Ramazanla gelen sekinet

Mustafa Keleşoğlu 14 Mayıs akşamı Bursa Ensar Vakfı’nda “Ramazan ve Sekinet” üzerine konuştu. Ahmet Serin’in etkinlik haberi.

Ramazanla gelen sekinet

Müslüman çok çeşitli kelimelerle isimlendirilebilir. Müslümanların diğer Müslümanlara iyi niyetle uygun gördüğü isimlerin hepsi de doğru ve güzeldir. Ama bana güzel gelen sıfat, “ölçülü, dengeli, makul insan” sıfatlarıdır.

Yanımıza yöremize, yere göğe, havaya suya baktığımız zaman hep bir dengeyi görmekteyiz çünkü. Bunlar bize, her şeyin bir denge içinde olmasının Allah’ın tercihi olduğunu göstermektedir. Bundan yola çıkarak bizim de denge sahibi bir insan olmamızın, Allah’ın tercihine uygun düştüğü sonucuna varırız. Öte yandan, bir şeyin dengesi bozulduğunda, ortaya kötü sonuçların çıkacağını da biliyoruz. Hem kıyametin kopması da bu dengenin bozulması yüzünden olmayacak mı?

Ensar Vakfı Bursa Şubesinde 14 Mayıs Salı gecesi Mustafa Keleşoğlu’nun yaptığı sohbetin konusu da buydu. Mustafa Keleşoğlu, “Ramazan ve Sekinet” başlığını taşıyan sohbetinde, insanın bizatihi kendisini ve insanı harekete geçiren duyguları anlattı sohbetinde. Bu duyguların dengeli kullanıldığında insana nasıl yarar sağladığını, denge kaçtığında ise insanın hem dünya hem de ahiretini nasıl mahvettiğini İslamî bir bakış açısıyla aktardı dinleyicilere Mustafa Keleşoğlu.

Sohbetinde, özellikle insanı harekete geçiren, onu bir şey yapmaya iten duygularla ilgili konuştu Mustafa Keleşoğlu. Bu duygulardan ilki olan öfkeyle ilgili olarak “İnsanoğlu için öfke kötü bir şeydir ama bizim için öfke, olmazsa olmaz bir şeydir. Çünkü şehvetle beraber hareketlerimizin dayandığı yerlerden biri de öfkedir. Zaten öfkesiz de olunmaz. Sonuçta Allah’ın öfkelenmemizi istediği yerler de vardır. Münkere karşı Allah öfkelenmemizi ister. Allah Resulü “Onlar, Allah’ın emrine itaatsizliği gördüklerinde yüzlerini buruşturmadılar bile.” der. Böyle bir durumda insan eliyle ve diliyle müdahale edemiyorsa bile yüzünü ekşitmelidir. Bu bir harekettir ve dayanağı da öfkedir. Ama bu öfke, Rıza-yı Bari’ye uygun olduğu için insana sevap kazandırmaktadır. Yani insan öfkesiyle de şehavatıyla da kendine sevap kazandırabilmelidir.” sözlerini söyleyerek sohbetine başladı.

Sevabın da günahın da kaynağı aynı duygulardır

Mustafa Keleşoğlu, bu duyguların hayatımızı nasıl yönlendirdiğini, sadece dünyamızı değil, ahiretimizi de nasıl etkilediğini de şu sözlerle anlattı: “İnsan kendisini harekete geçiren bu iki duyguyla sevap da kazanabilir günah da kazanabilir. Hazreti Ömer’e (r.a) de Hazreti Ali’ye (r.a) de atfedilen bir olay vardır. Bu olayda Hazreti Ali, hizmetçisine seslenir ama hizmetçisi hiç oralı bile olmaz. Hazreti Ali defalarca seslenir ama hizmetçi cevaplamaz. Sonra Hazreti Ali hizmetçisinin yanına giderek ona neden cevap vermediğini sorar. O da “Öfkelenmeyin. İnsanlarda gördüğünüzü hataları affedici olun.” der. Hazreti Ali de onu önce affettiğini sonra da azat ettiğini söyler. Böylelikle öfke, bir hayra yol açar, sevap kazandırır.”

Sohbetinde daha çok öfke üzerinde duran Mustafa Keleşoğlu, öfkenin insana etkisini ayrıntılı bir şekilde “Öfke, bir insanda bulunmaması mümkün olmayan bir şeydir ve bu aynı zamanda bir kuvvettir. Ama bu kuvvetin hem yerli yerinde hem de gerektiği kadar kullanılması gerekmektedir. Gerektiğinden bir aşağısı da bir yukarısı da haddi aşmaktır. O yüzden Peygamber Efendimizin “Öfkelenmeyin!” ifadesi, öfkeyi bırakın anlamında değil, kendinizi öfkeye teslim etmeyin anlamındadır. Çünkü ahlak kitaplarında öfke, hem ahlaki erdem hem psikolojik bir hal hem de fizyolojik bir durum olarak anlatılmaktadır. Bir de öfkelenen insanın artık eski insan olmadığı söylenir. Öfkelenen insanın ahlakı değişir, insan öfkesinin esiri olur ve öfkesine uygun davranır. Böylelikle insan, kendisi olmaktan çıkar. Peygamberimiz bunu söylediğinde, insanlarda tam bir asabiyet anlayışı vardı. Bu anlayış, insanları yanlışta da doğruda da kabilesinin yanında olmaya iten bir anlayıştı. Yani o insanlar kendilerini öfkeye teslim etmiş insanlardı. Bunu şöyle açıklayabiliriz: O zamanki insanlardan birileri, birilerinin kapısının önünde yatan bir köpeğe taş atsalar, köpeğin sahipleri, taşı atanın ailesini kimse kalmamacasına yok ederdi. “Öfkelenmeyiniz” diyerek Peygamberimiz öfkenin kontrol altına alınmasını isterken aynı zamanda da öfkelenmemin insanın elinde olduğunu ifade eder.” cümleleriyle anlattı.

Öfke şeytandan şeytan ateştendir

Öfkemizi yönetmemizin mümkün olduğunu söyleyen Mustafa Keleşoğlu, öfke yönetimiyle ilgili olarak “İnsanın hareketlerinin iki dayanağının “Öfke ve şehvet” olduğunu söylemiştik. Öfke, hoşlanmadığımız şeylere karşı kendimizi savunma gücümüzün kaynağıdır. Eski ahlakçılar, hadislerden öfkeye dair yapılabilecek şeyleri çıkarmışlardır: Önce Şeytan’dan Allah’a sığınmak gerekir. Peygamberimizin huzurunda yapılan bir tartışmada taraflardan birinin yüzü kızardığında Peygamberimiz “Ben bu adamın öfkesini yenmesi için söylemesi gerekeni biliyorum. O Euzubillahimineşşeytanirracim.’dir” der. Öfkeye karşı yapılacak ikinci şey, abdest almaktır. Bu konuda Peygamberimiz, “Öfke şeytandandır. Şeytan ateşten yaratılmıştır. Ateş ise suyla söndürülür. Öyleyse biriniz öfkelendiğinde kalkıp hemen abdest alsın.” buyurmuştur. Böylelikle Allah, öfke ile öfkeden kaynaklanacak hareket arasına mesafe koyar. Yine Peygamberimiz “Biriniz öfkelendiğinde ayaktaysa otursun o da olmazsa yatsın.” buyurmaktadır. Böyle yaparak insanın öfkesiyle fiziksel hareketinin arasına mesafe koymayı amaçlar. Öfkeye karşı diğer bir şey de dua etmektir. Öfkeye karşı diğer bir yöntem de ortaya çıkabilecek zararları hesap edebilmektir. Bir diğer yöntem, öfkeyi yenerek Allah’ın rızasını kazanabileceğini, öfkesine teslim olduğundaysa şeytanı sevindireceğini düşünmektir.  Peygamberimiz, bir hadisinde “İnsanlardan öyleleri vardır ki geç öfkelenir, erken vazgeçer. Bazıları vardır ki erken öfkelenip erken vazgeçer. Yine insanlardan bazıları vardır ki çabuk öfkelenir, geç yatışır. Bunların en hayırlısı, geç öfkelenip erken yatışandır. En şerlileri de erken öfkelenip geç yatışanlardır.” der. Bu durum, insanların nefretlerini kalplerinde taşımalarıyla ilgilidir. Öfke uzun sürdükçe kine dönüşür, kin ise kolayca silinip gitmez. Bu yüzden Müslümanların öfkelenmesi ve öfkesini kalbinde taşıyıp kine döndürmesi hoş karşılanmaz.” sözlerini söyledi.

Mustafa Keleşoğlu, “Eski ahlakçılarımız, öfkenin bu zararlı yanına dikkat çekerek “İnsana, şehavatından kaynaklanan günahlardan çok, öfkesinden kaynaklanan günahlar zarar verir. Bu yüzden insan öfkesine karşı daha dikkatli olmalıdır.” der. O yüzden müminler öfkelerini gerekli yerde ve gerekli seviyede kullanmayı öğrenmelidir.” sözleriyle sürdürdüğü sohbetini, dinleyicilere hayır dua ederek bitirdi.

Ahmet Serin

YORUM EKLE

banner19

banner13