Rasim Özdenören Sempozyumundaydım!

Kahramanmaraş Belediyesi ve Hece dergisinin düzenlediği sempozyumdan notlar aldık.

Rasim Özdenören Sempozyumundaydım!

 

Kahramanmaraş Belediyesinin organizasyonu, Hece dergisinin katkılarıyla basın yayın organlarında aylar öncesinden duyurusu yapılan ‘Çok Sesli Bir Yazar, Rasim Özdenören’ sempozyumu, dikkat çekici kalabalık bir dinleyicinin katılımıyla  Kahramanmaraş Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezinde gerçekleştirildi.

Yazar, mütefekkir Rasim Özdenören’in çeşitli yönleriyle tanıtıldığı sempozyum, edebiyat dünyasının önemli isimlerini bir arada görmek isteyen okurlar için de önemli bir fırsat sunmuş oldu. Türk edebiyatında kalıcı eserleriyle yer edinmiş önemli isimlerin tebliğci olarak katıldıkları sempozyum, yazarlığının 55. yılında Rasim Özdenören’in Müslüman kimliğine ve düşünce dünyasına geniş bir  perspektiften eğilmiş olmaları bakımından da dikkat çekici nitelikteydi.

Nuri Pakdil Ustanın da program vesilesi ile Maraş'a geldiğini öğrendik. Pakdil Usta programa katılmadı ama Özdenören ile görüşmüşler. Ömer Faruk Dönmez müthiş bir 1 saat geçirdiklerini söyledi Usta ile.

Kitapçık dikkat çekici...

Rasim Özdenören’in hayatına ve eserleri üzerine oldukça kaliteli ve metin olarak özgün bir dille hazırlanan, sinevizyon gösterisi, görsel bir şölen olarak alkışı fazlasıyla hak etti. Sempozyum için salonu dolduranlara girişte takdim edilen ve şair-yazar Duran Boz nam-ı diğer Ömer Erinç Hocanın emek mahsulü ‘Rasim Özdenören, Bir Biyografi Denemesi’ isimli kitapçığı da aynı şekilde kalitesini ortaya koyması bakımından altı çizilmesi gereken önemli bir ayrıntı olarak zikretmeliyiz.

İlk oturum başladı

İlk oturum Arif Ay’ın başkanlığında gerçekleşirken, Cem Uraldı’nın ‘Bir Dost-Okurun Tanıklığında Rasim Abi’ başlığıyla sunduğu tebliğ, samimi bir Rasim Özdenören portresi sunarken, Özdenören’in içsel yolculuğunun yazı macerasındaki inceliklerin ve önemli ayrıntıların nelere tekabül ettiğini göstermesi bakımından ilgi çekiciydi. Uraldı, Özdenören’in kolay iletişim kurulabilir bir insan olmasını onun tevazuu ile açıklamanın mümkün olduğunu belirtti. Devamında, bu yönüyle zamanla etrafında hiç kimseyi bırakmayan kapris ve huysuzluklara düçar yazar zümresinden kalın hatlarla ayrıldığını, yazı yazma isteği ve yeteneği olanların ondan hep olumlu destek gördüklerini, ümitsizliğe kapıldıkları anda gençleri yüreklendiren, yeniden bir enerjiyle harekete geçiren tavrının, Özdenören’in gül yetiştirme sevdasıyla da alakalı olduğunu ifade etti.

“Rasim Özdenören Düşüncesinin Temelleri ve Kavramsal Nitelikleri” başlığı altında Kenan Çağan ise, Rasim Özdenören’e göre bugünün Müslümanı için tek kapsayıcı yükümlülüğün İslam’ı layıkı veçhile kavramak, yani belli bir Müslümanca bilince ermek ve onu kendi hayatında yaşanır hale getirmek olduğunu, ancak Özdenören açısından bu yükümlülüğün yerine getirilmesinin sanıldığı kadar kolay olmadığının da farkında bir yazar olduğunu belirttiği tebliğinde, modern zaman Müslümanının bu yükümlülüğü karşılayabilmesinin şartı olarak arınmış bir kafa yapısını şart koştuğunu ifade etti. Bu manada Özdenören’in, “Arınmış kafa yapısı, İslamı, kendi zatında düşünebilme yeteneğine ulaşmaktır. Kafa karıştırıcı yabancı unsurları, deyim yerindeyse cahiliye dönemi zihni ve ameli alışkanlıkları bir kenara koyarak düşünebilme yetisidir.” cümlesi Çağan’ın tebliğinde önemli bir ayrıntı olarak dikkat çekiciydi.

“Rasim Özdenören’de Yazı Düşünce ve Sanat Estetiği" Mehmet Narlı’nın sunduğu tebliğ; yazı nedir, edebiyat nedir, nasıl yazılır, estetik nedir, İslam estetiği nasıl algılanmaktadır, vb. soruların ayrımlarıyla açıklandığı, bu bağlamda Rasim Özdenören’in bütün bu sorulara verdiği cevaplar ışığında, düşünsel duruşun nasıl olması gerektiği konusunda, Özdenören merkezli çıkarsamalar, günümüz Müslüman sanatçısının dünya algısının da nasıl olması gerektiği sorusuna çözüm arar cevaplar taşıyordu. Narlı’nın özellikle, Rasim Özdenören’in, konusunu Müslümanların oluşturduğu, onların tavır ve davranışlarını, düşüncelerini yansıtan edebiyatın ‘İslami edebiyat’ adlandırılmasını yetersiz bulduğunu aktarması üzerinde durulması gereken bir ayrıntıydı. Buradan hareketle, Özdenören’in Müslümanca edebiyat, konusu ne olursa olsun, yazarın Müslümanca bilincini yansıtan, konusuna Müslümanca optikle yaklaşan ürünlerin tümüdür şeklindeki tanımı ile yeni eğilimin tutumunu biraz daha insanî bir bütünlüğe ulaştırmak istediğini belirtmesi önemli bir ayrıntıydı. Yine Özdenören’in, motiflerin işaret alanlarının sanatçının Müslümanca tavrının içinde aranması gerektiğini söylediğini belirten Narlı, önemli olan kullanılan malzeme değil, kullanılan malzeme ile meydana getirilmiş esere sindirilmiş ruhtur ifadesi dikkat çekiciydi.

Rasim Özdenören’de Yerlilik

Bahtiyar Aslan ise, “Rasim Özdenören’de Yerlilik ve Yerli Düşünce Sorunu” başlığı altında, çeşitli yerli tanımların yanında milliyetçilik, İslâmın yeri, yerlilik düşüncesinin temelleri üzerine yaptığı giriş denemesinin ardından Özdenören’de yerlilik düşüncesini temellendiren tebliği kayda değer ayrıntılar barındırıyordu. Rasim Özdenören’in yerlilik ya da yerellik anlayışının merkezine öncelikle “ülke” kavramını koyduğunu, yerliliğin ‘ev’ metaforu etrafında ‘vatan’ kavramıyla izahına eklemlenmiş olduğunu belirten Aslan, devamında ise, Özdenören’den alıntıladığı uzun bir cümle eşliğinde, “ancak Özdenören için bu gerek şarttır fakat yeter şart değildir. Özdenören’in yerlilikle ilgili sorunsallarından biri de, bir ülke insanının evrensel olgular karşısındaki tutumunun ne olduğudur. “Evrensel olgular karşısındaki tutumu nedir bu insanın? Söz gelişi, ölüm, zaman, Tanrı hakkındaki tutumu, davranışı nedir? Yerli edebiyat bize kendi insanının bu farklılıklarını vermelidir. Başka bir deyişle, genel olarak bütün insanlığı ilgilendiren metafizik meseleler karşısında, özel olarak bu insanın tavrı önemlidir bizim için. Biz, o insanın zihnî ve ruhî yapısını bu tarzıyla başka insanlardan ayırabiliriz. Bu dediğimiz özellikler birey olarak sadece o insanı ilgilendirmekle kalmazlar, sırf o insana ait bir özellik olarak görünmezler, insanlığın ortak meseleleri olarak herkesi, bütün insanlığı ilgilendiren bir boyuta ulaşmış olurlar.” ifadesini kullandı. Çok sesli bir yazar, Rasim Özdenören

Birinci oturumun son konuşmacısı olarak Ercan Yıldırım, “Rasim Özdenören Öyküsünün Fikri ve Kültürel Dokusu” başlıklı tebliğinde ise, modernleşmenin Türkiye serüvenine dair kısa bir giriş yaparken, Özdenören öyküsünün bu manada nerede durduğuna dair insan, toplum ve sosyoloji bağlamında önemli açılımlar sundu. Özdenören öyküsü bağlamında, modernitenin ağır baskısı, değişim, yabancılaşma bireyleri zamanın dışına çıkmaya yönelttiğini, farklı temayülleri gerçekleştirme isteğine götürdüğünü belirten Yıldırım, öncelikle çocukluk ekseninde, çocuğun gözünden toplum ve insanların hatta olayların yaşanan dünyanın reddi bir anlam taşıdığını, bu hikâyelerde varoluş sancısının farklı yönelimlerle kendini gösterdiğini, bu yüzden Rasim Özdenören öyküsünün Türkiye’nin içinde bulunduğu kültürel farklılaşmanın bize özgü değerleri aktarmayı da ihmal etmediğini belirtti. Özellikle, bu toprakların mayasında bulunan tasavvufun, Denize Açılan Kapı’da detaylı olarak ele alındığını, modern hayatın tüm kargaşası, telaşı, kaygılı hâline karşı muttaki, takva ehli, sükûnet içinde olan insanların da bulunduğunu, esaslı direnişin de bu sessiz sedasız gerçekleşen tavırdan geldiğini söylemesi önemli idi.

İkinci oturumdan notlar

Necip Evlice’nin başkanlığını yaptığı ikinci oturumun ilk konuğu olarak Şaban Sağlık, “İki Dünya Ekseninde Rasim Özdenören’de Eleştirel Düşünce Perspektifi” başlığı altında, Özdenören’in ‘İki Dünya’ isimli eseri dolayımında geniş, oylumlu bir değerlendirme sunarken, İslâmın evrenselliği bağlamında Özdenören’in kendi ülkesine, İslam ve Batı medeniyetine vs. nasıl baktığından hareketle, kendi ülkesi ve bilhassa İslam medeniyetinden söz ederken subjektif değerlendirmeler yaptığını belirttiği tebliğinde, Rasim Özdenören’in olaylara bakarken objektif bir noktadan değil, kendisini Müslüman bir aydın olarak konumlandırıp İslam medeniyeti içinde yer alan bir noktadan olaylara tarafgir, yargılayıcı, yer yer reddedici, analiz edici bir bakış açısıyla baktığını belirtti.

Bununla birlikte, Özdenören’in, söz konusu bakış açısını ortaya koyarken, çok zengin bir bilgi birikiminden hareket ettiğini, mesela güncel gelişmeleri takip edip yorumladığını, bu anlamda yeni çıkan her bir kitabın onu ilgilendirdiğini,  ayrıca onun, bazı terimler ölçeğinde düşünce ürettiğini ifade etti. Devamında Sağlık, ‘Rasim Özdenören, felsefeye ve kurama çok önem verir. Dolayısıyla bakış açısını sağlam felsefi temellere ve kuramlara dayandırır. Özdenören, ‘kriter’ adını verdiği bu felsefe ya da kuramlar olmadan eleştiri yapmaz. Yazar sadece bununla da yetinmez; edebiyatın temel metinlerinin ‘uygarlığın hasılası’ olduğuna inanır. Bu yüzden de hem Batı edebiyatının hem de Türk edebiyatının temel metinlerini de yazılarında kullanır. Genel anlamda ‘perspektif’ini bu şekilde ortaya koyabileceğimiz Rasim Özdenören, söz konusu perspektifi ilk kitabı ‘İki Dünya’da ortaya koymuştur.’ dedikten sonra, bu perspektife dair Özdenören’e has geniş ölçekli ayrıştırmaları ve önemli farkları sıraladı.

Müslümanca düşünce...

Murat Özkul, “Entelektüel İslâm Düşüncesi ve Rasim Özdenören’in Yeri” başlıklı tebliğinde, Rasim Özdenören’in, Mehmet Akif, Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç’un bağlı bulunduğu düşünce silsilesinin devamı olduğunu belirterek, Özdenören’in Türk toplumunun düşünce ve kültür dünyasındaki daralmaya dikkat çektiğini ve arkasından da yine müslümanların elinin altında tuttuğu zengin hazineden dem vurduğunu ifade etti. Aynı şekilde Özkul, Batı’nın kültürel ve felsefi değerlerine eleştiriler yönelten Özdenören’in, toplumun tek taraflı Batı’dan etkilenerek değişmesini eleştirdiğini ve Müslümanca  Düşünmek Üzerine Denemeler isimli kitabında bu durumu Özdenören’in şöyle dile getirdiğini belirtti: “Bakışlarımıza İslam’ın öngördüğü şartlar değil, fakat İslam-dışı dünyanın gözümüze taktığı gözlükler hakim kılınmıştır” oysa yapılması gereken “…bilime, fenne, ahlaka her şeye dinin bize kazandırdığı zihniyetle bakmak ve bu bakışı hakim kılmak başlıca görevimiz sayılmalı. Ayrıca, dini, hayatın herhangi bir şubesi olarak değil, fakat bütün hayatı kapsayıcı bir fenomen diye görmek de dini görevimiz sayılmalı.” İslam’ın kendi kaynaklarından; ‘Kur’an’ ve ‘Sünnet’ten istifade etmesine işaret ederek ilk kaynaklara dönülmesini önceki halefleri gibi Özdenören’in de yazılarında dile getirdiğini ifade eden Özkul, Özdenören’in İslam’ın dinamizmden bu dinamizmi sağlayan zengin düşünce ekollerinden bahsettiğini, bunların yeni bir bakışla elden geçirilmesini istediğini özellikle vurguladı.Çok sesli bir yazar, Rasim Özdenören

Müslümanca yaşamak

“Kuram-Eylem Bağlamında Müslümanca Düşünmek ve Müslümanca Yaşamak” başlıklı tebliğinde Cemal Şakar ise, Özdenören’in Müslümanca düşünmenin ancak Müslüman bir toplumda mümkün olabileceği tespitini yaptığını, müslümanca düşünmenin, soyut zeminlerde sürdürülen bir kafa sporu olmadığı görüşünü aktardı. Özellikle, bölmeli kafaların yarattığı kavram kargaşası nedeniyle İslam dışı birçok unsurun İslam’la yan yana, içi içe düştüğünü, bundan kurtulmanın tek yolunun ise Özdenören’e göre zihinsel hicret olduğunu ifade ederek Özdenören’in şu düşüncelerini ekledi: “Müslümanca bir toplumda yaşama fırsatı denenmedikçe Müslümanların kendi özgül ve asal meselesinin ne olduğunu bilmeleri imkân dışı kalır. İslâm dışı toplumlarda, çünkü, Müslümanlar, olsa olsa harama bulaşmadan veya harama en az nasıl bulaşarak işin içinden sıyrılacakları üzerinde kafa yorarlar. Kendi özgül meselelerinin ne olduğunu bilmeleri fizik olarak imkân dahilinde bulunmaz.”

Şakar, Özdenören’in kavramlar üzerine düşünürken de oldukça özcü bir yaklaşım sergilediğini belirttiği Özdenören için, ısrarla kavramların doğduğu zamandaki etimolojik ve semantik anlamlarına bağlı kalarak, onların tarihsel süreçlerini ve bu süreç içindeki anlamsal gelişimlerini göz ardı ettiğini belirtti.

M. Hayri Maraşlıoğlu ise, “Rasim Özdenören’de Modernite ve Türk Modernleşmesinin Eleştirisi” başlıklı tebliğinde, Rasim Özdenören’in modernleşmeye ilişkin eleştirisine onun denemelerinde  ele aldığı belirli kavramlar üzerinden yaklaşarak, Özdenören’i mütefekkir bir sanatçı olarak adlandırdı. Özdenören’in, modernleşmenin  doğurduğu ruhsal ve toplumsal yıkımı öykülerinde hayli özgün bir imge diliyle ortaya koyduğuna değinen Maraşlıoğlu, Özdenören’in kavramsal bir dille yaptığı denemeleri üzerinden bir değerlendirmede bulundu. Modernleşen, modernleştikçe mabetten uzaklaşan  kentlerin  ruhsal portrelerine ışık tuttuğunu belirttiği Özdenören’in, kent yazılarının da ayrıca değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

Modernite-Kent İlişkileri’nde modern yaşam biçiminin  alegorik bir  portresini, “Kendisine akıldan başka dayanak noktası bırakmayan, gururu ve kibri kendisine rehber edinmiş, burnu daima yukarıya kalkık bulunduğu için gözü önünü görmekten menedilmiş” şeklinde vasıflandırdığını belirtirken, Özdenören’in, modern, yani ‘üstün insan’ın eseri gökdelenlerin doldurduğu, doğadan ve ‘doğru’dan yoksul olmanın simgesi, ‘geleneksiz ve hatırasız’ modern kent resmi ile çizdiğini belirtti. Bu noktada, modernleşme maceramızın belki de en somut eleştirisini ‘gecekondusu bile kendisinden daha yerleşik  bir izlenim bırakan’, ‘kendinden, kendi tarihinden bağını koparmış, ruhsuz, kavissiz, kemersiz, kişiliksiz bir beton ve asfalt yığını. İnsana tarihsizliğinin ve kültürsüzlüğünün mahcubiyetini her an yüzüne vuran ve..bilinçle inşa edilmiş bir ruhsuz harabe..” olarak nitelediği  modernleşen kent imgesi üzerinden yaptığını vurguladı.

“Rasim Özdenören’in Öykü ve Düşüncelerinde İroni Dili”ni tebliğ olarak sunan Ömer Faruk Dönmez, Rasim Özdenören’in öykülerinde ironinin aslında pek olmadığını söyleyerek başladığı konuşmasında, aynı şekilde denemelerinde de ironinin bulunmadığını belirttikten sonra, ayrıca eserleri üzerinden isim ve örnekler eşliğinde ironi cümleleri sundu. “Yoksa Ben Havainin Biri miyim?”, “Burda Sineğe Yer Yok”, “Her Şey Bir Anda Oldu Yargıç Bey”, “Yaşanmamış Farzet Yavrum” (Acemi Yolcu) “Öykü Üstüne Ukalalık”, “Şiir İşe Yarar mı?”, “Ücük Devrimi Üzerine” (Ruhun Malzemeleri) “Olan Şey Niçin Oluyor?”, “Zihniyet Değişik, Varsayım Aynı”, “Karaya Vuran Fikir”, “Teşkilatlı Adaletsizlik” (İki Dünya) “Demokratik Hayat Tarzının Bir Armağanı: Kaypaklık”, “Kötü Bir Dünyada İyi Bir Müslüman”, “Açıktaki Gizli Putlar” (Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler) “Din Sınanmaz, Yaşanır”, “Medet Ya Mütercim”, “Dünya Şimdi Bize Kaldı” (Müslümanca Yaşamak) “Sosyalistin Mistik Büyülenmesi”, “Ilımlılık Ne Demek?”, “TV: Bir Tüketim Üreticisi” (Red Yazıları) “Kara Beyaz Adama da Ne Oluyor?”, “Kapitalizm ve Haya”, “Yumuşatılmış Zorbalıklar”, “Dumont: Özel Oto Sapıklıktır” (Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı) “Bamyanın Tanımı” , “Eşeğe Binmeyi Niçin Reddettim?”, “Sıradan İnsanın Önemsizliğinin Olağanüstü Ağırlığı”, “Peki Benim Hasmım Kim?”, “Saadette Mahsur Kalmak”, “Serseriliğe Hevesleniyorum” (Ben ve Hayat ve Ölüm) “Faiz Hadleri Yahut Necasetle Temizlenmek” , “Tüketen İnsan ya da Talih Kuşu Size de Gülebilir”, “Pahalı Afet ya da Kumdan Uygarlık” (Yaşadığımız Günler) “Çıktım Erik Dalına”, “Hamlet’i Zımbırdatmak” (Kafa Karıştıran Kelimeler)

Özdenören de konuştu

M. Fetih Yanardağ’ın sempozyumu değerlendiren konuşmasının ardından sahneye davet edilen Özdenören, bir yazar, sanatçı olarak önemli bir günde kendisi adına düzenlenen sempozuma katılmaktan büyük bir onur duyduğunu belirterek emeği geçen herkese teşekkür etti.

Kahramanmaraş’ın ‘kültür elçisi’ olarak şair-yazar Duran Boz hocanın üstün gayreti ve muhteşem organizasyonu ile tamamlanan sempozyum, inanıyoruz ki bundan sonra da farklı etkinliklerle diğer birçok ilimize örnek olacaktır.

 

Arif Akçalı haber verdi

Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2011, 23:52
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Turan Gündüz
Turan Gündüz - 8 yıl Önce

Verimli bir hafta sonu oldu. Sempozyum da güzeldi ancak katılımcılar daha güzeldi bence. Güpgüzel yürekli insanlarla tanıştım Maraş'ta. Bizi orada buluşturan Rasim Özdeneren, iyi ki varsın...

xxx
xxx - 8 yıl Önce

Sempozyumun en unutulmaz 'sahne'si Ömer Faruk Dönmez'in Rasim Özdenören dahil herkesi uyandıran 5 dk.lık konuşması oldu bence.

serdar
serdar - 8 yıl Önce

m.hayri maraşlıoğlu'nun tebliğinde: "tecrit ve diyalektik düşünce" üzerine uçuk da olsa birşeyler söylemesi çok ince bir ayrıntıydı. tebrik etme fırsatım olmadı.

kuaybe
kuaybe - 8 yıl Önce

bizde geri döndüğümüz o yağmurlu akşam vaktinde çok iyi bir şoför ve ondan daha iyi bir co-pilotla tanıştık galiba :) üstelik şoförün yayınlanmış 5 kitabı co-pilotun çıkmak üzre olan bir kitap hazırlığı varimiş. her açıdan bereketli bir sempozyumdu ve her açıdan yağmurlu ...

banner19

banner13