Şairden milletvekili olmaz mı?

Bursa'da 'Kutlu Doğum Etkinlikleri' dolayısıyla 3 Nisan'da 'Şairler Naatlarını Okuyor' adlı bir etkinlik düzenledi.

Şairden milletvekili olmaz mı?

Bir şeyler ters gidiyor ama…

İlk defa Mart ayında, Bursa Kitap Fuarı’nda bunu gözlemlemiştim. (ve bu gözlemimi de bir haberde dünyabizim’de paylaşmıştım) “Popüler olan”, “estetik ve kıymetli olan”a galebe çalmış -sözü evirip çevirmeden söylemek gerekirse eğer- tam anlamıyla kapının eşiğinde bırakmıştı onu. Bu gözlemimi kanıtlayan şey, fuarda düzenlenen imza günleriydi. İmza günlerinde kuyruklar, popüler yazarların önünde uzuyordu. Bu durum -ideolojileri ne olursa olsun hiç fark etmez-  tüm yazar/okurlar için böyleydi. İster ateist olsun ister İslamcı, imzalanmak için alınan kitaplar, popüler yazarlarındı ve kuyruklar da onların önünde uzuyordu. Bunu söylerken, popüler yazarların kitaplarını değersiz saydığım düşünülmesin. İçlerinde değerli ve estetik olanlar da var kuşkusuz ama şunu da belirtmeliyim ki; onları “satılır” kılan şey öncelikle ürünlerin estetik boyutu ve kalitesi değil, popüler olmalarıydı. Bu da durumun ayrı ve acı bir cephesi.

Aslında daha da acı tarafı, iyi-kötü bir okur kitlesi olmasına rağmen, hikmetli söze talip olan bir dinleyici kitlesinin artık neredeyse kalmadı. Metin Önal Mengüşoğlu’nun da tespit ettiği üzere, sözgelimi İsmet Özel, kendini dinletebilmek için muhtemelen, şiir programının arasına şarkı söylemeyi de dahil etmişti.

25410Gökkubbeye salınan avaze

Eskiden kültür/edebiyat/sanat ilgi görmez, sanatçı “bir garip” olarak yaşardı. Sanatçının değer görmesi, bir sanatseverin onu himayesine almasıyla mümkün olurdu ancak. Elhasıl, hem sanat hem de sanatkâr himayeye muhtaç kalmış, toplum katında makbul olamamışlardır bir türlü.

Günümüzde de farklı değil bu durum. Sanat ve sanatçı yazık ki ilgi görmüyor, ürünlerin yeşermesi için himaye görmesi gerekiyor. Bir anlamda varlıklarını sürdürmeleri himayeye bağlı oluyor.

Yeni memleketim olan Bursa’da kültür/sanat etkinliklerinin yoğunluğuna, yıllarca buna aç olan biri olarak sevinmiştim. Mümkün olduğunca bu etkinlikleri izlemek için zaman ayırmaya çalışıyordum ama katıldığım programlarda bir şey vardı ki canımı sıkıyordu: Büyük fedakarlıklar ve büyük zahmetlerle kotarılan bu etkinlikler, halk katında ilgi görmüyordu. Bunun en son örneği de 3 Nisan’da yaşandı.

Biz buradayız ey dinleyici, sen neredesin?

Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. “Kutlu Doğum Etkinlikleri” dolayısıyla bir dizi etkinlik düzenledi. Bu etkinliklerden biri de, şairlerin naatlerini okuma etkinliğiydi. Saat 14.30’da Ördekli Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinliğe, programın başlama saatine yakın yetişebildim ve doğrusu küçük bir şok yaşadım: 13 şair yerini almıştı ama dinleyiciler kısmı çoraktı. Toplasan 30-35 kişi ancak vardı ve bunların bir kısmı da şairlerin eşi-dostu sıfatıyla yerini almıştı. Yani halktan dinleyici neredeyse hiç yok yoktu. Marifetin iltifata tabi olduğu gerçeği göz önüne alındığında, marifet sahiplerinin bu kayıtsızlığa daha ne kadar direnebileceği, endişe edilmesi gereken bir konu bence.

Her ne kadar halkın büyük çoğunluğunun böyle etkinlikler yerine cıstaka cıstak kültürünün hakim olduğu etkinlikleri tercih ettiği herkes tarafından bilinse de, yine de katılımın bu kadar az olmasının başka sebepleri de olsa gerek diye aklına geliyor insanın. Bu sebepleri arayıp bulmak, bu satırları yazan kişinin işi olmadığı için bu konuyu burada kapatmayı yeğliyorum.

25411Naat geleneği

Program, Adem Turan ve Sıddık Ertaş’ın sunumuyla başladı. Ev sahibi sıfatıyla Bursa Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Erman’ın yaptığı hoş geldiniz konuşmasından sonra Mustafa Özçelik Hoca, edebiyatımızda naat geleneği hakkında bilgi veren öğretici bir konuşma yaptı. Konuşmasında, naat geleneğinin Peygamberimizden önce başladığını (bknz: Kus bin Saide) ama asıl yaygınlığına, Hasan bin Sabit başta olmak üzere Peygamberimiz döneminde yaşamış şairler ve bunların ardılları tarafından kavuşturulduğunu söyledi.

Naat geleneğinde iki kırılma

Naat geleneğinin sadece Osmanlı’ya mahsus olmadığını belirten Mustafa Özçelik Hoca, İran’dan Pakistan’a kadar çok geniş bir coğrafyada naat yazıldığını ifade etti. Osmanlının naat geleneğine katkısının, naatleri sadece bilgi veren şiirler olmaktan çıkarıp onlara estetik boyut katmak olduğunu ifade etti.

Naat geleneğinin toplumuzda her zaman diri bir damar olarak yaşadığını anlatan Özçelik Hoca, Tanzimat ve Cumhuriyet dönemlerinde bu geleneğin bir kırılma yaşadığını ama geleneğin köklü olması sebebiyle yine de varlığını sürdürdüğünü söyledi.

Gayrimüslimler naat yazar mı?

Naatleri sadece Müslümanların yazmadığı, Goethe, Rilke, Puşkin gibi şairlerin de naat yazdığı ayrıntısı da, ilginç bir not olarak Mustafa Özçelik Hoca tarafından kayıtlara geçirildi.

Şairlerin konuşmaları boyunca sık sık atıf yaptıkları Sezai Karakoç’un Mustafa Özçelik Hoca tarafından aktarılan şu sözü ise, bir mahya olup göğe asılsa yeridir: “İnsanların ufku nasıl Peygamberimiz ise, şiirin ufku da naatlardır!”

Neden şairlere vekillik teklifi gelmez?

Mustafa Özçelik Hoca, Peygamberimizin şiire ve şairlere bakışını anlatan bir olay da anlattı. Kab bin Malik, Peygamberimize şiir hakkında sorduğunda, Peygamberimiz ona “Savaş sadece kılıç ile değil, söz ile de yapılır”  cevabını verir.

Bu konuşmalardan sonra şairler, naatlerini okumak için sırasıyla kürsüye geldiler. Kimi şair doğrudan naatini okurken kimisi de Cumali Ünaldı Hasannebioğlu ve M.Atilla Maraş gibi şairane bir şekilde marifete iltifat etmeyenlere sitem etti önce. Cumali Ünaldı Hasannebioğlu, 2.5 milyona yaklaşan nüfusuyla Bursa halkından bu toplantıya gelen 20-30 kişinin seçkin kişiler olduğunu vurgulayarak bir anlamda katılımın azlığına dikkat çekerken ikinci olarak da şarkıcısından futbolcusuna kadar herkese milletvekilliği teklif edip şairlere milletvekilliği teklif etmeyen siyaset kurumuna sitem etti.

M. Atilla Maraş ise, şiirin ve şairlerin, her zaman olduğu gibi bugün de yine öksüz ve sahipsiz kaldığını söyledi.

İki bölüm halinde kurgulanan programın birinci bölümünün sonunda, aynı zamanda bir neyzen de olan Mustafa Baki Efe, neyiyle mini bir konser verdi. Mustafa Baki Efe, “Siyah Şiir” başlığını taşıyan naatını okurken de gözleri nemli, sesi titrer bir halde idi.

25409

Hangi şairler katıldı

Programa katılıp naat okuyan şairler şunlardı: A.Vahap Akbaş, C.Ünaldı Hasannebioğlu, Cevat Akkanat, Hüseyin Akın, M.Atilla Maraş, Metin Önal Mengüşoğlu, Mustafa Özçelik, Mustafa Baki Efe, Mürsel Sönmez, Nurettin Durman, Özcan Ünlü, Sıddık Ertaş ve Adem Turan.

 

Fikri Özçelikçi içinde bir buruklukla yazdı

Yayın Tarihi: 06 Nisan 2011 Çarşamba 11:47 Güncelleme Tarihi: 08 Nisan 2011, 23:47
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
hatice hiranur tüfekci
hatice hiranur tüfekci - 10 yıl Önce

Duygularımıza tercüman olmuşsunuz... Maşallah çok güzel gözlemleyip kaleme almışsınız ondan ziyade Naat denilince aklımıza gelen isim Hasan bin Sabit oluyor. Böyle bir günde onun isminin zikredilmesi de ayrı bir gurur verici. Hasan bin Sabit'ler bugünden sonra olur mu bilmem ama o Efendimiz (s.a.s.) savaş günlerini, sünnetini en güzel anlatan, şiirleştiren mübarek insanlardan biriydi. Allah razı olsun Bursa'dan gelen haberleriniz için.

Serhat
Serhat - 10 yıl Önce

Millete kefil olamayan şiir meraklılarının milletvekili olması gerekir. Onlar olmayacak da kim olacak. Hele hele İsmet Özel'in okuduğu şarkılarla şiirlerinin musiki ve tını benzerliğini ilgi çekmek için yaptığını zannedenleri sanat özürlüler kontenjanından bakan falan da yapmalı.

banner26