Saim Hoca Karaman'ı nasıl yorumladı

Birlik Vakfı Bursa Şubesi'nde, Prof. Dr. A.Saim Kılavuz Hoca ile akıl-vahiy, inanç-amel ilişkisine dair verimli bir ufuk turu yapıldı.

Saim Hoca Karaman'ı nasıl yorumladı

“Bir Müslüman’ın hayatını inancı, nasıl şekillendiriyor?” Bu, hiçbir zaman gündemden düşmemesi gereken yakıcı bir soru aslında. Bu soru, bizim “kim”liğimizi ve “kimlik”imizi tanımlamamızı sağlıyor, hayata karşı alacağımız tavrın ne olacağını belirliyor. O yüzden de sık sık tekrarında yarar var bu sorunun. Ve şunu da kabul etmeli ki, bu tip sorular, böyle bir hayatın sancısını çeken insanlarla beraberken akla geliyor. O zaman ve onlarla beraberken anlam kazanıyor.

Saim Kılavuz Hoca, birçok şeyi tekrar ve daha bilinçli bir şekilde tefekkürümüze kapı aralayacak, bilgi dolu konuşmasına başladığında herkes dikkat kesildi. Aslında anlattıkları, konu başlığı olarak herkesin bildiğini sandığı şeylerdi. Hoca konuşmaya başladıktan sonra, konulara daha derinlemesine ve daha geniş açıdan bakar oldu herkes.  Saim Kılavuz Hoca, ana başlıklar altında şu konuları aktardı:

Prof. Dr. A.Saim Kılavuz, İman Küfür Sınırıİmanın anahtarı tevhid!

Sözlerine, imanın tanımının yapılması gerektiğiyle başlayan Saim Kılavuz Hoca'nın konuyla ilgili aktardıkları şunlardı: “İman, Allah’ın, Peygamberimiz aracılığıyla gönderdiği bilgiler dışında bir bilgimiz olmadığını kabullenmektir. İman ve imana dair hususlar bir piramide benzetildiğinde, bu piramidin en üst tarafında “Tevhid” inancı yer alır. Tevhidin altında ise üçlü bir sistem karşımıza çıkar: Allah’a, Peygambere ve ahrete iman. Biraz daha aşağı inildiğinde ise melek, cin vb mahlûklara ve dolayısıyla “Gayba” iman ve bir alta daha indiğimizde ise kaza ve kader inancına ulaşırız.”

 “Zarurat-ı diniyye, dini zorunluluklar demektir. Piramide benzettiğimizin iman konusunun en altında bunlar vardır. Bunlar, Kur’an’da ve mütevatir hadislerde zikredilen esasların tümüdür ve biz bunlara inanmakla yükümlüyüz.”

Dini hükümler kaç boyutludur?

Dinin muhatabının insan olduğunu ve dolayısıyla her hükmün de insanları çeşitli boyutlarıyla etkileyeceğini vurgulayan Saim Kılavuz Hoca, konuya klasik bilgilerle yaklaşanların aksine, bugüne kadar üç boyutla ifade edilen bu algılama ve muhatap olmanın bir dördüncü boyutunun daha olması gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Dini hükümler her ne kadar inanç, amel ve ahlakla ilgili olsa da, aslında buna estetiği de eklemek lazımdır. Çünkü estetik, inandıklarımızı hayatımıza nasıl aktardığımızla ilişkilidir ve bu da önemlidir.”

Kur’an’da kiplerin önemi

“Kur’an’ı Kerimde bazı ayetler emir kipiyle çekimlenmiştir. Bu kiple çekimlenmiş ayetler bağlayıcıdır ve kesin olarak uygulanması gerekmektedir. Mesela (Birbirinizi gıybet etmeyiniz.) [Hucurat 12] ayeti emir kipinde çekimlenmiştir ve ayetin hükmüne uyulup uyulmamasıyla ilgili bir esneklik yoktur.”

Prof. Dr. A.Saim KılavuzVahiy-akıl ilişkisi

Aklın sınırı, her zaman tartışma konusu olmuştur tüm inanç ve medeniyetlerde. Kimisi aklı mutlak güç sayarken kimisi de aklın çok da önemsenmesi gereken bir şey olmadığını söyleye gelmiştir. Bildiğimiz o ki, ancak akıl sahipleri İlahi Davaya muhatap kılınmışlardır. Bu böyledir ama aklın sınırı nerede başlar, nerede biter sorusu her zaman kafaları kurcalamıştır. İşte bu soruya Saim Kılavuz Hocanın cevabı:

 “İnsan aklı hiçbir zaman kural koyucu değildir. Peygamberler gelmemiş olsaydı, akıl (Hanefi mezhebine göre Allah inancına ulaşmakla yükümlü olmakla beraber) bir şey yapamazdı. Akıl, vahyi anlamaya ve iyiyi kötüden ayırt etmeye yarar.  Çünkü Allah “Biz uyarıcı göndermediklerimize azap etmeyiz” buyuruyor. Bu ayet de aklın dini ikame edecek bir noktaya asla ulaşamayacağı anlamına gelmektedir. Akıl vahyi doğru anlamak ve uygulamakla yükümlüdür.”

Hayrettin Karaman deneyimi: Laik düzende yaşamak…

İnsanın inandığı şekilde yaşayamamasının insanda çeşitli tezahürleri olacağını belirterek bunları sıralayan Saim Kılavuz Hoca, önemli olan insanın dengesinin bozulmadan ve mümkün olduğunca çözümler üreterek yaşayabilmesi olduğunun altını çizdi. Böyle yapılmaması halinde insanın ruh dengesinin bozulacağından başlayıp da çeşitli iç travmalar yaşamaya kadar olumsuz bir sürü şey yaşamasının söz konusu olacağını belirterek Hayrettin Karaman örneğini şöyle aktardı:

 “Hayrettin Karaman 1970’li yıllarda İslam devleti diyor, buna kafa yoruyordu. 1990’lı yıllara gelindiğinde artık “toplumun İslamlaşması” diyordu. Bir kırılma noktası olan 28 Şubat sürecinden sonra ise bu argümanı da bırakarak “Laik düzende yaşamak” demeye başladı. Elimizden başka bir şey gelmiyorsa eğer, bu düzende imkânımız yettiği ölçüde vahye uygun yaşamaya devam etmeliyiz. Ama gücümüzün yetmediği durumlarda ise durumu içselleştirmeden en az zarar verecek şeyi yapmakla yetinmeliyiz.”

Son söz:

Zor zamanlarda yaşadığımızın altını bir kez daha çizen Saim Kılavuz Hoca, konuyu şöyle bağladı:

“Bu çağda yaşadığımızın bilincinde olarak ve kesinlikle kendimiz kalarak karşılaştığımız sorunları aşmaya çalışmalıyız.”

 

Ahmet Serin bilgi okura da ulaşsın diye notlar aldı

Güncelleme Tarihi: 16 Mart 2011, 17:29
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13