Sana verilen şeyi nihayet değil, bidayet say

Ekrem Demirli, ‘Fütuhat-ı Mekkiye’ dersinde neler söyledi, Aydın Başar yazıyor..

Sana verilen şeyi nihayet değil, bidayet say

 

Felsefe-tasavvuf münasebetleri –biliyorsunuz- uzun bir hikâyedir. Gazali, felsefeyi eleştirebilmek için o ilmin zirvesine kadar öğrenme yoluna gitmiş. El Münkız’da bildirdiğine göre sonunda tasavvufta karar kılmış. Böyleyken bizim ne felsefe hakkında ne de tasavvuf hakkında üstünkörü konuşmak gibi bir yanlışa düşmememiz gerekiyor.

Fakat bazı şeyler vardır ki onları idrak etmek için felsefe veya tasavvuf okumaya gerek de yoktur. Mesela hakikatin Kur’an’da olduğunu bilmek için sadece mü’min olmak yeterlidir. O zaman da şöyle bir soru akla geliyor: Madem bu hakikat denilen şey Kur’an’da vardı da felsefeciler, tasavvufçular veya kelamcılar bunu boşuna mı aradılar? Bu sorunun cevabını dilerseniz Yûnus Emre’ye bırakalım: “Cümle yerde hak nazır/ Göz gerektir göresi…”

Gazali önümüzde çok güzel bir örnek aslında… Onu anlayabilirsek ilimlere ve disiplinlere yaklaşırken daha üst bir perdeden konuşmak zorunda olduğumuzu fark edebiliriz. Belki o zaman fikir çilesi çeken insanlara karşı daha saygılı oluruz. İster felsefeden alsınlar, ister tasavvuftan alsınlar, hakikate bir yönüyle yaklaşmış olabileceklerini düşünebiliriz. Fakat yine de disiplinleri eleştirmek ile fikirleri eleştirmenin farklı şeyler olduğunu da unutmayalım.Ekrem Demirli

Hakikati aramak anlamlı

Çağımız açısından meseleye baktığımızda “hakikati aramak” deyince, onca süfli arayışların içerisinde bunun çok anlamlı bir yerde durduğunu söyleyebiliriz. Belki hakikat denilen mefhuma hiç yaklaşılmamış bile olunsa, en azından onun bir arayıcısı olmak tek başına bile asil bir tavır. Düşünsenize, o kimse zengin olmanın yollarını aramıyor; hakikati arıyor… Bu bile çok anlamlı…

Aslında bizler hakikat şehrine hiçbir zaman tam olarak da ulaşamayacağız. Üzerimizde bu beşer elbisesi bulunduğu müddetçe… Fakat bu hakikat şehrine doğru giden bir yol bulamayacağımız anlamına gelmiyor. Gazali olsun, İbn Arabî olsun aslında bu yolda bizim için birer son durak değiller. Onlar hakikat yolunda uğradığımız duraklar. Her bir duraktan bir şeyler alıyoruz.

İbn Arabi’yi anlamak çaba ister

Hayat içerisinde bu durakların bir de önceliği-sonralığı söz konusu. Mesela insan bilmem kaç durak geçmeden İbn Arabî durağına ulaşamıyor. Bunu kaba bir benzetmeyle anlatacak olursak, hani insan çocukken bir yazarı okumaya başlar, hayran olur da sonra büyüyünce artık o da onu kesmemeye başlar ya… Önceki okuduğu yazarı da sever ama artık onu bir adım daha ileriye götürecek olan başka bir yazardır.

Biz Müslümanlar hakikat konusunda bu ilmin zirvesinde Hz. Muhammed Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem olduğunu tartışmayız. Ve bu ilmin kapısının Hz Ali radiyellahü anh olduğundan da şüphemiz yok. Ali ile hikmetin eş anlamlı olduğunu ise zorlanmadan bir çırpıda söyleyebiliriz. Bu sözlerimizden Ehl-i Beyti ve sahabeleri birbiri ile yarıştırmaktan hoşlananlar yanlış manalar çıkartmasınlar.

Hakikat konusunda herkesin bir nasibi olduğu kesin. Bir de hakikatin dile gelen, lisana sığan bir şey olup olmadığı konusu da tartışılmaya açık. Anlatılabilecek kadarını bile anlatmanın bir zorluğu var. Daha açık konuşmak gerekirse, herkesin anlayamayacağı meseleleri anlatmaya çalışmak başlı başına bir zahmet…

Ekrem DemirliFütuhat-ı Mekkiye okundu

Geçtiğimiz günlerde Tarih Ve Kültür Araştırmaları Derneğinin Eminönü şubesinde Çarşamba günleri yapılan Fütuhat-ı Mekkiye dersinde, İbn Arabî üzerine çalışmaları bulunan Ekrem Demirli Hocayı dinlerken, onun bu konudaki ıstırabını gerçekten de hissettim. Konu İbn Arabî ve onun eseri olan Fütuhat-ı Mekkiye idi. Zorlansa da meseleyi alabildiğince basit anlatmaya çalıştı. Kendine has hitabet teknikleri kullanarak insanları sıkmamaya gayret etti.

Mütevazı ve güler yüzlü olan Hocamız, iki saat boyunca hakikate yaklaşma noktasındaki temel meseleler üzerinde durdu. Ancak dinleyici profili çeşitlilik arz ettiği için, ortalama bir yol izlemeye gayret etti.

Hocamızı iki saat boyunca dinlerken sadece hakikat namına bir cümle arıyordum, yani beni akşamın bu vakti buraya geldiğim için pişman etmeyecek o bir cümleyi arıyordum. Beni zihnimden ve yüreğimden kavrayıp, sarsacak tek bir cümle… Yani benim kapabileceğim bir cümle. Başkalarının kapacağı cümleler söylemiştir elbet ama kimin neyden yanacağı, kavrulacağı da belli olmaz ki, olmuyor ki... Aslında buraya gelirken işi şansa bırakmış da sayılmazdım. Neticede İbn Arabî’yi tanıyan-bilen birisini dinliyordum ki büyük olasılıkla aradığımı bulabilecektim.

İlk bir saatten sonra aradığımı fazlasıyla bulmaya başladım. Hitabet böyle bir şeydi işte… İnsanı nereye götüreceği hiç belli olmazdı. Önceden hazırlananların dışında o an yeni doğacak olan hikmet kıvılcımları benim için daha bir anlamlıydı. Bu ders zihnimdeki bir boşluğu doldurmayı başarmış mıydı? Evet başarmıştı.

Hiçbir şey bilmiyorum farz et…

Hakikat konusunda konuşan kimselerde benim bazı aradığım şeyler var. Mesela mütevazı olmayan birisinden hakikat mevzuunu dinleyemem. Güler yüzlü olmayan ve buzdolabı gibi soğuk bir adamın da bu mevzudan anlayacağını düşünmem. Espri de denilen latife anlayışının mutlaka olmasını beklerim. Belki bu kıstaslar itiraz edilebilir kıstaslar olabilirler. Ancak ben bunlara bütün benliğimle inanıyorum. Kusura bakmayın, kainata, tabiata, insana, bitkiye, böceğe sevgi ile bakmayan kimseden bir cacık olmayacağını düşünüyorum.Ekrem Demirli

Mesela Ekrem Demirli Hocamızın da Gazali’nin tevazuu dikkatini çekmiş. Onun hakikat konusunda söylediği; “Benim durumum sizlerden farklı değil” sözünden çok etkilenmiş. Yani birileri gibi “hakikati buldum” diyerek iddialı laflarla ortaya çıkmamış. Veya kürsüde tek elini cebine atarak konuşan ve bütün meseleleri hallettiğini zanneden adam gibi yapmamış. Ekrem Demirli Hocamızın ifadesiyle birçok başarısı varmış ama başarılarını sanki kendisi kazanmamış gibi davranmış. Veya İhya’yı yazmış ama sanki yazmamış gibi davranmış. Bir nevi fena hali ile hakikate bakmış. Ekrem Demirli Hocamıza Gazali’nin bu sözünü bize hatırlattığı için yürekten teşekkür ediyoruz.

Üzerimizde ulema otoritesi var

Ekrem Demirli Hocanın dikkat çektiği konulardan birisi de üzerimizdeki ulema otoritesi konusuydu. Bu konuyu olumsuz bir zeminde ifade edenlerin aksine Hocamız bu konuyu olumlu bir zeminde ifade etti. Bu konuda şöyle söyledi: “Üzerimizde bir ulema otoritesi var. Mesela ‘Ebu Hanife böyle düşünmüşse doğrudur’ diyoruz. ‘Fahrettin Razi böyle düşünmüşse doğrudur’ diyoruz. Ulema otoritesi doğruları pekiştirmede ve doğruları ayakta tutmada çok önemli bir vasıtadır.”

Çok önemli bir husus

Ekrem Demirli Hocamızın bu derste değindiği en önemli konulardan birisi de zannımca ilimlerin bir bütünlük halinde toplanması meselesi idi. Bu konuda şunları söyledi: “Gazali, yaşadığı büyük krizinin ardından İhya-yı Ulumuddin’ini yazıyor. Parçalanmış olan ilimler bir kesende, bir ana fikirde toplanmalı; böylece ilimler ihya edilmelidir. İlimleri ihya etmek demek, aslında bütüncüllüğü, kemali bulmak demek… Din ilimlerindeki bütünlüğü yeniden kurmak istiyor. İslam toplumunda krizin, büyük kavganın aşılması yönünde bu en önemli teşebbüstür. İman ahlak ve davranış arasında bir bütünlük bir irtibat öneriyor. Bunun için İhya’yı yazıyor.”

Hocanın bu sözleri gerçekten çok önemli ve hayati tespitleri içeriyor. Böylece kafamızdaki birçok soru da çözülmüş oluyor. Bir şeyler yerli yerine oturuyor. Dikkat ederseniz, Gazali’nin bu tavrı aslında tüm mücedditlerin yaptığından başkası değil… Ekrem Demirli Hocanın şu sözlerini de birlikte düşününce taşlar daha da bir yerine oturuyor: “İbni Arabi tam da bu noktadan devam ediyor. Kendisine kadar gelen yedi asırlık düşünce birikimini uzlaştırmak, harmanlamak, bu arada çatışan farklı ekolleri, farklı gelenekleri, birbirini anlamayan fırkaları-mezhepleri uzlaştırmak ve bunları biz zeminde toplamak amacı taşıyor. Futuhat-ı Mekkiye bu anlamda İslam toplumu için bir manifesto niteliğini taşıyor.”

Hiç kimse hakikati tam olarak ıskalamaz

İbni Arabî ile ilgili önemli tespitler yapan Ekrem Demirli Hocamız, yine kaynağını ondan aldığı çok önemli bir hakikati paylaştı. Bunu da bütün mutasavvıfların anlattığı fil hikâyesi üzerinden yaptı. Hani karanlık bir odada filin bir organını tutan fili ondan ibaret zannediyor ya… Bunu şöyle bağladı Hoca: “İnsan olan, tefekkürü olan herkes filin bir tarafına temas etmiştir. Fille temas etmeyen kimse yoktur. Herkes file dair bir fikir sahibi olmuştur. Hiç kimse hakikati mutlak olarak ıskalamamıştır; herkes hakikatten nasipdardır.”

Ekrem DemirliBunu biraz basitleştirerek açacak olursak şunu söyleyebiliriz. Bazen deriz ki; falan konuda tasavvufçular haklıdır, falan konuda siyasal İslamcılar haklıdır, falan konuda falan zümre haklıdır… İşte bizim bu cümlemizi söylememize neden olan şey, herkesin veya her zümrenin hakikatin bir yönüne sahip olmasından başka bir şey değildir.

Yer değiştirmeyi göze alın

Fakat bazıları ise sadece bir kimsenin veya zümrenin, cemaatin, grubun söylediğinde sabitlenmiştir. Onlar herkeste hakikatin bir yönünün bulunabileceğini idrak edemeyenlerdir ki hakikat arayışlarında belki de bu zümrenin nasibi biraz daha azdır. Bu konuda Ekrem Demirli Hoca şöyle söyledi: “İbn Arabî diyor ki; kimse kendi pozisyonunu değiştirmeye hazır değil. Herkes kendi hevasına tapıyor. Ne demek yer değiştirmek. Meseleye bir de senin gözünle bakayım demek. Mesela Türkiye’de cemaatler sürekli tartışıyor? Niye? Çünkü herkes kendi pozisyonundan bakıyor. İbn Arabî ise yer değiştirmeyi öneriyor.”

Altınla yazılsa yeridir

Dersin sonlarına doğru, dersin başından beri beklediğim o hikmet dolu cümleyi buldum. Hocanın söylediği birbirinden önemli meselelerin arasında belki de ‘altınla yazılsa yeridir’ diyebileceğim şu önemli cümle beni çok heyecanlandırdı: “Herkes kendisine verilmiş olan şeyi nihayet değil bidayet sayacak.”

Bu cümle bize çok büyük ve önemli bir prensibi sunuyor. Belki de hakikat arayışının usulünü en güzel bir şekilde ifade ediyor. Ben bu cümleyi duymak için bırakın gecenin bir vaktinde buraya kadar zahmet etmeyi, dünyanın öbür ucuna gitsem bile buna değerdi. Adeta bir miftah gibi birçok kapıları açacak bir söz bu… İlimde derinleşeceksin, hakikatten koklayacaksın ama kendini hep başlangıçta göreceksin, ben bu meseleyi hallettim demeyeceksin… Bu müthiş bir şey…

O yokuşu geçmeden hakikati anlayamazsın

Ekrem Demirli Hoca bu sözünü şöyle genişletti: “Biz ulaştığımız yeri bitiş değil başlangıç kabul ettiğimiz zaman bir yolculuğa çıkarız, seyr-ü sülük ederiz. Seyr-ü sülukta adetlerimiz, alışkanlıklarımız, düşünce kalıplarımız değişir, biz hakikati o zaman tanırız. Bu seyr-i ilallahtır. Önceden Allah’ı kendine göre, meşrebine, mezhebine, cemaatine göre tanıyordun. Ama şimdi bir hakikat kapısı aralandı ve Allah’a göre kendini tanıyorsun. Başka bir ifade ile herkesin ‘bana göre’ bilme biçiminden ‘Hakka göre’ bilme biçimine geçmesi diyebiliriz buna.”

Kuşkusuz hakikate ulaşmanın bir bedeli ve bir zahmeti var. Hakikat denilen mefhum bizden bir ahlaka sahip olmamızı istiyor. Erdemlerle, faziletlerle dolu bir ahlak bu… Ekrem Demirli Hoca, bunu da harika bir şekilde ifade etti: “İnsan her neyden konuşursa konuşsun eğer ahlakî emeğini, ahlakî mücadelesini vermemiş ise mutlaka ‘bana göre’ kalıbında bir şeyden konuşuyordur. Sözüne ‘Kur’an’a göre’ diyerek başlasa bile o ahlakî seviyeye ulaşamamışsa aslında o söylediği şey yine ‘bana göre’ kalıbındandır. O kimse aslında ‘Bana göre Kur’an şöyle der’ demiş olur.” Ekrem Demirli Hocamızın bu sözünden de anlıyoruz ki Kur’an’dan anladığını sanan ham kişi ne kadar “Kur’an’a göre şöyledir” derse desin aslında söylediği şey nefsanî bir sözdür.

 

Aydın Başar haber verdi

Güncelleme Tarihi: 01 Ekim 2012, 12:14
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
mehmet yiğit
mehmet yiğit - 6 yıl Önce

KANIMCA,TÜM BU İYİ NİYETLİ ÇALIŞMALAR VE HABERİ YAZAN SAYGIN BEYEFENDİNİN YORUMU GÜZEL(!) İLGİNÇ VE GÜNÜMÜZ TAKİPÇİLERİNE GÖRE AKIL AÇICI..UNUTULMAMASI GEREKEN,CENABI HAKKIN KAYITLI BEŞER AKLI İLE NE KADAR KAVRANACAĞI..BAŞLANGIÇ..SON(NİHAYET)HEP BUNLAR BEŞERİ,İNSANCA, İYİ NİYETLİ AÇIKLAMALAR..SINIRSIZI SINIRLI AKILLA VE İYİ NİYETLE KAVRAMA GAYRETLERİ CENABI HAK İÇİN;BAŞLANGIÇ,SON,AŞAĞI,YUKARISI,MESAFE,YÖN,MİKTAR SÖZ KONUSU DEĞİL..AMA ONU TENZİH EDİP SINIRLAMAK DA İMKANSIZ(!)

banner19

banner13