Sahhaf Köprülü ile kavga etmiş!

‘Sahhaf Râif Yelkenci’, Ahmet Güner Sayar’ın bir zatın hayatını, bir döneme ve bir mekâna ışık tutarak anlattığı bir kitap.

Sahhaf Köprülü ile kavga etmiş!

 

Kitapçı ve sahhafların esnaf, kitap okurunun müşteri olmadığı zamanlardı. Sahhafların, kitap kovalayan talebelerin psikiyatrı olduğu, düşük fiyata kitap verdiği, borçları takside bağladığı ve bunun da takipçisi olmadığı zamanlardı. Tekkeler kapatıldığı, harf inkılabı olduğu için el yazması kitapların değerinin kalmadığı zamanlardı. Sahhaflara yığın yığın kitapların geldiği ve çok ucuza birçok kitabın alındığı zamanlardı. Ucuz olduğu için birçok el yazması kitabın yurtdışına çıkarıldığı zamanlardı.

İşte böyle bir zamanda sahhaflık yapan bir zat vardı. Kitabı sadece değerini bilene satan; hem de ucuza satan hem de sadece yazma eserler satan bir sahhaf: Râif Yelkenci.

Abdülbaki Gölpınarlı adını duyunca Raif Bey’in sinirden rengi değiştiAhmet Güner Sayar Sahhaf Raif Yelkenci

Prof. Dr. Ahmet Güner Sayar sadece iki defa dükkânına gidebildiği bir zatın hayatını, bir döneme ışık tutarak yazmış. Işık tuttuğu dönem 1965-1990 yılları, anlatılan mekân ise Beyazıt Sahhaflar Çarşısı.

Ahmet Güner Sayar’ın Râif Bey ile tanışması şöyle gerçekleşir: Sayar, Râif Bey’in adını duyar ve tanışmak için gider. Yirmi yaşlarında bir öğrencidir. Yûnus Emre Divanı’nı ister. Râif Bey, elinde olmadığını ve beklemesini söyler. Sayar ikinci kez gittiğinde kitap yine yoktur. Sohbet etmek amacıyla Abdülbaki Gölpınarlı’nın Yûnus Emre Divanı’nı okuduğunu söyleyince Raif Bey’in yüzünün rengi değişir ve kötü birkaç laf söyler. Sayar, Abdülbaki Gölpınarlı’nın kitabında Râif Bey için iyi şeyler yazdığını söylese de iş işten geçmiştir. Bu, öğrenci Ahmet’in Raif Bey’in dükkânına ikinci ve son gidişidir.

Ahmet Güner Sayar, aralarını bozduğu için “keşke okumasaydım” dediği kitabın ve Gölpınarlı’nın hikâyesini, Sahhaf Râif Yelkenci isimli kitabının “Sahhafın Âlimle, Âlimin Sahhafla Kavgası” başlıklı bölümünde anlatmış. Belki başta unuttum belirtmeyi; o zamanlar öyle zamanlardı ki sahhaf sattığı kitabı okurmuş ki ne sattığını bilsin. Bunu belirtmemin sebebini kitabın bu bölümünde daha iyi anlatılmış.

Tabduk Emre aslında Yûnus’un şeyhi değildir

Fuat Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı kitabında Yûnus Emre’yi 1920 öncesindeki bulgulara dayanarak Bektaşi yapmıştır. Râif Efendi kendisine gelen en eski Yûnus Emre divanlarında Köprülü’nün bulgularının yanlış olduğunu görür ama Köprülü’nün ilmî ve siyasi otoritesini aşamaz. Raif Efendi’nin bulgularına göre Yûnus Emre’nin şiirlerindeki Tabduk Emre aslında Yûnus’un şeyhi değildir. Tabduk Cenab-ı Hakk’tan başkası değildir. Yûnus Emre Bektaşi de değildir. Hatta Râif Yelkenci’ye göre Mevlevi’dir.

1920’nin ortalarında Râif Efendi, Gölpınarlı ile tanışır. O zamanlar kitap peşinde koşan çalışkan bir öğrencidir Gölpınarlı. Raif Efendi elindeki bütün kaynakları bu çalışkan öğrenciye verir. Ondan Fuat Köprülü’yü tashih edecek bir eser beklemektedir. Ne yazık ki Köprülü’nün öğrencisi olan Gölpınarlı hocasının izinden gider ve Köprülü’nün fikirlerini devam ettirir eserlerinde. İşte Râif Efendi buna çok sinirlenir. İş başa düşer ve 3-4 Şubat 1940’ta Cumhuriyet gazetesinde bir yazı yayınlar. Yûnus Emre hakkında bilinen bütün yanlış şeyleri tashih eder ve bir de iddia ortaya atar. İddiaya göre Âşık Paşa aslında Yûnus Emre’dir. Bu iddiasını da Yûnus Emre’nin mısralarına dayandırır.

Ahmet Güner SayarSahhafın âlimle kavgasında kim kazanır dersiniz?

Köprülü ve onun gibi düşünenlerin karşı cephesinde 4 isim vardır. Muallim M. Cevdet İnançalp, Osman Nuri Ergin, A. Süheyl Ünver ve Râif Yelkenci. Bu dört isim Ahmet Amiş Efendi ve Mecdi Efendi ekseninde yol alırlar. Sahhafın âlimle kavgasında kim kazanır dersiniz? Kazanan değil de kaybedeni söyleyeyim. Prof. Dr. Ahmet Güner Sayar’a göre bu düelloda kaybeden Türk kültürüdür.

Zamanla sahhaflar sarrafa dönüşüyor. Bu dönüşüm de kitabın son bölümünde anlatılmış. Sahhaf Râif Yelkenci kitabı Kubbealtı’ndan çıkmış, bir kişinin hayatı ekseninde bir döneme ışık tutan bir eser.

Son bir not; Türkçemizde sahaf diye kullandığımız kelime, Arapça kökenli olup (sarraf, hallac, haccac der gibi) “o işi yapan, çok yapan       dan meslek adı anlamı kazanmış ve iki “h” ile kullanılırmış. Günümüzde Türkçede tek “h” ile kullanılan biçimi yayılmışken korkarım yakında artık sahhaflık da ölmeye yüz tuttuğundan o tek “h” de gider.

 

Meryem Uçar kitaptan önemli bir ayrıntıyı haber verdi

Güncelleme Tarihi: 21 Mayıs 2012, 01:27
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Süleyman Çelik
Süleyman Çelik - 7 yıl Önce

Hz. Yunus'u anlama gayretimizi destekleyen tüm emeklere teşekkürler..

banner19

banner13