banner17

Projelerin çatıştığı bir coğrafyada yaşıyoruz

Prof. Dr. Burhanettin Can, sosyal olaylara kafa yoran bir akademisyen. Geçtiğimiz günlerde Bursa'da düzenlenen bir etkinlikte 'Kadife Devrim'in görünmeyen yüzüne dair düşüncelerini paylaştı dinleyicilerle. Ahmet Serin notlarını aktarıyor..

Projelerin çatıştığı bir coğrafyada yaşıyoruz

 

İçinde yaşadığımız günler, her ne kadar biz çok fazla farkına varmasak da, tarihi kırılma noktalarının yaşadığı günler. Özellikle de bizim yaşadığımız coğrafya, dünyadaki altüst oluşların en sert yaşandığı coğrafya.

Bu altüst oluşlar, her ülkede farklı bir biçimde tezahür ederek kendisini göstermektedir ama geçmişten şu güne kadar yaşanan olaylara salim bir bakışla göz atıldığında, kaybedenin genellikle millet, kazananların ise o coğrafyayı sömürmek isteyen süper güçler olduğunu görüyoruz.

Şimdilerde Ukrayna örneğinde gördüğümüz bir devrim var. “Kadife Devrim” deniyor bu devrimlere. Bu devrimlerin karakteristik özelliği, halkın, kendi haklarını korumak için kendiliğinden harekete geçerek yönetime el koyması şeklinde ortaya çıkması şeklinde görünüyor. Görünen bu. Ama gerçek ne acaba?

Prof. Dr. Burhanettin Can, bu tip sosyal olaylara kafa yoran bir akademisyen. Prof. Dr. Burhanettin Can, 9 Nisan Çarşamba akşamı İbrahim Paşa Kültür Merkezi’ne konuk olarak “Kadife Devrim”in görünmeyen yüzüne dair düşüncelerini paylaştı dinleyicilerle. İlginç ve ufuk açıcı şeyler anlattı Prof. Dr. Burhanettin Can, tarihi etkileyecek olaylara değişik bir bakış açısıyla bakmamıza katkı sağladı anlattıkları.

Kadife Devrimler” konulu sohbetine, içinde yaşadığımız coğrafyanın her zaman çalkantılara gebe bir coğrafya olduğunu söyleyerek başlayan Prof. Can, “Şu an bizim de yaşadığımız coğrafyayla ilgili unutulmaması gereken en önemli iki husustan birisi, bu bölgenin 'Büyük İsrail Devleti' coğrafyasında olduğu, diğerinin de dünyanın en zengin enerji ve su kaynaklarına sahip olduğudur.” diyerek sürdürdüğü sözlerini şöyle açtı: “Her zaman çalkantılı olmuştur bu coğrafya ve her zaman da olacaktır. Çünkü bu coğrafya hem kadim dinlerin hem de önemli kadim medeniyetlerin ortaya çıktığı bir coğrafyadır. Buna bir de zengin enerji ve su kaynaklarının da eklendiğini düşünürseniz, bu coğrafyada her zaman gerginlik yaşanacağı gerçeğini görürsünüz. Hem bu coğrafyada yaşayanlar hem de bu coğrafya üzerinde çeşitli hesapları bulunanlar, her zaman için olaylara yön vererek gücü elde etmenin peşinde olmuşlardır. Günümüzde yaşanan 'Arap Baharı' ve 'Kadife Devrim' adı verilen olaylara da bu gözle bakmak gerekir. Yaşananlar, bir güç mücadelesidir. Gezi Olayları da bu mücadeleden uzak değildir, apaçık bir darbe teşebbüsüdür.”

Darbe, fotoğrafın bütününde görünüyor

Prof. Dr. Burhanettin Can, olaylara bütüncül bakabilmek için de bazı şeylerin mutlaka hesaba katılması gerektiğini söyleyerek hesaba katılacakları “Olaylara bütün bakabilmek için 1. İç dinamikleri, 2. Bölgesel dinamikleri, 3. Küresel dinamikleri hesaba katmak gerekir.” sözleriyle açıkladı. Prof. Dr. Burhanettin Can, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye olarak biz, olayları anlayıp ayakta kalabilmek için bazı şeyleri mutlaka hesaba katmalıyız. Öncelikle kendi kimliğimizi hiç unutmamalıyız. Yazık ki AB sevdası bize kim olduğumuzu unutturdu. Biz yeniden kimliğimizi hatırlamalıyız. Sorulması gereken bir diğer soru da, bizim hangi bilgi kaynaklarına sahip olduğumuz sorusudur. Bir diğer önemli husus da, sahip olduğumuz bu bilgi kaynaklarında Kur’an’ın, sünnetin ve aklın yerinin ne kadar olduğudur. Bu sorulara vereceğimiz cevaplar, bizim duruşumuzu belirleyeceği için çok önemlidir. Çünkü önemli bir bölgede yaşıyoruz ve hiçbir şeye kayıtsız kalamayız. Mesela Çin, Uygur Türkleri dolayısıyla atacağı adımlarda bizi hesaba katmaktadır. Bizim de bu bilince sahip olup atacağımız adımlarda mesela Çin’i hesaba katmamız gerekir yoksa bu coğrafyanın 'Arap Baharı' gibi 'Kadife Devrim' gibi oyunlarına düşer, hiçbir zaman ayağa kalkamayız.” 

Projelerin çatıştığı bir coğrafyada yaşıyoruz

İçinde yaşadığımız coğrafyanın önemine sık sık dikkat çeken Prof. Can, bu coğrafyanın hiçbir zaman büyük hesaplardan ve büyük sorunlardan uzak kalmayacağına dikkat çektikten sonra, günümüzde bu coğrafyayla ilgili bazı projeleri şöyle saydı: “Hem bölgesel güçler hem de küresel güçler, kendi çıkarlarına uygun projeler hazırlayıp bunları uygulamaya uğraşıyorlar. Bu projelerden bazıları: 1. Büyük Ortadoğu Projesi (ABD), 2. Büyük İsrail Projesi, 3. Sevr Projesi, 4. Ortadoğu’nun Hıristiyanlaştırılması Projesi (Dinler Arası Diyalog- Vatikan Projesi), 5. Nato’nun Evrenselleştirilmesi Projesi (Nato’nun İslam coğrafyasına kalıcı olarak yerleşmesi projesi), 6. Sıcak Denizlere İnme Projesi (Rusya projesi), 7. Yeni Osmanlı Projesi (Türkiye’nin bölgesel güç olmak için geliştirdiği proje), 8. İran kaynaklı projeler… şeklindedir. İşte bizim tüm bunları bilerek olaylara ona göre bakmamız gerekmektedir.”

Kadife Devrim, yeni bir darbe türüdür

Prof. Dr. Burhanettin Can, Doğu Avrupa ülkelerinde yaşanan ve bizde de “Gezi Olayları” şeklinde ortaya çıkan olayların tam anlamıyla yeni ve sofistike bir darbe türü olduğunu söyleyerek bu darbe türünün karakterini şöyle anlattı: “Bu yeni darbe türünün belli başlı özellikleri vardır. Bu darbe, her ne kadar plansız görünse de, yaklaşık beş yıllık bir süreci kapsayan çok ince planlanmış bir darbe türüdür. Veriler bize, ülkemizdeki bu darbenin 2011 yılında başladığını gösteriyor. Dinlemelerin başladığı tarihlerin de 2011 olması, bize bunu kanıtlıyor. Kadife Devrim’in özelliklerine baktığımızda, harekete geçen ya da geçirilen sürecin aşamalarında iç içe geçmiş halkalar olduğunu görüyoruz. Halkanın merkezinde Soros’un temsil ettiği küresel sermayenin olduğunu görüyoruz. Halkanın en dışında ise, çeşitli ideolojik görüşlere sahip ve normal şartlarda hiçbir şekilde bir araya gelmesi beklenmeyen gruplar bulunur.

Gezi olaylarında biz Marksist ve ateistlerin, namaz kılan Müslümanlara koruma çemberi oluşturduklarını gördük mesela. Öte yandan kendilerine 'Antikapitalist Müslümanlar' diyen bir grubun da varoluşsal olarak karşı karşıya olmaları gereken gruplarla elele tutuştuklarını gördük. Bunlar her ne kadar kendiliğinden olmuş gibi görünse de, aslında planlı bir harekettir.

İkinci halkada da, toplumu kışkırtacak silahlı örgütlerin olduğunu görürüz. Ülkemizde bu rolü DHKP-C üstlenmiştir. Merkezden bir önceki halkada ise, dış güçlerle ilişkili sermaye yer alır. Gezi Parkı’nda 'Ben de çapulcuyum.' döviziyle fotoğraf veren holding patronu CB, eylemcilere lojistik destek sağlayan diğer holding sahiplerinin varlığı, bunu kanıtlamaktadır. Gezi olaylarıyla darbeyi gerçekleştiremeyenler, süreci sürdürerek yargıyı da devreye sokmuşlardır. Bu aşamada ayrıca 'İslam’ı İslam’a Kırdırma Projesi' de devreye sokulmuştur. Milletin kararlı duruşuyla bu darbe girişimleri şimdilik püskürtülmüş görünse de, tehlikenin devam ettiği unutulmamalıdır.

Hülasa, öncelikle kim olduğumuzu hatırlamalı ve sonra da sahip olduğumuz bilgi kaynaklarını yeniden gözden geçirerek Kur’an ve sünnete hayatımızda daha fazla yer vermeliyiz. Çünkü bölgeyle ilgili projesi olan çeşitli güç merkezlerinin hepsi, İslam düşmanlığında buluşmaktadır.”

 

Ahmet Serin bildirdi

Güncelleme Tarihi: 12 Nisan 2014, 15:15
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20