Sadece 'iyi haberler' veren bir TV kanalı olsa

Kemal Sayar şiir yazıyor, yazı yazıyor, konuşuyor, sohbet ediyor, dinliyor. Cumartesi günü de H Yayınları’nda hem sohbet etti, hem dinledi, hem de kitaplarını imzaladı. Ömer Yüceller sohbetten notlarını aktarıyor..

Sadece 'iyi haberler' veren bir TV kanalı olsa

Modern hayat ve modernizm, halen tanımakta ve tanımlamakta zorlandığımız kavramlar. Fakat şu bir gerçek ki modern hayat ya da modernizm, kendimizi tanımakta ve tanımlamakta başımıza daha büyük belalar açıyor. Modern süreçte ortaya çıkan, insanın ruhî ve aklî sıkıntılarını çözme iddiasında bulunan psikiyatrinin ise ne kadar başarılı olduğu büyük bir tartışma konusudur. Böyle tartışmalı bir tıbbî alanda ne mutlu ki Kemal Sayar gibi insanlar var.

Kemal Sayar, psikiyatrinin soğuk, ürkütücü ve “elitist” görünümünü değiştirebilen nadir insanlardan. Belki de bizim gibi, bizden biri oluşu psikiyatriye dair önyargılarımızı yıktı. Bu toprakların yöntemlerinden uzak duran bir bilim dalı, bu toprakların yöntemlerini anlatan biri ile yeni bir yol açma şansı yakalamış olabilir. Kemal Sayar şiir yazıyor, yazı yazıyor, konuşuyor, sohbet ediyor, dinliyor. Cumartesi günü de Üsküdar'da H Yayınları’nda hem sohbet etti, hem dinledi, hem de kitaplarını imzaladı.

Türkiye’de 'iyi haberler kanalı' diye bir kanal açılması gerekiyor

Sohbette modernizmi ve modern aletleri sıkça eleştiren Kemal Sayar, 1 haftadır televizyon izlemediğini söyledi. Son 1 haftadır televizyonlarda çıkan haberler canını çok sıkmış. Bu haberlere göre sanki kötülük sokaklarda kol geziyor, sokaklara kötülükten başka bir şey hakim değil. Bu haberlerin kötülüğü yaygınlaştırdığını, görünürlüğünü artırdığı için psikolojimizi bu yöne çevirdiğini söylüyor Kemal Sayar. “Ve sokaklarda iyilik de mevcut, hem de çokça” diye ekliyor.

Kanada’da televizyon kanallarının haftasonları insanların canını sıkacak, onları kötü etkileyecek haber yayını yapmasının yasak olduğunu belirtti Sayar. “Türkiye’de de 'iyi haberler kanalı' diye bir kanal açılması gerekiyor” dedi. Suç haberlerinin o suçları yaygınlaştırdığına dair, yapılan haberlerin toplum üzerindeki etkilerine dair epey çalışma yapıldığından bahsetti. Goethe’nin “Genç Werther’in Acıları” romanının Almanya’da intiharları yaygınlaştırmasını da örnek olarak verdi. Türkiye’de de benzer bir durum yıllar önce piyasaya çıkan bir şarkıyla yaşanmıştı.

Nezaketin en rafine hali

Sayar’a göre modern hayat bizi biz olmaktan çıkardı. Birbirimizi görmüyoruz ve işitmiyoruz. Evde otururken dahi ev ahalisi birbirine bakmıyor, birbiriyle konuşmuyor, birbirini dinlemiyor. Araştırmalara göre insanların karşısındakinin gözlerine bakarak konuşma süresi her geçen sene azalıyormuş. Sayar, anne ve babalara çocukları ile konuşurken ne kadar göz teması yaptıklarını tahminen ölçmelerini ve bu süreyi arttırmalarını tavsiye etti. Sohbeti dinleyenlerden biri Sezai Karakoç’tan bir dize söyledi bu esnada: “Artık çamaşırlar yıkansa da hep kirlidir / Herkes salonda toplansa da kimse evde değildir”. Kemal Sayar katılımcıya dizeyi tekrar okumasını rica etti ve Karakoç’un bu dizesi için “bunca anlattığımızın özetidir” dedi.

Kemal Sayar modern çağda anlam kıtlığı yaşadığımıza da değindi. İnsanların sürekli şikayet ettiklerini, şikayetlerinin çözümü için hareket etmediklerini ve şikayet ettikçe sorumluluktan kaçtıklarını anlattı. Sayar’a göre günümüzde insanlar sürekli şekilde konuşmak istiyor fakat bu bir monolog şeklinde yürüyor. Kimse karşısındakini dinlemek istemiyor, sürekli bizi dinlesinler istiyoruz. “Karşıdakini dinlemenin” nezaketin en rafine hali olduğunu belirten Kemal Sayar, insanların artık birbirlerine selam verirken bile göz göze gelmediğinden yakındı. Yine bir tavsiye olarak göz göze gelerek selam vermemizi söyledi, Hacı Bektaş-ı Veli’nin ve Yunus Emre’nin düsturu gibi insana “ulu bir nazarla bakma”mız gerektiğini belirtti.

Kemal Sayar’ın okuyucusunu tanımaya yönelik tavırları pek çok yazardan farklıydı

Ümit etmenin en büyük paydalarımızdan biri olduğunu söyleyen Kemal Sayar, yaralarımızı ümidin onardığını söyledi. En çok etkilendiği insanlardan biri olan Aliya İzzetbegoviç’in çok inançlı ve ümitvâr bir şahsiyet olduğunu, bu yüzden Bosna gibi bir yerde pek çok zoru yendiğini ve değiştirdiğini hatırlattı. Buradan yola çıkarak, ümitsizliğin ya da sıkıntının “bilinmeyen mutluluklardan bilinen mutsuzluklara sığınma hâli” olduğu tespitini yaptı.

Sorular üzerine kişisel gelişim kitaplarının son 6-7 yılda hiç olmadığı kadar çoğaldığını ve bunların kahir ekseriyetinin içi boş bir new age akım olduğunu belirtti.

Kemal Sayar kendisine yöneltilen soruları elbette dinleyicilere verdiği tavsiyeler gibi karşısındakini önemseyerek dinledi, soru soranın aklında soru işareti kalmayacak şekilde ve kendine has, samimi nezaketiyle cevapladı.

Sayar’ın kitapları imzalarken hiç yorulmadan tek tek herkesle ilgilenmesi bir hayli ilgimi çekti. Elbette ki şairler, yazarlar, düşünürler okuyucularını önemser, kitap imzalarken kısa da olsa sohbet eder fakat Kemal Sayar’ın okuyucusunu tanımaya yönelik tavırları pek çok yazardan farklıydı. Adını öğrendiği okuyucusunun kitabını imzalarken kısa da olsa konuşma esnasında okuyucuya adıyla hitap etmesi eminim pek çok okuyucunun hoşuna gitmiştir.

Kemal Sayar’ın sohbetine Leyla İpekçi’nin ve Rabia Christine Brodbeck’in de iştirak ettiğini belirtelim ve H Yayınları’nın “Çay Tadında Sohbetler” serisinin tadını almaya herkesi davet edelim.

 

Ömer Yüceller haber verdi

Yayın Tarihi: 06 Mayıs 2014 Salı 12:08 Güncelleme Tarihi: 23 Haziran 2018, 14:23
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Havva Şahan
Havva Şahan - 8 yıl Önce

Bütün kanallar bir olsa görme ve duyma sayesinde yaşamımıza güzellikler katsa güzellik de sınır yok isteyelim. iste vereyim. düşünür, düşler, hayal eder, kurgular, yaşar, yaşatırız. iyi, güzel düşünmeyi bilmek insana yakışan.

banner26