banner17

Şair-Yazar Ressam Minyatür Sanatçısı Hattat Ahmet Efe'yi Dinledik

Ayşe Aydoğan, 150’den fazla kitabı ile çocukların, gençlerin gönlünde gizli ve güzel hatıralara sahip Ahmet Efe ile on yıllar sonraki karşılaşmasını yazdı.

Şair-Yazar Ressam Minyatür Sanatçısı Hattat Ahmet Efe'yi Dinledik

Sekiz dokuz yaşlarında olmalıyım, elime aldığım kitaba o ilk kavuşma anlarımı hatırlayamıyorum. Ancak yıllarca kendime başucu kitabı yaptığım, benim de resimlerine, çizimlerine, maddelerine dalıp dalıp gittiğim, şair yazar Ahmet Efe’nin hazırlamış olduğu ansiklopedik bir eser: “Çocuklara İslam Ansiklopedisi” Ne çok hatıra bıraktı bu kitap bana: Ağabeyim, kardeşim ve ben, Gazi Osman Paşa’nın anlatıldığı sayfayı açar, aynı sayfadaki Plevne Marşı’nı defalarca okur, defalarca söylerdik.

Kitaba dair unutamadığım bir başka madde de, “Islak Kese” adlı kısa hikâye. Her işe “besmele” ile başlamanın hikmetinin anlatıldığı bu öykü, nedense yine en çok okuduğum maddelerden biriydi. Nasreddin Hoca fıkraları ile fıkraları canlandırmak için çizilmiş resimlerin hayal dünyamdaki yerini tarif edemem. Çizim demişken, kitapta diğer sayfalardan farklı olarak 1. hamur kuşe kağıda basılmış bazı özel yapraklar vardı. Onlardan ortasında gül olan bir ebru çalışması ile Fatih‘in İstanbul’u fethi sonrası şehre girişinin canlandırıldığı resmi de ne çok sevmiştim.

Çocuklara İslam Ansiklopedisi’nde en çok beğendiğim şiir, “Altın Çağ” idi. Yaşar Kandemir Hocamızın kaleme aldığı bu şiiri her okuduğumda, kendimi Medine sokaklarında hayal eder, o bahtiyar çocuğu tebrik eden diğer çocuklardan biri de ben olurdum. Yahya Kemal Beyatlı ismiyle de o çocuk yaşta, bu eser sayesinde tanış olmuşum. Yahya Kemal’in “Akıncı” şiirinin “Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik/ Bin atlı, o gün dev gibi bir orduyu yendik” dizeleri de hatırımda öylece kalakalmış.

“Akaid” kelimesinin manasını bilmeyen gençler

Sadece böyle bir çalışma ile bile sadaka-i cariye borcunu yerine getirdiğine inandığım Ahmet Efe’nin Pendik’e geleceği haberini öğrendiğimde, “mutlaka gitmeliyim” dedim. Çocukken okuduğum birçok kitap içerisinde, bende en fazla iz bırakan özel bir eserin müellifini görmek, onu dinlemek ve ona kitap imzalatmak… Bütün bu duygu ve heyecan yoğunluğu ile 29 Mart günü, okul çıkışı adeta koşarak, Pendik Ahi Evran Kütüphanesi’ne gittim. Yüzünde, büyük kentlerin yorgunluğundan ve tükenmişliğinden hiçbir iz olmayan, kendisine bakana da dinginliğini hissettiren yazarımız söyleşisine başlayalı çok olmamıştı şükür. Fazla gecikmemiştim.

“Kelimenin” ve “vaktin” öneminden söz ediyordu. Salonda bulunan gençlere; vakitlerini boş ve malayani işlerle heba etmemeleri, bol bol kitap okumaları ve kelime dağarcıklarını geliştirmeleri yönünde telkinlerde bulundu. “Akaid” kelimesinin manasını bilmeyen gençlerden hayıflanarak bahsederken, kelimenin ehemmiyeti ve değeri üzerinde ısrarla durdu. Bütün bunlara değinirken de, en sevdiği şiir çeşidi olan divan şiirine atıfta bulundu. Yahya Kemal Beyatlı’nın “Rindlerin Ölümü” isimli şiirini okumaya başladığında, salondaki herkes büyük dikkat kesilmişti. Güzel bir şiiri güzel okumanın hakkını fazlasıyla vermişti.

Tarih bilmeden edebiyat olmaz

Gençlere “siz de yazın” dedi. “Ancak, tarih bilmeden edebiyat olmaz” diyerek, edebi eserler icra edebilmenin tarih bilgisi dâhilinde mümkün ve yeterli olacağını söyledi. Gençlere tarihi şahsiyetleri tanımalarını, özellikle Selçuklu ve Osmanlı hükümdarlarının isimleri ile yaşadıkları dönemi öğrenmelerini salık verdi.

Salondaki misafirlerin soruları Ahmet Efe’nin yazarlığı ve şairliği üzerine yoğunlaşınca, yazarımızın çocuk yaşlardan itibaren şiir yazdığını ve “ilk kitabının henüz lisede iken yayınladığını” öğrendik. İlk gençlik yıllarında yoğunlaşan şiir çalışmaları ve sonrasında ortaya çıkan eserleri; şiir, hikâye, çocuk şiirleri, çocuk hikâyeleri, biyografik eserler, masal, antoloji, roman, ansiklopedi ve diğer eserler... Konu ansiklopedik çalışmalarına gelince, ben de müsaade isteyerek ayağa kalktım ve kendisine “Çocuklara İslam Ansiklopedisi” için teşekkür ettim. Bir yazar ve şairle konuşurken duyduğum heyecanı tarif edebilmem mümkün değil. Çocukluk yıllarımda başucu kitabım olmuş bir eserin müellifi ile konuşurken de, her zamankinden daha fazla heyecanlandığımı itiraf etmeliyim.

Ahmet Efe ve eserleri Türkiye’de hak ettiği ölçüde tanınıp bilinmiyor 

Ahmet Efe’nin edebi türdeki eserlerinden başka, minyatür de çizdiğini, bir hezarfen olduğunu, programda dinleyici olarak bulunan Asım Gültekin Hocamız hatırlattığında; kendisi mütevazı bir duruş sergileyerek “kendimce yaptığım işler dese” de, çizmiş olduğu harika minyatürlerin iki albüm halinde neşredildiğini belirtmem gerekiyor. Salondaki öğrencilere minyatür nedir, nasıl bir çizim tekniğidir, bunu da kısaca anlatıp örneklendirdikten sonra, söyleşi sonra erdi ve yazarımız kitaplarını imzaladı. Ben de kitap imzalatmak için yine heyecanla sıraya girdim.

Ahmet Efe isminin ve eserlerinin Türkiye’de hak ettiği ölçüde tanınıp bilinmediği kanaatindeyim. Fakat bu eserlerin yeterince tanınmıyor olması en çok da bizim kaybımız. Çünkü şair, yazar, minyatür, sanatçısı, ressam, hattat Ahmet Efe, her kitabın muhakkak bir gün bir okuyucusu olacağı kanaatinde. Bu, okuyacaklara ne mutlu bir müjde.

 

Ayşe Aydoğan

Güncelleme Tarihi: 03 Nisan 2018, 12:39
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20