banner17

Safahat Akif’in aynasıdır

Akif, sadece İstiklal Marşı şairimiz değil, aynı zamanda bir yeni nesil inşa etme çabası içinde olan bir dava adamıdır. Ahmet Serin’in etkinlik haberi.

Safahat Akif’in aynasıdır

Edebiyat ve düşünce tarihimizi araştıran birçok uzmanın ifadesine göre Akif, İslam dünyasının son dönemlerde yetiştirdiği mütefekkirlerden biri ve belki de son halkadır. Akif hem hayatı ve hem de yazdıklarıyla takdiri hak eder elbette. Son dönemin düşünce burçlarından Sezai Karakoç da müstakil bir çalışmayla anlatmıştır Akif’i. 

Akif, sadece İstiklal Marşı şairimiz değil, aynı zamanda bir yeni nesil inşa etme çabası içinde olan bir dava adamıdır. “Asım’ın Nesli” dendiği zaman akla gelen odur.

Adının gündem olması insanları yormayan, sıkmayan bir şahsiyettir Akif aynı zamanda. Bu, biraz Akif’in henüz tam anlamıyla anlaşılamamasından, biraz da inşa etmeye çalıştığı neslin değerini bilenlerle ilgilidir belki. Ama her halükârda Akif, toplumumuzda her zaman karşılığı olan ve daha uzun süre de olacağa benzeyen bir abide şahsiyettir.

Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyelerinden Dr. Ali İhsan Akçay, 5 Mart Salı gecesi Bursa Ensar Vakfı’nda dinleyicilere anlattı bu abide şahsiyeti.

Akif denince akla gelen

Dr. Ali İhsan Akçay, “Akif denince akla, bize ufuk veren şahsiyet gelir. Özellikle buhran dönemlerinde bize moral veren şahsiyetler, moral veren metinler gelir. Bize moral veren metin, Kur’ân’dır öncelikle. Bunun dışında, yaşanan döneme göre topluma moral veren metinler de vardır.” sözleriyle başladı sohbetine ve sonra çarpıcı bir Akif portresi çizmeye devam etti: “Akif, hayatından söz edildiğinde bile insana moral veren bir şahsiyettir. 1873 yılında İstanbul’da doğan Akif, 1936 yılında Beyoğlu’nda, Mısır Apartmanı’nda vefat eder. Fatih’te doğan Akif, Sezai Karakoç’un ifadesine göre, ruhaniyetli bir beldede doğmuştur. Fatih, Vefa ve Kadıköy gibi, İstanbul’un ruhaniyetli bir ilçesidir.”

Dr. Ali İhsan Akçay, Akif’e dair Sezai Karakoç’un tespitlerini de “Fatih, Doğu ve Batı’nın kesiştiği yer olmanın dışında, Horasan İslâm’ı tabir edilen İslâm anlayışının yaşandığı yerdir. Horasan İslâm’ı, Horasan âlimleri tarafından sistematize edilen bir ekoldür. Sahih bir anlayışa sahip olan bu ekol, Fatih’te yaşayanlar tarafından da benimsenmiştir. Sezai Karakoç, Akif’ten bahsederken tüm bu özelliklerin bir araya gelmesinin bir tesadüf olamayacağını söylemektedir.” sözleriyle aktardı.

Haylaz bir okul birincisi

Akif’in yetişmesini ve eğitim hayatını da kısaca “Dört buçuk yaşında mahalle mektebine gönderilen Akif, iki yıl boyunca dini ilimleri tahsil eder. Biraz haylaz olmasına rağmen sınıf birincisidir. Ortaokul ve liseyi de burada okuyan Akif, Baytar Mektebi’nin ilk mezunlarındandır ve yine okul birincisidir. Medrese ilimlerinde uzman olan babası, Akif’e Arapçayı ve diğer İslâmî ilimleri öğretir. Farsçayı başka bir hocadan öğrenen Akif, Fransızcayı kendi çabasıyla öğrenir. Akif, çocukken hafızlığa başlamasına rağmen hafızlığı ancak yirmi yaşında tamamlayabilmiştir.” cümleleriyle anlattı Ali İhsan Akçay.

Ali İhsan Akçay bir düşünür, bir şair olan Akif’in ilgilerini, gündelik hayatta neler yaptıklarını da şu sözlerle anlattı: “Akif, bir sportmendir aynı zamanda. Yüzme ve yağlı güreşte iddialıdır. Uzun yürüyüşü de çok sever. Gülle atma, at biniciliği de Akif’in ilgilendiği ve iddialı olduğu spor dallarındandır.”

“Akif, Ziraat Vekâleti Baytarlık Şubesi’nde yirmi sene çalışır ve görevi anında Anadolu, Rumeli ve Arap ülkelerini dolaşır.” “Yirmi yılın sonunda merkezde çalışır. Darülfünun’da Divan edebiyatı kürsüsünde hocalık yapar. Öte yandan, Bakanlıkta yazışma kurallarını öğretir.”

Akif’in belki de hiç bilinmeyen bir yönünü “Akif’in az bilinen taraflarından biri, onun Teşkilat-ı Mahsusa’ya katkılarıdır. Kuşçubaşı Eşref ile çok yakın dost olan Akif, istihbarat ustası olan bu dostuyla beraber Arabistanlı Lawrence’nin yıkıcı faaliyetlerine karşı Necid çöllerinde, Arap yarımadasında önleyici çalışmalar yapar.” cümleleriyle anlatan Ali İhsan Akçay, Kurtuluş Savaşı yıllarının Akif’ini de “Millî Mücadele döneminde de vaazlar verir, Anadolu’yu karış karış dolaşır. Verdiği vaazlar insanları etkiler, sözleri dilden dile dolaşır. Yazdığı makaleler okunur ve insanlar birbirlerine Akif’in düşüncelerini, Akif’in çağrısını aktarır.” sözleriyle anlattı.

Safahat Akif’in aynasıdır

Akif’in anlaşılmasında Safahat’ın önemli bir yer tuttuğunu da “Akif sadece söz ve makaleleriyle değil, şaheseri Safahat ile de hizmet eder topluma. Bu kitap Allah’a bir yakarış, Allah’a bir dua; topluma bir tebliğ ve irşattır aynı zamanda. Bu kitapta Akif, toplumun sorunlarını ve bu sorunlarla baş etme yollarını anlatır okurlarına. Safahat, aynı zamanda Akif’in hayat anlayışının da ifadesidir. Akif, Safahat’ta nasıl bir insan portresi çiziyorsa kendisi de öyle biridir. Sözünde durma deniyorsa, Akif sözünde durur. Fedakârlık deniyorsa, Akif sözünde durur.” cümleleriyle kayda geçirdi Ali İhsan Akçay.

İnsanlara bir şey anlatıp öğretmenin süslü sözlerle edebiyat yapmaktan daha önemli olduğunu düşünen Akif portresini de “Gazeteci kimliği de bulunan Akif, bu gazeteler ile toplumu uyarma görevinde bulunmuştur. Bir sanatkâr ruhu taşıyan Akif, süslü sanat yapmaktansa toplumsal mesaj vermeyi yeğlemiştir. Bir edebiyatçı gibi sanatkârca ve dolaylı söz söylemektense direkt mesaj vermeyi yeğler. Zaman zaman bu yönü eleştirilse de Akif, toplumsal mesajı sanata yeğlediğini ifade etmiştir. Yani bu, Akif’in bilinçli bir tercihidir. Akif’in Safahat’ta yapabildiği en önemli şey, en çetrefilli konuları bile çok yalın bir şekilde ifade edebilmesidir. Bu, her sanatkârın becerebileceği bir özellik değildir ve edebiyatta sehl-i mümteni sanatı olarak ifade edilir. Aruza onun kadar hâkim olan bir başka edebiyatçı yoktur o dönemde. Akif, aruz ile günlük konuşma dilini buluşturur. Bunu, Akif’ten başka yapabilen yok gibidir.” cümleleriyle çizdi Ali İhsan Akçay.

Düşüncelerini şiirle anlatmıştır

Ali İhsan Akçay, Akif’in düşünür yönünü ve İstiklal Marşımıza dair düşüncelerini “Asım’ın Nesli der, Akif. Akif, ülkeyi kalkındıracak bir kuşak peşindedir. Akif gibi, Sezai Karakoç gibi, Necip Fazıl gibi şairler için şiir, bir tefekkürün ifadesidir. Şair, şiirin peşinde koşarken düşünür, ilhama açar kendini. Akif, düşüncelerini şiirle ifade eden bir düşünürdür.”

“İstiklal Marşı, istiklalimizle ilgilidir. Bu marşta öyle bir ilham vardır ki bu ilham akıl üstü bir şeydir. Marşımızla ilgili olarak Bahtiyar Vahapzade ‘Bunu bir insan yazamaz. Bu, onun kulağına üflenmiş olmalı.’ der. İstiklal Marşı işte o kadar güçlü, o kadar anlamlıdır. Her milletin bir marşı vardır ama hiçbir milletin milli marşının yazarını bilmeyiz. Kendi milleti de bilmez şairini ama bizim marşımız ve marşımızın şairini herkes bilir. Marşımız ‘korkma!’ yani ‘La tahzen’ ifadesiyle başlar. Kur’ânî bir ifadedir bu ve bu ayetin hemen ardından da ‘Allah seninle beraberdir’ ayeti gelir. Akif burada, Allah’ın milletimizle beraber olduğunu samimi ifadelerle anlatır. İstiklal Marşı, yurdumuzu ve metafizik âlemi harmanlayan, milletimize Allah’ın kendisiyle beraber olduğunu anlatan bir marştır.” sözleriyle anlatarak sohbetini noktaladı.

Ahmet Serin

YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20