniz araştırıp öğrenin. Ben sizi, Aristo’nun, Sokrat’ın, Descartes’in çıktığı yere çıkaracağım. Oraya çıkınca zaten onların söylediklerini siz de söyler olacaksınız’. Sonra bu Hocanın yaklaşımı, bir çığır açar.

İşte Osmanlı da dünyaya böyle bakıyor, dünyayı böyle tasavvur ediyordu. Mesela Kudüs’teki Bab-ı Halil’de bulunan kitabede  ‘La ilahe illallah, İbrahim Halilullah’ ibaresi vardır ve Osmanlı bunu ‘Muhammed resulallah’ ibaresiyle değiştirmediği gibi hiçbir zaman değiştirmeyi de düşünmemiştir. Çünkü Hazreti İbrahim, üç dinin de birleştiği gövdedir. Bu, kuşatıcı bir bakış açısıdır. İşte Osmanlıyı büyük yapan da bu bakış açısıdır, bu tasavvurdur. Osmanlı dünyaya bu pencereden bakabildiği için her inançtan, her ırktan insan ondan hoşnut kalabilmiştir. Biz de bu bakış açısına sahip olduğumuzda Osmanlıyı anlayabilir, tekrar o vizyona sahip olabiliriz.”

Öğretmenler, eğitimin temel taşıdır

Vehbi Dinçerler, Turgut Özal hükümetinin kuruluşunda yaşanan birkaç ilginç olayı da, bir zihniyeti yansıtması bakımından şöyle anlattı: “Eğitime ruh veren öğretmenlerdir. Bu yüzden öğretmenler çok önemlidir. Bunu bildiğim için hükümet programımıza ‘Öğretmenler eğitimin temel taşıdır.’ cümlesinin yazılmasını istedim Bakan olarak. Ama elime tesadüfen geçen program taslağında bu ifadeyi görmeyince durumu Turgut Özal’a aktardım, o da bu isteğimi bizzat kendi kalemiyle programa yazdı.

Yine öğretmenlerin önemini anlatmak sadedinde sarf ettiğim ‘Öğretmenler sınıflarının genelkurmay başkanıdır.’ cümlem, dönemin askerî bürokrasisini çok rahatsız etmiş. Oysa ben bir gerçeği ifade etmiştim. Sonuçta öğretmen, kapalı kapının arkasında sınıfta öğrencilerle baş başa. Dediğimde alınacak bir şey olmamasına rağmen, bu ifademden rahatsız olmuşlar. İşte Türkiye böyle bir zihniyete teslim olduğu için, Osmanlı vizyonundan uzaklaştığı için bir türlü büyüyemedi.”

Ziya-ül HakZiya-ül Hak ne dedi?

Vehbi Dinçerler, insanların ve toplumların olaylara, dünyaya bakışlarının ne kadar önemli olduğuyla ilgili çarpıcı örnekleri birbiri peşi sıra saymaya devam ederek, yakın tarihin bir önemli insanının sözlerini de anlattı dinleyenlere. Bu sözler, aynı zamanda İslam medeniyetinin insan ruhunu nasıl yoğurduğunu da anlatan evrensel bir gerçeklikti aynı zamanda. Milli Eğitim Bakanıyken yaşadığı bu çarpıcı olayı şöyle anlattı:

“Milli Eğitim Bakanlığım döneminde, İslam ülkelerinin kültürel alışverişleriyle ilgili bir toplantıya katılmak için Pakistan’a gittim. Bu toplantıda, bir sürü bakan ve önemli kişinin huzurunda devlet başkanı Ziya-ül Hak şunları söyledi: ‘Batının demokrasi anlayışı, sayısal çoğunluğa bağlıdır. Batı için önemli olan sayıdır. Sayıca fazla olanlar yönetme hakkına sahiptirler ve haklıdırlar onlara göre. Bu, bir zihniyettir. Oysa bizim inancımızda, bizim medeniyetimizde çoğunluk olmak, haklı olmak anlamına gelmez. Önemli olan çoğunluk değil, haktır. Gün gelecek, sayısal fazlalığı haklı sayan sistemler çökecektir. Geride, hakka dayalı sistemi uygulayanlar kalacaktır ve yeryüzünün hâkimi de onlar olacaktır.”

Bir zihniyetin ifşası

Vehbi Dinçerler, kurumlardaki zihniyetlerin bir ülkenin kaderini nasıl etkileyeceğini de yine ülkemizden bir fotoğrafla anlattı. Dışişlerinin ruh halini anlatan bu fotoğraf, bir ülkenin kaderini etkilediği için önemli. Şunları anlattı Vehbi Dinçerler: “Dışişleri bürokrasisi, Osmanlı zamanında Ermeniler başta olmak üzere azınlıklara teslim edilmişti. Dışişlerinin kurallarını da, geleneklerini de onlar oluşturdu. Bu durum yüzyıllarca böyle sürdü. İş o hali aldı ki, hariciyeciler kendilerini çok farklı görmeye başladılar.

Mesela BM’de yapılacak bir oylama öncesi Turgut Bey, zamanın büyükelçisine hangi istikamette oy kullanması gerektiğini hem telefonla bildirdi, hem de yazılı emir gönderdi. Buna rağmen o büyükelçi, istenenin tersi istikamette oy kullandı. Neden böyle yaptığının hesabı sorulduğunda, verdiği yanıt şuydu: ‘Siz hükümetsiniz, ömrünüz kısa. Oysa biz devleti temsil ederiz ve devlet adına uzun vadeli düşünüp ona göre karar veririz. Sizin genel geçer politikalarınıza göre davranamayız. O yüzden öyle oy kullandım. İsterseniz hakkımda dava açabilirsiniz!’ Düşünebiliyor musunuz, bunu diyen, devletin maaşlı bir memuru. İşte Cezayir’i küstüren de bu zihniyetti. Ama son yapılan kanunlarla bu durum yasada değişti, kısa zaman sonra zihniyette de değişir inşallah.”

Vehbi Dinçerler, sohbetini bazı siyasi anılarla süsleyerek tamamladı.

 

Ahmet Serin aktardı

Güncelleme Tarihi: 20 Mayıs 2013, 15:31
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet Eser
Ahmet Eser - 6 yıl Önce

Böylesine güzel bir sohbetten bizi de güzel kaleminizle haberdar edip, hikmete kapı araladığınız için teşekkür ederim. Allah (cc) ecrinizi artırsın...

banner19

banner13