Şair yaşadığı dönemle değerlendirilmeli

Kayseri’de düzenlenen okuma yarışmasının ödül törneinde Prof. Dr. Ali Fuat Bilkan "17. Yüzyıl Hikmet Şairi Nâbi" konulu bir söyleşi gerçekleştirdi..

Şair yaşadığı dönemle değerlendirilmeli

 

13 Mayıs Cumartesi günü, edebiyat öğretmeni Hüseyin Say’ın daveti üzerine, Kılıçaslan eğitim kurumlarının ulusal düzeyde yaptığı “100 Temel Eser Okuma Yarışması”nın ödül töreni öncesinde Kılıçaslan Lisesi’nde İpek Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Ali Fuat Bilkan’ın vermiş olduğu "17. Yüzyıl Hikmet Şairi Nâbi" konulu söyleşiye katıldım. Bilkan, söyleşisinde öncelikle taşradan gelerek İstanbul’da divan kâtipliğine kadar yükselen Nâbi’nin yetişme tarzı üzerinde durdu. Onun Muhyiddin Arabi okuyarak yetiştiğini, Muhyiddin Arabi’yi anladığını, hatta çocuğuna tavsiye ettiğine değinirken kendisinin hâlâ Arabi’yi okumaya başlayamadığını ve okunacaklar sırasında beklediğini özellikle vurguladı.

Osmanlı taşrasının (yani İstanbul dışında kalan diğer yerler ki bunların hepsine taşra deniyordu) kendine göre geliştirdiği bir kültürel ortamı olduğunu belirten Ali Fuat Hoca, taşrada bir irfan zenginliği olduğunu ve orada yaygın olan dini unsurların, medreselerin, camilerin bulunmasının bu özelliği kuvvetlendirdiğini söyledi. Oysa günümüzde çoğunluğun divan edebiyatına hâlâ bir önyargı ile baktığına dikkat çeken Bilkan, onlaırn “Divan edebiyatı soyuttur, halktan uzaktır, sanat yüklüdür, dili ağırdır, anlaşılması zordur” dediklerini aktardı.

Nabi’nin yaşadığı dönemde Osmanlının genel durumu

Bilkan’ın 17. yüzyılda Evliya Çelebi’den verdiği örnek çok çarpıcıydı. Nâbi henüz 4 yaşındayken şehirde 22 cami, 67 mahalle mescidi, 3 medrese, 3 darülkurra, 30 sübyan mektebi, 5 han, 2 bedesten varmış. Ali Fuat Bilkan ayrıca, Nabî’nin Yakup Halife isimli bir Kadirî şeyhine talebe olduğunu, onun yanında terbiye aldığını, kitabetinin orada fark edildiğini ve dönemin valisi tarafından İstanbul’a gönderildiğini söyledi. İstanbul’daki şairlerin, yazdıkları kaside ve gazeller için padişahtan caize aldıklarını belirten Bilkan, padişahların caizeyi halk adına ödediğini, verilen bu ücretlerin de inamat defterlerine yazıldığını, ancak bu caizelerin gelişigüzel verilmediğini ve şiirden anlayan hatta şair olan padişahların şiir konusunda seçici olduklarını da söyledi.

Ali Fuat Bilkan, 17. yüzyılı İstanbul için bir kırılma noktası olarak nitelendirdi. Zira Kadızadeliler ile Sivasiler’in din adına bazı ayrılıklar yüzünden çekişmesi döneme damgasını vurmuştu. O kadar ki dönemin padişahı olaya müdahale etmek zorunda kalmıştı. Bilkan, bu konunun özellikle incelenmesi gerektiğini, bunun Osmanlıdaki edebi, kültürel ve sosyal ortamı anlamak için önemli olduğunu ifade etmeden de geçmedi.s

Aynı dönemde Kâtip Çelebi’nin de hendese yani geometri bilmeyen Kadı’nın doğru karar veremeyeceği iddiasında bulunduğunu anlatan Bilkan, yine o dönemde medreselerde müfredat değişikliği yapıldığını, Osmanlının ciddi toprak kaybı yaşadığını çeşitli örneklerle anlattı. Nâbi gibi bir şairin, rüşvet, adam kayırma ve layık olmayan insanların idari görevlerde yer aldığı bir dönemde yaşadığını bu olayları anlatarak gözler önüne serdi.

Bilkan, Nâbi’nin daha Halep’teyken Türkçe yazdığını vurgularken bu şiirlerden 17. yüzyılda Halep’te Türkçe konuşulduğunun ve o yüzyılda Halep’te bir Divan edebiyatı birikiminin olduğunun anlaşıldığını söyledi. Ayrıca Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i ile alakalı yaptığı bir çalışmanın sonucunda bu kasidenin 13 dile çevrilerek okunduğunu, bunların içinde kendisini en çok şaşırtanının mevlidin Rumcaya çevrilmesi olduğunu söyledi. Bu çeviriyi Girit’te Müslüman olan bir grup Rum yapmış.

Tüm bu anlatılanları, insanların önyargılarına yerleşmiş Divan edebiyatını mekanik algılanışından çıkararak sosyal yönünü göstermek, bir şairi incelerken döneminden kopuk anlatmamak için anlattığını söyledi Ali Fuat Bilkan. Osmanlı’nın entelektüelinin en önemli özelliğinin yazmak olduğunu belirten Bilkan, bir Osmanlı şehrinin oluşumunda önce temizlik ve abdestin önemini vurgulamak için hamam yapıldığını, sonra ilim irfan öğrenilsin diye medrese yapıldığını, sonra da ibadet edilsin diye cami yaptırıldığını anlattı. Bu silsilenin önemi üzerinde durdu.

17. yüzyılda çocuk edebiyatı için önemli bir çalışma

Osmanlı entelektüellerini karşılaştırmalı incelemek gerektiğini vurguluyan Bilkan, Akif’in Mısır’a gittiğini, Dede Efendi’nin Hicaz’a kaçtığını ve Nâbi’nin de kendisini koruyan Musahip Mustafa Paşa’nın ölümünden sonra Halep’e gittiğini ve 25 yıl orada kaldığını anlattı. O dönemde Şam’ın estetik şehri olduğunu, Halep’in ticaret şehri olduğunu söyleyen Bilkan, Nâbi’nin Halep’te çok rahat bir yaşam sürmesine rağmen bu kaçıştan mutsuz olduğunu ve dünyanın merkezi olarak addettiği İstanbul’u çok özlediğini, bu özlemin şiirlerine yansıdığına örneklerle dikkat çekti. Ayrıca Nâbi’nin yedi yaşındaki çocuğu Ebul Hayr için yazdığı Hayriyye isimli eserinin üzerinde durarak bu eserin 17. yüzyılda çocuk edebiyatı için önemli bir çalışma olduğunu, konunun sosyolojik yönüne inerek irdeledi.

aOsmanlıda devlet adamı ile sanat adamının aynı kişi olduğuna dikkat çeken Bilkan, Nabi’nin şiirlerini Baltacı Mehmed Paşa’nın tasniflediğini anlattı. Bir devlet adamının sanata, kültüre, edebiyata yakınlığına karşılık, “bugün hangi vali bir şairle kafa kafaya vererek şiir tasnifler ki” diyerek günümüzdeki devlet adamları ile Osmanlı devlet adamlarını karşılaştırdı. Ali Fuat Bilkan konuşmasının genelinde Nâbi’nin yaşadığı dönemin sosyal ve kültürel çerçevesini kalın çizgilerle çizdi. Bir şairin yaşadığı dönemle birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin vurgusunu yaptı.

Konferansın bitiminde Ali Fuat Bilkan Marallar İnince Suya ve Şemsettin Yapar Genç Hikâyeciye Tavsiyeler adlı eserlerini imzaladılar. Bu kitaplar bütün izleyenlere ve katılımcılara Boydak Holding tarafından hediye edildi. Bir ticaret şehri olarak bilinen Kayseri’de bir sanayicinin kitaba ve yazara değer vermesi, bu şehrin bir “kültür şehri” yolunda ilerlediğinin delili olarak da gösterilebilir.

 

Sergül Vural haber verdi

Güncelleme Tarihi: 14 Mayıs 2013, 11:06
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13