banner17

Rasim Özdenören Köln'de gençlerle buluştu

1995 yılından beri Avrupa’da Türkçe yayın yapan aylık-haber yorum dergisi Perspektif, geçtiğimiz günlerde Rasim Ödenören'i Köln'de ağırladı. Elif Zehra Kandemir notlarını paylaşıyor.

Rasim Özdenören Köln'de gençlerle buluştu

1995 yılından beri Avrupa’da Türkçe yayın yapan aylık-haber yorum dergisi Perspektif, okur kitlesini Avrupa’daki İslam ve Müslümanlara dair haberlerle bilgilendirmekte, Avrupa gündemini ilgili ülkelerin kendi konjonktürleri açısından inceleyişiyle bu alanda Türkçe yayın yapan tek dergi olma özelliğini taşımakta. Perspektif, geçtiğimiz günlerde Türkiye'den önemli bir ismi ağırladı. Türk edebiyatı ve düşünce hayatının en önemli isimlerinden Rasim Özdenören, 27 Ocak Çarşamba günü Almanya'da IGMG genel merkezinde ''Perspektif Buluşmaları'' kapsamında bir hasbihal programında gençlerle buluştu.

Asım Gültekin, Köln’de bir toplantı salonunda, salonu dolduran yaklaşık 70 kadar gence, “Aranızda edebiyatla, sanatla, kültürel aktivitelerle uğraşan var mı?” sorusunu yönelttiğinde bu karşı soru belirdi zihnimde: “Edebiyat için ne gerekir?”

Genel geçer bir cevabı olmayan bu soru zihnimde yankılanırken Asım Gültekin salonda söz alan gençlerle karşılıklı bir sohbete girişmişti bile. Hemen yanında, gençlerin cevabını ilgiyle dinleyen programın esas konuğu Rasim Özdenören oturuyor, gençleri biraz sıkıştırdığından ve muzipliğinden olsa gerek, Asım Gültekin’e, “Bu kadar üstlerine gitmesen mi?” der gibi bakıyordu.

Türkiye dışında yaşayan Türkiye kökenli gençlerin edebiyatla ilgisi

Bu esnada “Edebiyat için ne gerekir?” sorusu arka planda yankılanmaya devam ediyordu.

Almanya’da Türkçe konuşan bir grup söz konusu olduğunda bu sorunun en isabetli cevabı, “kök salmak” olsa gerek. Kök salmak, bulunduğu mekânı benimsemek, o mekânı kendi edebi yolculuğu için bir başlangıç kabul etmek, sırtını bulunduğu sağlam binaya dayayarak hakikati anlama ve anlatma yolculuğuna emin adımlarla başlamak. Ama her şeyden önce bir yerde meskûn olmak, bir yeri yurt edinmek, o yurdun kollarında taşıdığı, bağrında barındırdığı rahatlık içerisinde serpilebilme imkânına sahip olmak.

Edebiyat için ikinci gereklilik ise kişinin varlık kaygısını ardında bırakması ve güvenlik ihtiyacının karşılanmış olmasıdır herhalde. Somutlaştıralım: Boğulmakta olan birisi bir yandan çırpınırken, son gücünü harcadığı haykırışının güzel ya da nameli olmasına değil, yüksek olmasına dikkat eder.

Türkiye dışında –ya da daha janjanlı tabirle diasporada- yaşayan Türkiye kökenli gençlerin edebiyatla ilgisini de bu iki perspektiften değerlendirebiliriz: Kök salmak ve asgari güvenliğe sahip olmak. Almanya’da doğmuş, orada büyümüş, sosyalizasyonunu orada geçirmiş, eğitimini orada almış bir gencin bir yandan Türkiye’ye karşı beslediği aidiyet duygusu, onun sadece hibrit kimliklere sahip oluşunu değil, aynı zamanda edebiyatla ilişkisini de yakından etkileyecektir. Bu genç hangi dili esas alarak edebi yolculuğuna çıkacaktır? Heidegger’e atıfla hangi dil, onun evidir? Hangi kültür havzası içerisinde yürüyüşünü sürdürecektir? Nerede kök salmıştır? Bundan sonra hakikati anlamak ve anlatmak uğruna söyleyeceği bir söz olduğunda bu söz hangi mekânda kök salacaktır?

Kök salmaya dair kendisini gösteren bu soruların ardından, bu gencin Almanya’da varlığını idame ettiriyor oluşuna dair şu sorular da cevap bekler: Çocuk yuvasından başlayarak okulda ya da iş yerinde karşılaştığı ayrımcılık tecrübeleri esnasında edebiyat onun için ne denli “hayati” olacaktır? Bu genç için tartarak, üzerinde günlerce düşünerek söz söylemek mi, yoksa mümkün olduğu kadar kısa ama yüksek sesle haykırmak mı daha öncelikli olacaktır? Karşılaştığı sorunları hızlı bir şekilde çözmek zorunda kaldığı için benimsediği tempo, edebiyatın kendine has ahengi ile ne denli uyuşabilecektir?

Türkiye’de bazı sosyal bilimcilerin özensiz tezlerinde “gurbetçi” kavramsallaştırılmasına sıkıştırılan bu gencin edebi açıdan doğuşu ve edebiyatla hemhâl oluşuna dair bu sorunlara henüz çözüm bulunabilmiş değil. Oysa yurt dışındaki gençlerin edebiyatla ünsiyetleri, kimlik sorunları ve ayrımcılık tecrübesinden bağımsız bir şekilde anlaşılamaz. Tam da bu nedenle bir haber-yorum dergisi olarak Avrupa’daki Müslümanların kimlik ve ayrımcılık sorunlarını ele alan Perspektif dergisinin, bu soruları cevaplayabilmek adına Rasim Özdenören’i gençlerle buluşturmasının ayrı bir önemi vardı.

Zıtlıkların aşılmasından bahseden, binlerce filmlik arşivini anlatan, edebiyata, sanata dair bakışını yansıtan Rasim Özdenören, ancak bu iki sorunu aşabildiği ölçüde –hatta bu iki sorunu kendi edebi verimliliğini beslemek için basamak yaparak- edebiyatla ünsiyet kurabilecek “Kölnlü gence” hitap etti. Hem Türkiye’deki, hem de Almanya’daki düşünsel faaliyete yön verme potansiyelini barındıran o genç, umulur ki Türkiye’deki edebiyatçıların, sanatkârların ve düşünürlerin gündeminden hiç düşmez.

 

Elif Zehra Kandemir yazdı

Güncelleme Tarihi: 02 Şubat 2016, 15:38
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20