banner17

Salavatı hep ayaktaymış o Ahmedin!

Osmanlı döneminden üç güzel örnek anlattı İskender Pala, Rasulullah sevgisi üzerine.

Salavatı hep ayaktaymış o Ahmedin!

Üsküdar Belediyesi’nin düzenlediği ve İskender Pala’nın konuşmacı olarak katıldığı “Hz. Peygamberimizi Şiirle Sevmek” konulu program, 19 Nisan Salı günü Altunizade Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirildi. Peygamberimiz (S.A.V) üzerine yazılmış en güzel şiirlerin ve Peygamber sevgisini en güzel ifade eden şahsiyetlerin konuşulduğu programı çok sayıda dinleyici takip etti.

İnsan severse böyle sevmeli

İskender Pala peygamberimizi en güzel sözlerle ifade etme gayretini göstermiş üç isim üzerinde duracağını ifade ederek sözlerine başladı. Bu üç kişiden biri, birçoğumuzun dinlerken gözyaşlarına hâkim olamadığı eserin sahibi Süleyman Çelebi. İnsan severse böyle sevmeli, böyle söylemeli dedirten bir eser Mevlid-i Şerif.

İskender Pala Mevlid’in yazılış öyküsünü dinleyicilere şu sözlerle anlattı: “Mevlid-i Şerif bundan 600 yıl önce Bursa’da yazıldı. 1409 yılında Bursa Ulu Camii’nde Arap bir vaiz, vaazında şu ayet-i kerime’yi okur: ‘Allah’ın peygamberlerinden hiçbiri hakkında ayrım yapmayız.’ Bakara Suresi’nin 285. ayetinde böyle ifade ediliyordu. Camide vaazı dinleyen Süleyman Çelebi belki de fevri bir eda ile bu ayete karşın Bakara Suresi’nin 253. Ayetini söyler: ‘Biz, o işaret edilen peygamberlerden kimini kiminden üstün kıldık. İçlerinden kimi ile Allah konuştu, kimini de daha yüksek derecelere çıkardı.’ Hz. Peygamber sevgisiyle yanan Süleyman Çelebi’nin bu ayeti okumasının ardından camide Arap vaiz ile aralarında bir tartışma çıktı ve bu konu saatlerce konuşuldu. Camiden ayrılırken bu tartışmaya içerlenen Süleyman Çelebi o gece divitini hokkasına bandırır ve Mevlid’i yazmaya başlar. Hz. Peygamber’e duyduğu aşkla 11 günde Mevlid’i yazdığı bilinir.”

25767600 yıldır hatırlanmıyor

İskender Pala, Süleyman Çelebi’nin 600 yıl önce Mevlid’i yazdığını ve bu eser büyük bir üne kavuştuktan sonra, onun çoğu kez taklit edilmeye çalışıldığını ifade etti ve şunları söyledi: “Tarihte Süleyman Çelebi’yi taklit ederek Mevlid yazmaya çalışan 13 kişi olabilmiştir. Fakat hiçbiri Mevlid gibi güzel ve kalıcı olamamış. Mevlid-i Şerif, Peygamber sevgisinin en yüce ifade edildiği eserdir.” Mevlid’in yazılışının 600. yılına gelmemize rağmen bu coğrafyada onu anacak hiçbir programın, konferansın, törenin yapılmadığını üzülerek ifade eden İskender Pala, sözlerine şöyle devam etti:

“Kur’an okurken ağlamayan biz, Mevlid okurken hüngür hüngür ağlarız. Bir dükkânı açarken, evlenirken nikâhımızda, bir yakınımız ölünce ardından Mevlid-i Şerif okuruz. Fakat 600 yıldır İslam ülkelerinde ne bir kutlamaya ne bir konferansa, ne de bir anma programına vesile olamadı Süleyman Çelebi ve Mevlid-i Şerif. Yazık bize! Mevlid’in yazılışının 600. Senesinde onu hatırlamak nedir bilemedik henüz. Ama Mevlid 6 yüz değil 6 bin yıl daha okunacaktır. O; bir sevinçtir, hüzündür, gözyaşıdır, aşktır bizim için.”

“Özür dilerim”

İskender Pala daha sonra Hz. Peygamberimiz’e en güzel şiirleri yazmış bir diğer isimden söz açtı.

Padişah 3. Mehmet döneminde kâtiplik yapmış Hakanî Mehmet Bey’i İskender Pala şu sözleriyle anlattı: “Peygamberimiz (S.A.V) için yazdığı o güzel ve zarif şiirinden ötürü Padişah onu huzuruna çağırmış. Padişahın karşısında korkudan tir tir titreyen Hakani Mehmet Bey, padişahın onun yazdığı şiiri ezbere okumaya başladığını işitince ne yapacağını şaşırmış ve çok utanmış. Padişah 3. Mehmet şiiri okuduktan sonra Hakanî Mehmet Bey’e dönerek ‘şimdi dile benden ne dilersen” demiş. Hiçbir dileği olmayan Mehmet Bey titreyen sesiyle, “özür dilerim” deyince Padişah salonu terk etmiş. Hakanî Mehmet Bey de hiçbir dileği olmadığını vezirlere şöyle ifade etmiş ; ‘Ben bu sözleri, bu şiiri Peygamber Efendimiz için yazdım. O gün geldiğinde ona hediye edeceğim. Benim tek dileğim budur.’ Koskoca padişahın, insanlarının yaşamalarının iki dudağı arasından çıkan söze bağlı olduğu padişah 3. Mehmet’in bu teklifini reddeder Mehmet Bey. İşte peygamber sevgisi böyle olmalıdır. Dünyayı ayaklarına serebilecek padişahın teklifi, Hakanî Mehmet Bey’i heyecanlandırmamıştır bile.”

25768İskender Pala, Hakani Mehmet Bey’in ölüm döşeğinde ağzından çıkan son cümlelerinde şunları söylediğini ifade etti: “Ey dostlar. Şu cennet bahçeleri ne güzel bahçelermiş.” Hakanî Mehmet Bey, dünya nimetlerine sırt çevirmesine neden olan amacına ermiş ve belki de onun Peygamberimiz (S.A.V)’e olan hediyesi kabul olmuş.

Sadece ayakta salâvat getiren padişah

İskender Pala’nın programda sözünü ettiği üçüncü kişi bugün Sultanahmet semtine de ismini veren Sultan 1. Ahmet. 1590 yılında doğmuş, 1617 yılında yani 27 yaşında vefat etmiş, ömrünün yarısını sultan olarak geçirmiş bir padişah 1. Ahmet. İskender Pala 1. Ahmet’in çok etkilendiği bir özelliğini şu sözleriyle ifade etti: “Onun çok güzel bir özelliği var. Sultan 1. Ahmet her ne zaman Hz. Peygamber’in adını duysa yerinden kalkar ve salâvat getirirmiş. Kısa bir süre sonra peygamberimizin adı tekrar anılsa padişah yine ayağa kalkar ve yine salâvat getirirmiş. Sultan Ahmet, peygamberimizin adını, hiçbir zaman oturduğu yerden salâvat getirerek anmamış. Düşünmek gerekir ki biz Hz. Peygamber’den bahsederken çoğu zaman salâvat getirmeyi bile unutuyoruz.”

Sultanahmet Camii’nin yapıldığı döneme dair bir hikâyeyi dinleyicilerle paylaşan İskender Pala, camiin inşasının son günlerinde 1. Ahmet’in gördüğü bir rüyanın birçok şeyin değişmesine neden olduğunu ifade etti. Pala’nın Sultan 1. Ahmet’e ilişkin aktardığı bu güzel hikayeyi şöyle özetleyebiliriz.

Peygamberin ayak izi padişah sorgucunda

Rüyasında Hz. Peygamber’e şikâyet edilmiştir Sultan Ahmet. Peygamber Efendimiz’in ‘ayak izi’ni, inşası süren camiye yerleştirerek hem adını geleceğe bu eserle bırakmayı hem de camiinin dolup taşmasını dileyen 1. Ahmet, bu rüyayla birlikte bu arzusundan vazgeçmek zorunda kalmıştır. Çünkü rüyasında Peygamber Efendimiz’in ‘ayak izi’nin başka bir devlete ait olduğunu görmüştür ve Peygamberimize şikâyet edilmiştir. Bunun üzerine Sultan Ahmet bu dileğinden vazgeçer ve ‘ayak izi’ni sahibine yollar. Fakat göndermeden önce bir balmumuna ‘ayak izi’nin kalıbını çıkarmıştır. Bu kalıptan çok güzel bir sorguç yapar ve ortasına da bir şiir yazar. Daha sonra 1. Ahmet, Cami’nin açılış merasiminde kavuğunun üstüne sorguç olarak peygamberimizin ayak izini temsil eden bir kalıbın ortasında yazan şiiri takar. Sultan Ahmet Camii’nin açılışında Sultan 1. Ahmet’in kendi yazdığı ve kavuğuna astığı şiir şöyle: “Ne olur tacım gibi başımda götürsem daim / Kademi nakşını ol hazret-i şah-ı rüsülün / Gül-i Gülizar-ı nübüvvet o kıdem sahibidir / Ahmed dur yüzün sür kademine o gülün.”

Ömrünün son gününe kadar ne zaman böyle bir merasim olsa Sultan Ahmet hep o sorgucu takmıştır kavuğuna. Peygamber Efendimiz’in ayak izi şeklindeki sorgucun içindeki şiirle birlikte Sultan Ahmet her daim sevdiğini başının üzerinde taşıdı. İskender Pala’nın da konuşmasını bitiren son cümlesi gibi: “Peygamber sevgisi böyle bir şey.”

 

 

Samet Akten haber verdi

Güncelleme Tarihi: 24 Nisan 2011, 12:38
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
xxx
xxx - 8 yıl Önce

gözlerim yaşararak okudum, teşekkür ve tebrik ederim.
yalnız şiir şöyle olmalı:
N’ola tâcım gibi başımda götürsem dâim
Kademi resmini ol Hazret-i Şâh-ı Rusülün
Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidir
Ahmedâ durma yüzün sür kademine o gülün

Osman DOST
Osman DOST - 8 yıl Önce

İstanbul'da yaşayan muhterem dostlar, hepinize imreniyorum. Belki de kıskanıyorum. Muhabbetin güzeli hep İstanbul'da, ben Ankara'da gurbetteyim. Alemlerin Rahmeti Peygamber Efendimizi(sav) sevenleri bile başka bu İstanbul'un. Hele Üsküdar'ı bambaşka. Sulatn Ahmet Han'ın hocası Aziz Mahmut Hüdayi (hz)'de Üsküdarda meftundur.

filiz ok
filiz ok - 8 yıl Önce

keşke orada olabilseydk.. bu arada sultan ahmet in 27 yaşnda vefat ettiğini bilmiyordm

banner8

banner20