Şair sahici olup hayata dokunan kimsedir

Bursa'da 'Edebiyat Akşamları' programında konuşan Ali Emre, şiirine, hayatına, hayata karşı duruşuna dair sorulan sorulara açıklıkla ve bitmeyen bir heyecanla cevap verdi. Ahmet Serin etkinlikten notlarını aktarıyor..

Şair sahici olup hayata dokunan kimsedir

Bursa’da İbrahim Paşa Kültür Merkezi’nin sezon sonu konuğu şiire, dünyaya, hayata kafa yoran bir şair olan Ali Emre’ydi. Ali Emre, edebiyatın birçok dalında at koşturan üretken bir yazar. Derdi, davası olan biri. “Şiirin Saçağı Altında” alt başlığını taşıyan “Edebiyat Akşamları” programında konuşan Ali Emre, şiirine, hayatına, hayata karşı duruşuna dair sorulan sorulara açıklıkla ve bitmeyen bir heyecanla cevap verdi. Bu cevapların izi sürüldüğünde, ülkemizde bir edebiyatçının nasıl yetiştiği, yetiştikten sonra da hayatını nasıl sürdürdüğü hakkında bir fikir sahibi olmak mümkün.

Hayalleri kırık bir şair

Asıl adı Ali Değirmenci olup düşünce kitaplarında bu imzayı kullanan, şiir kitaplarında ise Ali Emre imzasıyla ürünler veren Ali Emre, kendisine yöneltilen “Yazı hayatına nasıl başladınız?” sorusuna, ülkemizde birçok şair-yazarın verdiği “Okuma yazma bilmeyen bir ailenin çocuğuyum.” cevabını vererek başladı. Ali Emre, yazı hayatına dair sözlerine şöyle devam etti: “Kastamonu’da, Ilgaz dağının eteklerinde, ücra bir yerde doğup büyüdüm. Büyüdüğüm yer yoksuldu ve birçok imkândan mahrumdu. Çamura bulanmış gazeteleri okuyarak yazıyla hemhal olanlardanım ben. Okumayı ve akrabalara mektup yazacak kadar da yazmayı öğrenmem, ailede sevinçle kutlanan bir olay olmuştu. Böyle mahrum ve tenha büyümenin etkisiyle olacak, üniversiteyi İstanbul’da okumak istedim.

İstanbul Güzel Sanatlar Fakültesi'ni birincilikle kazanıp orada öğrenci oldum ama geçim derdi vardı beni bekleyen. Stadyumda çekirdek satarak da geçimimi sağladım. Ama şunu acıyla söylemem gerekir ki, üniversite yılları benim için ciddi bir hayal kırıklığıydı çünkü bizleri yetiştirmekle mükellef olan hocalar hem öğrencilerine sahip çıkmıyor, hem de bizlere zamanın şair-yazarları hakkında bilgi vermiyorlardı. Sonradan öğrendim ki, zaten hocalarımızın birçoğu zamanın edebiyat gelişmelerinden haberdar bile değildi. Kısacası, hocalarımızın çoğu statik insanlardı.”

Müslümanlar okur, düşünür, tartışırlardı

Ali Emre, düşünce hayatının nasıl şekillendiğini de açık yüreklilikle anlattı. Onun anlattıkları, o dönem hemen herkesin sıkça şahit olduğu olaylardan biriydi ve bunu günümüz kuşağının da bilmesi gerekir. Düşünce hayatının seyriyle ilgili de şunları anlattı Ali Emre: “Solcu bir ailede ve solcu bir çevrede büyüdüğüm için üniversite son sınıfa kadar iyi bir solcuydum ben de. Ama o zaman çevremizdeki Müslüman gençlere karşı da gıptayla bakardım. Çünkü onlar Çin’deki bir yazar hakkında bile fikir sahibi olmanın yanında, bizlerle Marksizmi -‘Das Kapital’in falanca sayfasında şu yazıyor.’ diye Das Kapital’e atıflar yaparak- tartışan engin düşünceli insanlardı ve ben elbette onları takdir ediyordum. Müslüman gençlerin bu duruşlarına duyduğum saygının etkisiyle de üniversite son sınıfta ‘Müslüman’ oldum.”

Müslüman güzeldir; güzel eyleyen, güzel söz söyleyendir

Konuşmasında Kur’an’ın belagat yönüne de değinen Ali Emre, Müslümanların bir şeyi güzel bir şekilde yapmak gibi bir mükellefiyetleri olduğunun altını çizerek sözlerine şöyle devam etti: “Kur’an, sözü güzel söyler. Müslümanlar da sözü güzel söylemeli, güzel işlerle anılmalıdır. Günümüz dünyasında Müslümanların bu güzelliklerinin üstü örtülmeye çalışılıyor ama biz, üstümüze örtülmeye çalışılan bu kara örtüye direnmeli, yeniden güzellikler ülkesine dönmeliyiz. Unutulmasın ki Mekke, ‘fethedilmeye bile değmeyen’ bir bölgede bulunmaktaydı. Buradan doğan güç, tüm dünyaya güzel şeyler söylediği için yayılabildi; kılıç zoruyla değil. Kılıç zoruyla elde edilen zafer, kısa süre sonra yıkılıp unutulmaya mahkûmdur; Moğollar buna en iyi örnektir. İslam’ın inşa ettiği o güzel insan giysimizi giymeliyiz yeniden.”

Şair milletiz vesselam

Ali Emre, şairin, çağında şahit olduğu sorunları şiirine yansıtmak gibi bir görevi olduğunu düşünenlerden. Bu sözü, şiirlerinde yer alan otobiyografik unsurların çokluğunu açıklama sadedinde sarf eden şair, şairlerin sahici olup hayata dokunan kimseler olması gerektiğini de şu sözlerle ima etti: “Sanırım bizim kuşağın zamanında her şey daha insani, daha sahiciydi. Geçenlerde, Türkiye’de 12.000 şair olduğunu okumuştum. Mümkün olduğunca yayın dünyasını izleyen biriyim. O 12.000 şairin sahici hayatı görüp bu hayatta gördüklerini şiirlerine hassasiyetle aktardıkları konusunda endişeliyim. Onların bu hallerini modernizmle açıklamaya çalışıyorlar ama bu yeterli ve haklı bir açıklama değil bence. Modernizm, yaşanması gereken bir süreç ve modernizmin de tek başına kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum üstelik. Belki de onu kötü gösteren, vahşi kapitalizmle aynı zaman dilimine denk düşmesidir.”

Kahramanlarımız yok, heyhat

Yaşanan olayların kendilerini şairlere dayattığını ifade eden Ali Emre, şairin de bu olaylara kayıtsız kalamayarak onları şiirine taşıdığını söyleyerek açıkladı şiirlerinde ‘Waldo’dan Fadime Şahin’e kadar birçok ismin geçişini. Günümüz Müslümanlarının özellikle genç kuşakları etkileyememesinin sebeplerinden birisinin, Müslümanların gençlere sunacak kahramanları olmamasıyla ilişkili olduğunu söyleyen Ali Emre, sözlerine şöyle devam etti: “Bugün yine herkes bir şekilde Müslümanları konuşuyor ama bu daha çok ‘Boko Haram’ örneğinde olduğu gibi, olumsuz bir söz ediş oluyor. Genç kuşak ise Müslümanlardan haberdar değil çünkü onları etkileyecek kahramanlarımız yok. Ülkemizde en son kahramanlarımız rahmetli Sedat Yenigün ve Metin Yüksel’di. Onlardan sonra genç kitleleri etkileyebilecek kahramanlarımız olmadı. Gençler de kendilerine kahraman olarak Che’yi, Castro’yu seçiyorlar. Mesela Gezi olaylarında sol kesim kendisine birçok kahraman buldu, Gezi olaylarıyla ilgili bir literatür oluşturdu bile. Oysa biz bu konularla ilgili hiçbir şey yapmıyoruz.”

Hem munis hem öfkeli şiir

Sohbeti yöneten Cevat Akkanat’ın, şiirlerinden örnekler vererek şiirini hem ‘munis hem de öfkeli’ olarak nitelendirmesiyle ilgili olarak da şunları söyledi Ali Emre: "Şiirimin Yunus şiirine mi, Turgut Uyar şiirine mi akraba olduğunu soruyorsunuz. Ben elbette Yunusça yazmak isterim. Ben şiirlerimi içten geldiği gibi yazıyorum. Bu anlamda şiirim liriktir. Biraz da epik denebilir belki ama şunu da kaydetmek gerekir ki şiirimdeki lirizm, biraz öfkeli bir lirizmdir. O yüzden belki şiirime ‘Kara lirizm’ demek mümkündür.”

Ali Emre’ye, şiiri ve sanatı hakkındaki sohbetinden sonra, gecenin anısına Bursa Büyükşehir Belediyesi yayınlarından eser takdim edildi.

 

Ahmet Serin bildirdi

Yayın Tarihi: 30 Mayıs 2014 Cuma 15:40 Güncelleme Tarihi: 30 Mayıs 2014, 15:50
banner25
YORUM EKLE

banner26