Rasim Bey'le Zarifoğlu'nu ziyaret etmiştik

Nurettin Durman Ağabey, Cahit Zarifoğlu’nu kabrinde dostlarla ziyaret ettikleri o günü anlatıyor..

Rasim Bey'le Zarifoğlu'nu ziyaret etmiştik

 

8 Haziran Cuma gecesi “olur inşallah” demiştim Asım’a. Rasim Özdenören Beyefendi ile Beylerbeyi’nde Cuma namazı kıldıktan sonra Cahit Zarifoğlu’nu kabri başında ziyaret edip hem anacağız, hem de bir güzel dua edeceğiz inşallah. Bu gün daha iyiceyim. Evin hanımı biraz keyifsiz…  Cumaları sohbete gidiyordu, bu gün gitmedi.Rasim Özdenören ile birlikte

Cuma namazı için verilen sala vaktinde aradı Asım. Beylerbeyi’ne gelmişler, sahilde imişler. “Köy kahvesinde oturun, geliyorum” diyorum. Rasim Bey ile oturuyorlardı yanlarına vardığımda. Beylerbeyi Köy Kahvesi bizim tanıdıkların takıldıkları, oturup çay kahve içtiğimiz temiz bir kahve. Daha çok dostum, öğrencilik yıllarından tanıdığım Prof. Dr. Necati Çakır ile burada oturur sohbet ederiz. Zaman zaman buluştuğumuz başka dostlarım, arkadaşlarım ile de burada oturur, çayımızı içer, sohbet ederiz.

Beylerbeyi’ne ilk 1968’de adım atmıştım

Tabii eski bir tarihi var bu kahvenin. Beylerbeyi’ne geldiğim 1968 yılı Mayıs ayında bu kahveye Cik Cik Nuri’nin kahvesi veya Balıkçıların kahvesi diyorlardı. Ufak tefek esmer tenli biriydi kahveci Nuri. Yanında aşçı Nebil Efendi’nin Lokantası, onun yanında Kahveci Yaşar ve karşıda Beylerbeyi Hamid-i Evvel Camii. Diğer tarafta Cik Cik Nuri’nin kahvesinin duvarının yanında Beylerbeyi iskele yazlık sineması ve onun yanında da Aşçı Necdet Efendi’nin lokantası vardı. Öyle uzardı çarşı iskeleye paralel olarak, iskeleden inince bir sağa bir sola yönelirdi yolcular.

Sağa sapanlar Arabacılar Sokağına girer, sola sapanlar ise caminin önünden dönüp Çamlıca Caddesi’ne yönelirlerdi. Bana göre romantik, tek taraflı bir çarşıydı. Önü açık, Karadeniz’e doğru uzanan bir boğaz vardı. İskelenin orada oturması da yaz aylarında bir başka güzel olurdu tabii. Biz de, sevgili karımla, 1968 Mayıs ayında bu vapur iskelesinden birlikte Beylerbeyi’ne ayak basmış ve böylece Beylerbeyili oluvermiştik ani bir kararla. Beylerbeyi sahili, iskele meydanı da böyle değildi tabii o zamanlar.

BeylerbeyiYıllar yılları kovalayınca bu günkü durumlar oluşmaya başladı semtimizde. Dükkânlar yenilendi. İskele meydanı birkaç defa şekil değiştirdi ve nihayet son halini almış oldu.   Hatta dükkânların yeni iç tasarımlarını yaptıklarında duvarlardaki sıvaları sökünce sıvaların altından, dükkânların duvarlarının tarihî tuğlalar ile yapıldığı ortaya çıktı. Üzerinde Gonstantınople yazılı olan birkaç tuğlayı da duvarda görünsün diye sergilenmiş olarak bıraktılar. Bir adet de tuğra motifi olan tuğlayı çerçeveleyip duvara kondurmuşlar. Öyle bir düzenleme yaptılar ki daha otantik bir vaziyete büründü kahve. Asılları değil iseler de birkaç bilinen tablo ile de duvarları bezemişler. Osman Hamdi’nin Kaplumbağa Terbiyecisi mesela önemli ve sevilen bir tablodur. Gebze’deki müzede görmüştüm Osman Hamdi Bey’in eserlerini. Müzeyi gezmiştik geçmişte şair arkadaşlarla. Fotoğraf çektirmiştik bir de. Büyük müzeci ve ressam olan Osman Hamdi Bey'e ait bize intikal edebilen kullandığı eşyalar, kendisine ve ailesine ait fotoğrafları ile yaptığı çeşitli tablolar sergilenerek Osman Hamdi Bey Evi ve Müzesi olarak düzenlenmiş Gebze Eskihisar köyündeki köşkü…

Beylerbeyi’ndeki bu Köy Kahvesi’nde çerçeve içinde duvara asılı bir de gemici düğümleri var ki ikisini ben hediye etmiştim. Tabii bir kaç siyaset adamının da fotoğraflarını asmış oluyor duvarına kahvenin. Mazhar Yüca adındaki uzun yıllardır tanıdığımız Erzurumlu bir ahbap işletiyor kahveyi. Ağzı laf yapan, gelen müşteriler ile ilgilenmesini bilen hatır bilir biri…

Rasim Özdenören Bey konuşuyor, ikisi dinliyorRasim Özdenören ile birlikte

Üç kişi oturmuşlar, ada çayı önlerinde; Rasim Özdenören Bey konuşuyor, ikisi dinliyor. Selam veriyorum. Rasim Bey’le el sıkışıp kucaklaşıyoruz. Asım Gültekin ve Mustafa Enesoğlu ile hal hatır soruşup ilişiyorum sandalyeye. Ben çay istiyorum garsondan. Bu kalp krizi meselesinden sonra şekersiz çay içmeye başladım nasıl olduysa. İmkânı yok daha önce şekersiz çay içmez ve takılırdım arkadaşlara. “Hayatın bir tadı tuzu olmalı değil mi ama” derdim. Neyse, alıştım şekersiz çay içmeye. Hastanedeyken şekerim yükselmiş, öyle gidiyor hâlâ; ben de üzerinde durmuyor, ölçtürmüyorum bile şekerimi. Lâkin dikkat ediyorum tabii.

Rasim Özdenören Ağabeyimiz de nihayet Beylerbeyi’ne uğramış oldu ve bu mekânlarda sohbet etmiş oluyoruz. Daha önceleri burdan geçmiş olsa da benim berber dükkânına gelmemişti Rasim Bey. Geçen yılın sonunda dükkânı kapattığım için artık dükkân yok. Benim yerime bir fotoğrafçı açıldı. Muhabbet mekânımız biraz da mecburi bir şekilde kendini kapatmış oldu. Devam etmeyi göze alamadım doğrusu bu hastalıktan sonra. 31 Mart 1976 – 31 Aralık 2011, Çamlıca Caddesi No: 36/A Beylerbeyi. Bir ömür işte buralarda geçmiş oluyor. Çok değerli insanlarla tanışmış, arkadaş olmuş, dost olmuş olduk bu mekândaki uzun yıllar içinde. Onur duyduğum bir şey varsa boşa gitmemiştir inşallah ömrümüz buralarda.

Cuma namazını eda ettikten sonra camiden çıkışta yukarı doğru kebapçıda yemek için dışarıda bir masayı, baştaki masayı münasip görüp oturduk. Rasim Özdenören, Kemal Kahraman, Recep Seyhan, Mustafa Enesoğlu, Asım Gültekin, Nurettin Durman, Mustafa Nezihi Pesen ve fotoğraflarımızı çeken, üniversiteye yeni başlamış, Asım Gültekin’in öğrencisi terbiyeli bir genç olan Muhammet Sait Ergün.

Cahit Bey, kayınpederi Hoca Kasım Arvasi merhum ile yan yana yatıyorlar kabirlerinde

Rasim Bey’i dinlemek gerçekten keyif veriyor insana. Samimi, candan bir yaklaşımı var.  Kemal Kahraman ile Recep Seyhan ile cami çıkışında karşılaşmış olduk. Recep Seyhan ayrıca Asım Gültekin’in ağabeylerinin öğretmeni oluyor. Asım, Rasim Bey’in öğle vaktinde Beylerbeyi’nde olacağını haber vermiş.  Öyle bir yakınlıkları da var. Nezihi Pesen bize yemekte katılmış oldu. Yemek işini biraz aceleye getirmek Rasim Özdenören ile birlikteicap ediyor. Buradan Cahit Zarifoğlu’nun kabrini ziyaret edeceğiz. Rasim Bey’in bir de uçağa yetişme durumu var, onun için oyalanacak zamanımız kalmıyor. Yani bir şiirimin ismine nazire olacak şekilde, “Dostum vakit dar” havasında temkinli bir sohbet havası içindeyiz. “Kaçan balık büyük olur” misali kaçan sohbetin de tadına doyulmuyor.

Yemekten sonra Mustafa Bey’in arabasıyla Çamlıca caddesinden yukarı doğru yola çıkarken benim emektar berber dükkânının önünden geçerken Rasim Bey’e dükkânı gösteriyorum. “İşte bu dükkân” diyorum, “şimdi fotoğrafçı oldu.”  Bu caddeyi bilen bilir. Havası güzeldir. Yukarıdan Çamlıca tepelerinden, aşağıdan da Boğaz içinden esen rüzgârlar nefis bir hava şenliğinde adeta insanın sinirlerini teskin edercesine öyle bir rahatlama hali sunuyorlar insana. İki rüzgâr hali de diyebiliriz buna. Dükkânın önünde durunca veya dükkânın karşısına ağaçların, Çınar ağacının, çiçeklerin orada oturunca öyle bir hal içinde rahatlıyor insan. Dostlarla çok oturduk, sohbet ettik, düşüncelerimizi paylaştık. Cadde de değişikliğe uğradı geldiğim o yıllardan bu günlere.

Caddeden Küplüce’ye çıkıp merkezden sağa doğru yol alarak Küplüce Camii’ne varınca mezarlık başlıyor oradan. Baştaki mezarlık, orta mezarlık ve daha aşağıdaki mezarlık… Mezarlığın arasındaki yollar üçe bölüyor böylece Küplüce Mezarlığı’nı. Cahit Zarifoğlu alt mezarlık dediğimiz mekânda medfûn bulunuyor.Rasim Özdenören ile birlikte

Diğer arkadaşlar da Kemal Kahraman Bey’in arabasıyla peşimizden geliyorlar. Biraz sonra şairimiz Cahit Zarifoğlu’nun kabrinin başındayız. Rasim Bey Recep Seyhan’a işaret edip oku diyor. Yasin-i şerif okunuyor, dualar ediliyor. Cahit Bey, kayınpederi Hoca Kasım Arvasi merhum ile yan yana yatıyorlar kabirlerinde. Allah’ın sonsuz rahmetini dileyerek ayrılıyoruz oradan.

Rasim Bey’i yolcu ediyoruz. Mustafa Enesoğlu ile Asım Gültekin Yeşilköy Havaalanına götürüyorlar. Böylece güzel bir günün az da olsa bir zaman dilimini dostlarla birlikte yaşamış oluyoruz. Muhabbet ehli ile olunca muhabbete doyulmuyor haliyle…

 

Nurettin Durman, muhabbet ehlini dinlerken geçmiş günleri de hatırladı

Güncelleme Tarihi: 23 Temmuz 2012, 13:52
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13