Sanat, insanda bir yara açmalıdır

TYB Bursa’daki Yazar Okulu’nun bu haftaki konuğu M. Ragıp Karcı’ydı. Karcı, şiir ve türküler üzerine konuştu..

Sanat, insanda bir yara açmalıdır

 

Türkiye Yazarlar Birliği Bursa Şubesi, Seyyid Usul Kültür Merkezi’nde iki yıldan beri “Yazar Okulu”  çalışmalarını sürdürüyor. Bu okul, yazmayı düşünüp de neyi nasıl yazacağı konusunda kararsız kalanlarla bu kararsızlık sürecini aşmış olanların buluşmalarını sağlıyor. İyi de oluyor, çünkü bu buluşmalarda sadece teknik/teorik sohbetler olmuyor, aynı zamanda bir kültür hem yeni kuşaklara aktarılıyor hem de yeniden inşa.

Yazar Okulu’nun bu haftaki konuğu M. Ragıp Karcı’ydı. Bilenler bilir ki Ragıp Karcı ehl-i dîldendir. Haza âşıktır. Bağlama gördü mü dayanamayıp türküler denizine dalıp cevher çıkarandır. Ve illa ki şairdir.M. Ragıp Karcı

M. Ragıp Karcı, sonunda bağlamasıyla türkü söylediği sohbetinde özet olarak şunları aktardı:

Şiir, Allah vergisidir

M. Ragıp Karcı, konuşmalarında sözü illa türkülere, illa Divan edebiyatına getiren bir şair. Şiir üzerine düşünür, şiiri besleyen kaynakları keşfetmekten zevk alır. Şiir-şair ilişkisi hakkında şunları söyleyerek başladı söze:

“Şiir, Allah’ın insanlara verdiği bir kabiliyettir. Ama şiiri ve şiirin hakikatini de iyi anlamak gerekir. Mesela, şiirimizin en çok işlenen konularından biri gül-bülbül aşkıdır. Şiirimizde, edebiyatımızda anlatılır ki bülbül güle âşıktır, o yüzden inleyip durur. Oysa işin aslı başkadır. Bülbül, gülün tomurcuğundaki küçük küçük böcekleri yiyip karnını doyurma derdindedir. O yüzden de gülün etrafında dönenip durur. Hatta bazen yemeyi fazla kaçırır ve uçamayıp gülün dikenine çarpar, bu da, bülbülün gül için kendini yerden yere çalması olur. İşte Şuara suresinde sapık olarak nitelendirilenler, bülbülün gerçekten güle âşık olduğunu düşünenlerdir.”

Şiir ve melal

Şiiri üzerine düşüncelerini anlatmaya devam eden M. Ragıp Karcı, medeniyetimizin şiirle ilişkisini açıklamak için melali bilmek gerektiğini söyleyerek konuyla ilgili şunları aktardı: “Medeniyetimiz, melal üzerine kuruludur. Melal nedir? Melal, kul ile Allah arasında bir iletişim biçimidir. Kul ile Allah’ın yakınlaşmasıdır. İşte şiiri de bu melal doğurur.”

M. Ragıp Karcı, şiir üzerine düşüncelerini aktarırken şiir-tasavvuf ilişkisine de şu şekilde değindi: “Bazı şairlerin tasavvufu inkâr ettiklerini biliyoruz. Bu, aslında şairin kendisiyle çelişmesidir. Çünkü şiir, aslında bâtının işidir. Şiir bâtında doğar ve söz olarak ortaya çıkar. Yani zahir, onun görünen kısmıdır sadece. Görünmeyen kısmı ise bâtındır ve bâtın olmazsa şiir de olmaz. Bu anlamda, tasavvufu reddeden bir şair, şiir yazmaya devam ederek kendiyle çelişkiye düşmeye devam etmektedir.”

M. Ragıp Karcı, sanat hakkında düşüncelerini de anlatarak sanatın ne işe yaraması gerektiğine dair şunları söyledi: “Sanat, insanın bir yerinde yara açmalıdır. Eğer sanat insanın bir yerini kanatmıyorsa, bir yaranın kabuğunu kaldırmıyorsa ya da bir yaraya merhem olmuyorsa, hiçbir işe yaramaz!”

M. Ragıp KarcıTürkülerimiz, şiirimiz ve benim şiirim

Türkülerin bizi anlattığını sık sık söyleyen M. Ragıp Karcı, türkü-şiir ilişkisini ve kendi şiirini besleyen damarları da şu sözlerle anlattı: “Türkülerimizde derin bir melal vardır. Bu melal da şiirimizi besler. Türkülerle ilgilenmeyip de iyi şiir yazmak zordur. Bir kişi türkülerle ilgilenmeyip yine iyi şiir yazıyorsa, onda yine mutlaka melal vardır ama bu melale Muhammedî melal demek gerekir.

Ben şiirlerimde türkülerden ve Divan edebiyatından beslendim. Ben dâhil bu toprağın insanlarına baktığımızda, en azından sezgisel olarak bir melal vardır ve bu melal bize özgü bir melaldir. Yahya Kemal, ‘Slav hüznünden bir şey anlamadım’ derken işte tam da buna dikkat çekmektedir.”

Üstad Necip Fazıl, Ragıp Karcı’ya bir sır vermedi

M. Ragıp Karcı, kendisinin Necip Fazıl’a en yakın kişilerden biri olduğunu, onun bir sürü hizmetini gördüğünü ifade ettikten sonra, Üstad’a yakın olmanın ne anlama geldiğini şu sözlerle anlattı: “Bazen Üstad bizi İstanbul’a, yanına çağırırdı. Nedense biz de biraz gecikerek giderdik. Gittiğimizde Üstad’a ‘Geldik’ derdik.  Üstad da bizi ‘İş işten geçti, nerde kaldınız siz!’ şeklinde azarlardı. Yani ona yakın olduğumuz için bize öyle çok özel sohbetler etmezdi. Yapılacak işler, görülecek hizmetler varsa o işleri yapardık biz.

Bir de benimle ilgili ‘Üstad, Ragıp Karcı’ya bir sır verdi’ şeklinde bir söz dolaşıyor ortalıkta. Böyle bir sır falan yok. Bir sır varsa eğer o da bizim ona ettiğimiz hizmetlerdir. Hangi hizmetlerimizi ettiğimizi söylemiyoruz, buna da sır denirse eğer, sır budur. Yoksa özel olarak anlatılmış bir sır falan yoktur.”

M. Ragıp Karcı, konuşması boyunca söz ettiği türkülerden örnekler vererek sohbetini bitirdi.

 

Ahmet Serin aktardı

Yayın Tarihi: 31 Aralık 2012 Pazartesi 11:39 Güncelleme Tarihi: 31 Aralık 2012, 11:39
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hayrunnisa
Hayrunnisa - 10 yıl Önce

Bülbül, gülün tomurcuğundaki küçük küçük böcekleri yiyip karnını doyurma derdindedir; Aşk da budur zaten; Bencillik...Aşk kelimesi, Arapça “âşekâ”dan gelir. Aşekâ, bir ağacı saran, besinini ağaçtan alan ve zaman içinde ağacı kurutarak öldüren sarmaşığa denir.Ancak Hakiki AŞK'dan behsetmiyorum. Ben de şiirin, Allah’ın insanlara verdiği bir kabiliyet olduğu kanaatindeyim. Zira çok çalışarak şiir yazılabilse de, yeteneği olanlar bir adım önde başlıyor yazmaya.

banner19

banner26