Psikiyatristler din büyüklerinin mirasçıları mı?

Türkiye'nin ilk nöropsikofelsefe sempozyumu, Üsküdar Üniversitesi'nde düzenlendi. Kemal Sayar, Ali Osman Gündoğan ve Erol Göka'nın tebliğlerini Hüseyin Kahraman izledi ve yazdı.

Psikiyatristler din büyüklerinin mirasçıları mı?

 

Geçtiğimiz Cuma günü (8 Kasım 2013) Türkiye'nin ilk nöropsikofelsefe sempozyumundaydım. Prof. Dr. Nevzat Tarhan yönetimindeki, davranış bilimleri ve sağlık alanında Türkiye'nin ilk tematik üniversitesi olan Üsküdar Üniversitesi'nin 1. Ulusal Nöropsikofelsefe Sempozyumu’nda iki oturuma katıldım. Sempozyum, "Benliğim Ne Kadar Benden" temasıyla, insanda benlik oluşumu üzerine odaklanmış. Pek çok ilgilinin es geçtiği bu sempozyum, benim gibi geçmişte bu alandaki bilimsel yokluklar içinde yetişmiş birisi için çok heyecan vericiydi. Bu yüzden, yoğun bir katılım gerçekleştiren gençlere çok imrendim doğrusu. Bu sempozyumun, önemli bir boşluğu dolduracağına ve devam ettiği takdirde gelecek için önemli adımlar atacağına inanıyorum.

Sartre’dan cuma vaazına

Katldığım sabahki ilk oturumda Prof. Dr. Kemal Sayar, benliğin tarih ve kültürün kodlarında gerçekleştiğini, evrensel bir benliğin olamayacağını ancak, benlikte melezleşmeler yaşanabileceğini ve bugün buna bağlı olarak yeni benliklerin oluşmaya başladığını söyledi. Benliğin başka kültürlere uygulanamayacağını belirten Sayar, "Yerli benlik için daha çok çalışmamız gerekiyor" dedi.

Sayar'ın ardından Prof. Dr. Ali Osman Gündoğan, Sartre'a göre, egonun aşkınlığı, insanın benlik ile bilinç arasındaki durumu, etkin benlik-edilgin benlik ve buna bağlı olarak kişilik oluşumunda “aynılık” sorunu üzerine açıklamalarda bulundu. Sartre'ın, “bakış fenomeni” üzerinde de duran Gündoğan, başkalarıyla münasebetlerin belirlemesiyle oluşan benliğin sağlıklı olmadığını söyledi.

Öğle arasında Cuma namazı için üniversitenin yakınındaki tarihi Kazdal Camii'ndeydim. Vaaz hocası çok özeldi doğrusu. Bir hadis-i şerifi çok kısa cümlelerle açıklayarak, flaş cümleleri cemaate tekrarlattı. Ardından cemaate birkaç soru sordu ve bilenleri birer kitapla ödüllendirdi. Burada bir an Sartre'ı düşünmeden edemedim. Benlikte “aynılık” korkusuna gerek yok demek ki. İnsan içinde bulunduğu kültür içerisinde de elbette kişiliğini koruyabilir. Burada da mesele, aslında insanın sahibini görmesi ve anlamasıyla ilgili. Sahip oldukları karşısında insanın sahipsiz olduğu düşünülebilir mi? Bu koca dünyayı ve uzayı insanoğluna fütursuzca yedirirler mi gerçekten?

Psikoterapide ve tasavvufta “ayrılık”

Öğleden sonraki ikinci oturumda Prof. Dr. Erol Göka, önemli açıklamalarda bulundu. Göka, psikoterapiyle tasavvuf arasında etkileyici bir benzerlik yakalamıştı ve ilk kez kendisinin tespit ettiği bu bilgileri bu sempozyumda katılımcılarla paylaştı.

Ona göre; psikoterapi ile ilahiyat bilimi, hem pratikte ve hem söylemde nispeten akrabadır. Üniversitelerde teoloji ve psikoloji bilimi, eş zamanlı olarak eğitime başlamıştır. Bizde psikiyatri uygulamalarına olan ihtiyaç, din büyükleri tarafından karşılanıyor, sağlıklı, sağlıksız ruhlar tasavvuf ehline emanet ediliyordu. Ve bizler (psikiyatristler), din büyüklerinin mirasçılarıydık.

Psikoterapi ve tasavvuf uygulamaları arasındaki benzer konuların en önemlisi, “ayrılık” konusudur. Tasavvufta, insanoğlunun ruhları cennette yaratılmış ve imtihan için dünyaya gönderilmiştir. İnsanoğlu, dünyada bir nevi hapistedir ve asıl vatanı olan cennet özlemiyle yanıp tutuşmaktadır. Üstad Sezai Karakoç, bu anayışı şiirinde, "uzatma dünya sürgünümü benim" diyerek tasvir eder. Tasavvufta ayrılık, aşk ve ölüm odaklı olarak Devr Nazariye’siyle izah edilir. Allah'tan gelen insanoğlu, dünya imtihanından sonra tekrar O'na dönecektir.

Psikiyatride ise; ana rahmi, tasavvuftaki cennetin karşılığıdır. Çocuk doğumundan itibaren, anadan (ana vatanından) ayrılış travmasını yaşar ve annesinden ayrılacağını hissettiği 2-3 yaşlarından itibaren, daha yaramaz olur ve kendisi bir şeyler başarmak için gayret sarf eder. İnsanın aşk ve eş arayışı da bu ayrılık travmasının bir sonucudur.

Göka'ya göre insanoğlunun hikayesi, insan olmak mücadelesidir ve insanın insan olması, diğer insanlarla olan ilişkilerinde saklıdır. Yani başarı ve kurtuluş, karşısındaki insandadır. Bunun için insanın tercih ettiği yol önemlidir. Fakat yolcusunu bulan da daima yoldur.

Hüseyin Kahraman yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Kasım 2013, 17:11
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER