Samimiyet ve irfanla yoğrulmuş bir gösteri

Bekir Develi “Ünlü Mamuller” adlı stand-up gösterisi için Çanakkale'deydi. Enes Yaşar programdan notlarını aktardı.

Samimiyet ve irfanla yoğrulmuş bir gösteri

Bekir Develi “Ünlü Mamuller” adlı stand-up gösterisi için Çanakkale'deydi. Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın yürütmüş olduğu programlar dâhilinde 22 Aralık Pazar günü gerçekleştirilen programda, oldukça farklı zaman dilimindeki hikâyelere tanık olduk. Hatta dedesinin bakıp da göremediği uçakları dahi gördük. Fakat bu hikâyede yer alan uçaklar anlaşılacağı üzere diğerlerinden biraz farklıydı. Öyle ki dinleyenleri duygulandırdığını dahi söyleyebiliriz.

Bir uçağı stand-up gösterisinde bu kadar anlamlı kılan ve duygulandıransa Bekir Develi’nin stand-up’u kendi benliğinde harmanlayarak seyircilere ahlaki ve manevi bir ruh katarak sunmasıydı sanırım. Dolayısıyla mizahın yalnızca hayâ sınırlarını aşan argo kelimelerle değil, samimi ve ahlaki sınırlar gözetilerek de yapılacağını görmüş olduk. Uçağın hikmetini bizler programın sonunda öğrendiğimiz için uçağa yazının ilerleyen bölümlerinde değinmek istiyorum.

Bu programda kimleri tanımadık ki… Çocuğunun kola bağımlılığını engellemek için kolanın içine et atarak etten nefret ettiren pratik çözümlü bir babayı, İngiltere programında götürüldükleri hayvanat bahçesinde ziyaretçilerin hayvanlara “Amazing… Ohhh My God” gibi tepkilerle yaklaşmalarına karşın samimi ama bir o kadar da komik diyaloglarda bulunan yurdum insanını, TRT programları vesilesiyle tanımış olduğu Malibu Ağayı, bazı kuzuları ulama yaparak samimiyetine gıyaben tanık olduğumuz Anadolulu bir teyzeyi ve dahasını. Ulamayı şöyle anlatırlar, köylerde yavrusu ölen koyunlar ve anaları ölen kuzular birbiriyle eşleştirilirlermiş. Ama bunu yapabilmek için ölen kuzusunun derisini, anası ölen kuzuyla bir süre aynı ortamda bulundurup onun üstüne bağlarlarmış. Çünkü yavrusunu kokusundan tanıyarak emziren ana aksi halde diğer yavruları emzirmemiş.

Hayallerimize bir kez daha döndük

Hepsinin ortak noktası ise samimiyet ve irfandı. Çünkü anlatılan kişilerin tutum ve davranışları, İslam medeniyetinin havzasında yoğrulmuş ve şekillenmiş olduğu programın her aşamasında biraz daha belirginleşiyordu. İşte Bekir Develi’nin mizahi bir yolla sunduğu hikâyeler de bu yüzden bizler için önemli olduğu kanaatindeyim. Öyle ki değindiği bir çok nokta bu nedenle yalnızca yaşamımızın sürgününde kalmış yanlara gelip selam vermekle kalmadı, aynı zamanda bizleri geri dönüş yollarına da revan kılarak rafa kaldırdığımız hayallerimize bir kez daha dönüp bakmamızı sağladı.

Nitekim modern hayatın dikte ettiği bir takım pragmatik yaklaşımlara karşı samimiyetle hareket etmemiz gerektiğini bir kez daha hatırlattı bizlere. Aynı zamanda Ömer Faruk Dönmez gibi samimi ve fedakâr arkadaşların da halen yanımızda olmaları gerektiğini vurguladı. Öyle ki Ömer Faruk Dönmez, biriktirdiği paralarla zar zor aldığı arabasını Bekir Develi’ye ondan daha çok inandığı için hiç tereddüt etmeden satabilen candan bir dostmuş. Programda ise onu “Parlak bir fikrim daha var” sözleriyle tanıdık. Öyle ki Bekir Develi’nin stand-up gösterilerine başlarken manen ve madden hep yanında olan ve vazgeçeceği sırada onu “Parlak bir fikrim daha var” sözleriyle tekrar ikna edebilen bir dostmuş Ömer Faruk Dönmez ve Bekir Develi’ye hayallerinin kapılarını açmasına vesile olabilen hakiki manada bir yoldaş.

Ömer Faruk Dönmez gemileri yakmasını istemiş

Buradaki en önemli unsur sanırım Ömer Faruk Dönmez’in, Bekir Develi’den gemilerini Tarık bin Ziyad gibi yakmasını isterken hiç düşünmeden kendisinin de gemilerini yakmış olmasıdır. Çünkü kendisi, Bekir Develi bir traktör römorkunda stand-up yaparken de TRT ile program görüşmelerine giderken de hep yanındaymış. Olması gerektiği gibi…

Programda dikkatimi çeken bir diğer husus ise mahallelerindeki imam oldu. Çünkü imamları bildiğimiz imamlardan değilmiş. “Safları sık tutalım, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize” olsun yerine namaza durulacağı vakit “hazırsanız başlayalım” diyen imamlardanmış. Bekir Develi de buna esprili bir şekilde bir yorum getiriyor. Hazır mısınız demek cemaate bedenen buradasınız da ruhen de burada mısınız anlamına geliyormuş. Namaz kılarken birçoğumuzun sorgulaması gereken bir durum olduğu için oldukça yerinde bir tespit sanırım.

Bekir Develi’nin dedesine ve uçaklara gelecek olursak, dedesi uçakların uçabileceğine inanmıyormuş. Torunları her ne kadar uçakla gidip geldiklerini kendisine anlatmaya çalışsalar da onu inandıramıyorlarmış. Uçmaz onlar deyip gülüyormuş her seferinde. Bir gün iyice hastalanmış. Bu yüzden bütün torunları Bekir Develi gibi dedelerinin yanlarına gelmişler. Torunlarına tek tek hitap ederek sen mi geldin, sen mi geldin diye sorular soruyormuş. Büyük torununa “Sen Almanya’dan nasıl geldin” öyle demiş. “Uçakla geldim” cevabını alınca “Uçak hiç uçar mı hiç” diye karşılık vermiş yine… Fakat ardından “yaklaşın bi hele” demiş ve “Aslında ben de biliyorum uçakların uçtuğunu. Ama Müşrikler Hz Muhammed’in (s.a.v) peygamberliğine inanmak için delil istediklerinde ayın yarılarak müşriklerin istediği gibi dağın arkasına doğru hareket etmesine rağmen onlar benim peygamberime inanmadı. Bende bu yüzden uçakların uçtuğuna inanmıyorum” sözleriyle devam etmiş. Bekir Develi ise dedesinin uçağa bizzat binse de uçağın uçacağına inanmayacağını söylüyor. Öyle ki Peygamber Efendimize yapılan hakaretler dedesinin öylesine ağrına gitmiş ki böyle bir tepki verme gereksiniminde hissetmiş kendisini.

Enes Yaşar haber verdi. 

Güncelleme Tarihi: 03 Aralık 2015, 11:46
YORUM EKLE

banner19