Saltanatlı Tekbir bu medeniyetin ürünü

Prof. Dr. Mustafa Kara, Birlik Vakfında Itrî ve Nabi’yi anlattı. Gecede Itrî ve Nabi’nin eserlerinden örnekler de ney eşliğinde okundu.

Saltanatlı Tekbir bu medeniyetin ürünü

 

Gönüllere seslenen geceleri çok sık yaşayamaz insan ömrü boyunca. Nadirdir bunlar. Gelişleri hiç anlaşılmaz bile çoğu zaman. Hiç umulmadık zamanlarda aniden bir şimşek gibi çıkagelir, bir ateş yalımı olup yakıverir insanın gönlünü. Geriye, tadına doyulmaz bir an kalır ömür boyunca hatırlanacak.

Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kara Hocanın, Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin Cuma Meclisinde Itrî ve Nabi üzerine yaptığı sohbet, sadece bu satırların yazarını değil, hiç kuşku yok ki o an orada olan herkesi; havada uçan kelebeği, yerde yürüyen karıncayı, gövdesini insanlara siper yapmış duvarları bile etkilemiş, gönül tellerini titretmiştir. Öyle dolu, öyle güzel, öyle etkileyici bir geceydi çünkü. Bunun böyle olmasında, kendisinden bahsedilen ulu kişilerin bereketini bilmemek haksızlık olur, zül olur.Mustafa Kara

Prof. Dr. Mustafa Kara Hoca, Itrî ve Nabi’yi anlatırken UÜ Öğretim Görevlisi İbrahim Benlioğlu sesiyle ve Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Araştırma Görevlisi Selman Benlioğlu de neyiyle zaman zaman Itrî’nin bestelerinden, Nabi’nin güftelerinden örnekler seslendirdiler. Elhasılı kelam, bereketli bir geceydi. Bu bereketin herkese nasip olması dileğiyle Prof. Dr. Mustafa Kara’nın Itrî ve Nabi’ye dair anlattıklarını tarihe not düşelim.

Bir medeniyet inşâcısı olarak insan

Prof. Dr. Mustafa Kara, 2012 yılının UNESCO tarafından Itrî ve Nabi’yi anma yılı olarak ilan edildiğine dikkat çekerek bu önemli insanlara sahip çıkmamamızın acı bir şey olduğunu vurguladı ilk olarak. Sonrasında, insan ve insanın yeryüzündeki inşâcı kimliğine değinen Prof. Dr. Mustafa Kara, bunun, sanatkârların ortaya çıkması için önemli olduğunu söyleyerek konuyla ilgili şunları aktardı:

“İnsan yeryüzünde var olduğundan beri teşkilatlar kurar. Bu teşkilatların en küçüğü aile, sonrası devlet ve en büyüğü de medeniyettir. Medeniyet, sadece bir ülkeye, bir millete ait değildir. Medeniyet denilen şey kıtaları, devletleri, milletleri, çağları kuşatan bir özelliğe sahiptir. Yeryüzünde bir değil, birden fazla medeniyet vardır ve bunlar aynı zamanda birbirlerinin mirasçısıdırlar.

Biz, medeniyet kuran bir toplumuz. Kurduğumuz medeniyet sadece bir yere, bir ülkeye, bir millete ve bir zamana ait değildir. Çağlar üstüdür. Kuşatıcıdır. Zamanla kayıtlı değildir.”

İslam Medeniyetinin özelliği nedir?

Prof. Dr. Mustafa Kara, İslam medeniyeti dendiğinde ne anlaşılması gerektiğini ve bu medeniyetin özelliğini şöyle açıkladı:

“İslam Medeniyeti dendiğinde de, sadece bir devlet, bir kıta, bir ülke anlaşılmaz. Medeniyet bunların tümünü kuşatan daha geniş bir şeydir. Medeniyet denilen şey parçalardan oluşur. Bu parçalardan biri de Bursa’dır mesela. Bursa’nın son altı yüz yılına baktığımızda, Bursa’da üç dinin iç içe, üç değişik mabedin komşu komşuya yaşadığını görüyoruz: İslam, Hıristiyanlık ve Musevilik ile bunların inançlılarının mabetleri olan cami, kilise ve havra…

Ama şuna dikkat etmeli: Bu üç inancın, bu üç farklı hayat tasavvurunun insanları, İslam medeniyetinde gerçekten de yüzyıllarca özgür biçimde yaşamışlardır. Bu, hiçbir zaman görünüşte olmamış, hakikatte böyle olmuştur. Burada iki medeniyet tasavvurunun, İslam medeniyeti tasavvuru ve Batı medeniyeti tasavvurlarının farkına dikkat etmek gerek. İslam medeniyeti kendinden olmayana özgürce yaşama hakkı verirken Batı, kendinden olmayana hayat hakkı tanımamıştır.”

Mustafa KaraMedeniyetler neyle ve nasıl ayakta kalır?

Prof. Dr. Mustafa Kara, medeniyeti kurup bu medeniyeti yaşatmak için bazı şeylerin de üretilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları anlattı:

“Medeniyetleri kurup onları ayakta tutan damarlar vardır. Bu damarlar şunlardır: ‘ilim ve irfan; fikir ve felsefe ile güzel sanatlar...’ İşte biz bu üç damarda da hep kaliteli insanlar yetiştirdik.

Ama şuna dikkat etmeli: Bu damarların varlığı tek başına yeterli değildir. Bunların yeşereceği uygun iklim de gerekir. Bu uygun iklimi sağlayan ise, devlet başkanı ve devletin üst düzey yöneticileridir. Yani siyasi otoritedir. İşte bu otoriteye biz koro şefi diyelim. Bu koro şefi, devletteki farklılıkları uyumlu bir bütün haline getirendir. Onların iradesi olmasa, bu sistem çöker.”

Itrî’nin saltanatlı ‘Tekbir’i burada nasıl okunuyorsa diğer ülkelerde de aynı okunuyor

Bu sözleriyle öncelikle sanatkârların yeşereceği ortamın ve onlara bu ortamı sağlayan zihin dünyasının çerçevesini çizen Prof. Dr. Mustafa Kara, Türk müziği ve Itrî’ye dair şunları anlattı:

“Bütün musikişinaslarımız, Türk müziğinin zirvesinin Itrî’nin ‘Tekbir’i olduğunu söyler. İkinci sıraya ise, yine Itrî’nin Salat-ı Ümmiye’sini yerleştirirler. İşte Itrî, üç yüz yıldan beri hâlâ aşılamayan biridir. Fas’ta katıldığım bir sempozyumda, Itrî’nin tekbirini biz Bursa Ulu Cami’de nasıl okuyorsak diğer Müslüman milletlerin de aynı şekilde okuduğuna şahit oldum. Kısacası, musikinin dili yoktur. O ne Türkçe ne Arapça ne de Almancadır. Onun dili insancadır.”

Itrî’nin yetiştiği yer Yenikapı Mevlevihanesidir. Daha dün denecek zamana kadar ilim ve sanat meclisleri tekke ve dergâhlarda yeşeriyordu. Kur’an’ın makamla okunması, ilahiler ve kasidelerin makamla söylenmesi, tekke ve dergahları aynı zamanda doğal birer sanat mekanı haline getiriyordu. Unutulmamalı ki Yenikapı Mevlevihanesi ve oradaki çok ince, çok naif sanat anlayışı olmasa, Itrî birikim sahibi olamaz ve bu şaheserleri ortaya çıkaramazdı.

Medeniyetin kaynağında üç kitap vardır

Prof. Dr. Mustafa Kara, İslam medeniyetini şekillendiren üç kitap olduğunu söyleyerek bu kitapları şöyle anlattı: “Medeniyetimizin kaynağında üç kitap vardır: Allah’ın kitabı, Resul’ün kitabı ve Hazret-i İnsanın kitabı. Allah’ın ve Resul’ün kitaplarını herkes biliyor, bunlar bellidir. İnsanın kitabı ise ‘ilim ve irfan; fikir ve felsefe; güzel sanatlar’ alanında verilen eserlerdir. İslam medeniyeti, bu alanlarda hep üstün eserler vermiştir.

Sakın terk-i edepten kûy-i mahbûb-i Huda'dır bu

Itrî ile çağdaş olup yarenlik yaptıklarını bildiğimiz diğer bir sanatkârımız da Nabi’dir. Prof. Dr. Mustafa Kara, Nabi’ye dair tespitlerini şöyle anlattı:

“Nâbî, hikmet ve düşünce içeren şiirlerin şairidir. Yani milletimizin dediği ve bizim anladığımız anlamda, ‘derin’ bir şairdir. Itrî İstanbulludur ve İstanbul’dan nerdeyse hiç ayrılmamıştır. Ama Nabi Urfalıdır ve hayat onu değişik yerlere savurmuştur. İstanbul’a gidip oradaki ilim erbabıyla tanıştığını, saraydan ilgi görüp saraya yakınlaştığını biliyoruz. Bir ara Bağdat’a da gönderilmiştir.

Nâbî, edep ve terbiye şairidir aynı zamanda. Hac yolculuğunda, sevdalısı olduğu Resul’ün yaşadığı mekâna yakınlaştığında irticalen söylemiş olduğu şiir, şiirin söylenişindeki güzellik ve şiirin taşıdığı anlam hâlâ aşılamayan güzelliktedir. O şiiri hepimiz biliyoruz. Teberrüken ilk ve son beyitlerini buraya alalım:

Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hudâ'dır bu!

Nazargâh-i ilâhîdir, Makâm-ı Mustafâ'dır bu.

Mürâât-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha,

Metâf-ı kudsiyâdır bûse-gâh-ı enbiyâdır bu.

İnsanın hedefi: Allah’a dost olabilmek

Prof. Dr. Mustafa Kara, bu sanatkârların, hâlâ aşılamayan olağanüstü ürünler vermelerinin, ruh dünyaları ve onların hedefleriyle ilgili olduğuna dikkat çekerek insan ve insanın hedefinin ne olması gerektiğini şu sözlerle anlattı:

“İnsanın hedefi, Allah’a dost olabilmek olmalı. İlim, irfan, sanat vb.nin amacı hep o dostluğu elde etmek olmalı, İlim, irfan, sanat hep oraya yönlendirilmelidir. Itrî ve Nabi’de bu hedef olmasaydı, o iki sanatkar bu ölümsüz eserleri veremezlerdi.”

Güzel sanatların herhangi bir koluyla muhakkak ilgilenin

Sohbetin sonuna doğru Prof. Dr. Mustafa Kara, dinleyiciler arasındaki özellikle üniversite öğrencilerini kastederek onların Hazreti İnsan olmalarına katkı sağlayacak şu öğüdü verdi:

“Güzel sanatların bir koluyla mutlaka ilgilenin!.. Bu şiir olur, musiki olur, hat olur, hiç fark etmez. Yeter ki ilgilenin. Yeteneğiniz hangisineyse, onunla ilgilenin. Şiir yazmayı beceremiyorsanız, şiir dinlemeyi bilin, şiir okumayı bilin. Çünkü güzel sanatların insanın gönlünü arındırıcı bir özelliği vardır. Güzel sanatlarla uğraştıkça gönlünüzün arınıp temizlendiğini hissedersiniz. Ve bir de, bunları anlamıyorum diye tasalanmayın, hissetmeye çalışın. O şair o şiiri yazarken hangi ruh haline bürünmüş; o bestekâr o besteyi yaparken hangi dünyalarda gezinmiş, bunu hissetmeye çalışın.”

Prof. Dr. Mustafa Kara, dinleyiciler arasında bulunan Prof. Dr. Hüseyin Algül Hocayı, Nabi’nin natıyla ilgili menkıbeyi anlatması için kürsüye çağırdı ve Prof. Dr. Hüseyin Algül Hoca da, insanı ürperten o menkıbeyi anlattı ama bu menkıbe inşâllah bir başka yazının konusu…

Itrî'nin Tekbir'ini ve Salat-ı Ümmiye'sini dinlemek için buyurunuz.

Ahmet Serin, uykusuzluğunu ve yorgunluğunu umursamadan dinledi ve yazdı

Güncelleme Tarihi: 02 Nisan 2012, 11:27
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
genç
genç - 7 yıl Önce

Ramazanda "ramazan etkinliklerinden!" vakit bulunabilirse camilere gidilir ıtriden miras salavatlar çekilir sonra Ramazan etkinliklerine dönülür.... Bir şarkı okur havasında okunur salavatlar.... Acaba iyilikmi yapmıştır bize ıtri kötülükmü......

Cemil
Cemil - 6 yıl Önce

o senin hüsnü kuruntun !

banner19

banner13