banner17

Prof. Bellingeri Karakoç'un şiirine vuruldu

Cumali Ünaldı, ‘Şiirin Atlıları’ söyleşisinde şiir serüvenini anlattı. ‘Gerçek şiir’in ne olduğuna dair bakışını da serdetti..

Prof. Bellingeri Karakoç'un şiirine vuruldu

 

TYB İstanbul Şubesi’nde düzenlenen ‘Şiirin Atlıları’ söyleşisinde bu ayki konuk şair Cumali Ünaldı Hassannebioğlu idi. Yağmurun şakır şakır kelimeleriyle eşlik ettiği programı Yenişafak Gazetesi yazı işleri müdürü Özcan Ünlü ile şair Adem Turan sundu.

Bir şairin, başka türlü bir şair annesi: “Yavrum otların kokusunu hisset.”

Program, şair Cumali Bey’in şiire yolculuğunu anlatmasıyla başladı. Doğadaki ilahî sanat eserlerini seyretmekle başlar şairin şiir yolculuğu zira annesi Cumali Bey’i, henüz çocuk denecek yaştayken, doğadaki güzellikleri uzun uzun izlemeye teşvik etmiştir. Güneşin gurûb anını görünce oğlunu durdururCumali Ünaldı Hasannebioğlu ve renklerin dansını dakikalarca birlikte izlerler. Kimi zaman da bahçedeki çimenleri nazara alır ve “Yavrum bu otların kokusunu hisset...” der.

Kader-i ilahi bu değerli şairi adeta hayatı okumaya hazırlar. Meslek hayatı boyunca da annesinin vesile olduğu bu tefekkürî bakışı yitirmez Cumali Bey. Güzel bir manzara gördüğünde, annesinin onu durdurduğu gibi o da mühendis arkadaşlarını durdurur; “Lütfen bu manzarayı seyredelim. Gözümüze nakşedelim. Ta ki bu güzelliğin kalbimizde ve gözümüzde nakışı kalsın” der, annesinin kendisine çizdiği o yolu hayatı boyunca takip eder. Gözbebekleri bazen dağlarda ovalarda gezinir, bazen de bir küheylan gibi kırlarda koşar. Ve belki bu yüzdendir; güzel yolun şairleri yaşlanmaz asla!

O iki dizeye rast gelmek için 500 sayfa antoloji okursun bazen

Kendini ifade ederken “Ben sözün çırağıyım” diyor Cumali Bey. Öyle ki bir gün, vaktinin çok dar olduğu bir zaman diliminde bile, eline geçen 500 sayfalık Adıyamanlı Şairler Antolojisi’ni okur. Ola ki kristal bir söz yakalar, onu ruhunun nakışları arasına katar. Bu niyetle antolojide gezerken Lami Efendi’nin şu mısraları Cumali Bey’i derinden etkiler: “Gösterirsen şimdi göster Ey dilâra sineni.. / Yoksa hasta son nefeste neylesin âyineyi” “İşte” der Cumali Bey, “bu mısralar 500 sayfa okumaya değdi!”

Gerçek şiir nedir?

Şiir nedir, şair kime denir” soruları gündemdeki yerini yıllardır korurken, şair Cumali Bey de, Özcan Ünlü ve Adem Turan beylerin kendisine sorduğu “gerçek şiir”i, “tüm klasik şiirlerden etkilenmiş ama kendini bambaşka bir biçimde ifade etmiş şiir” olarak ifade ediyor. Ve bunu yakalayan kişinin ise o ülke için yeni bir ses, yeni bir tavır, yeni bir biçim olacağının müjdesini veriyor ve ekliyor: “Kelime; manaya giydirilen bir kılıf ise şair de kendi diline ait bu kılıfları, kelimeleri çokça bilmeli. Ki bir şairde söz kumaşı olunca onun şiirleri hiç bilmediğimiz bir şekilde ama bildiğimiz her şeye de benzeyerek ortaya çıkar. Onun şiirlerinde artık Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Fuzuli buram buram kokar.”

Giampiero Bellingeriİtalyan Giampiero, Sezai Karakoç’un şiirine vuruldu!

Program Cumali Ünaldı’nın hoş hatıralarıyla devam etti. Kendisi yıllar evvel Adıyaman’da mühendis iken Türk Dili ve Edebiyatı’nda doktora yapan İtalyan arkadaşı Giampiero ziyarete gelir. Birkaç gün misafiri olur. O zamanlar Adıyaman’da ışıklar her zaman yanmıyordur. Kentin ışıksız akşamı yine gelir, kapıyı çalar. Fakat dolunay gökten saldığı ışıklarıyla, karanlığa meydan okur gibidir. İki arkadaş ay ışığı altında oturur, sohbet ederler. Cumali Bey, sessizliğin hâkim olduğu bir anda Sezai Karakoç’un şiirini kalbinde duyumsar ve mırıldanmaya başlar: “Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı/ Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum!/ Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın/ Ben yaşamıyor gibi, yaşamıyor gibi yaşıyorum!

Giampiero, Sezai Karakoç ismini de şiirini de ilk defa duymaktadır. “Bu nasıl bir şiir?..” diye Cumali Bey’e hayretle sorar. Adıyaman’da o akşam o bahçeyi dolunay ile birlikte Sezai Karakoç’un şiiri de aydınlatır.  O zamanın doktora öğrencisi Giampiero Bellingeri, sonraki profesörlük yıllarında da bu isme ayrı bir yer verir dünyasında.

Meclis’te sandalye yerine şiirler uçuşsaydı

“Siyasette kavganın nasıl olduğunu, bir devletin en önemli kurumu Meclis’te sandalyelerin havada nasıl uçuştuğunu –maalesef ki- gördük! Peki, ülke yönetiminde şairler olup sandalye yerine şiirler havada uçuşsaydı nasıl olurdu?” Böyle bir soruyla serdedilen şairlerin devlet yönetimine geçmesi fikrine Cumali Bey olumlu bakıyor. Öyle ki şair; dünyadaki tüm acılara duyarlı bir insandır. O, sızıları yüreğinde adeta yaşayandır. Böylesi empati gücü olan bir insan elbette ki ülkesini en güzeliyle yönetmeye çalışacaktır. Bu konuda da Üstad Necip Fazıl, “Şairlerin devlet yönetmesi zorunlu değildir. Ama olursa güzel olur” demektedir. Söz Necip Fazıl’dan açılmışken; şiirle nesiri karşılaştırdığı bir yazısı geliyor Cumali Bey’in aklına: “Nesir hırsız ise eğer kapıyı maymuncukla açıp girer, fakat şiir ise anahtar deliğinden süzülür.”Cumali Ünaldı Hasannebioğlu

Merak ediyorum; “Hocam siyaset şairin şairane ruhunu olumsuz manada etkilemez mi peki?” “Kişi siyasete kendini kaptırmışsa, ona ram olmuşsa evet siyaset onu o zaman olumsuz olarak etkiler” diyor. Ancak; dominant olan siyaset değil de şiir ise etkilemez. Hatta o güzellik siyasete de olumlu manada tesir eder!

Şiir, dünyada var olan bütün adaletsizlikleri görmektir!

Şiirin siyaset ve ülke yönetimindeki yerine dair değerlendirmelerinden sonra dünyaya uzanan dallarını ele alıyor Cumali Ünaldı:

“Şiir çığlık gibi, şiir kan, şiir ateş gibidir” diyor ve devam ediyor: “Şiir dünyada var olan bütün adaletsizlikleri görmektir! Afrika’da esir gemilerinde toplanıp Amerika’ya pamuk tarlalarında amelelik yapsınlar diye getirilen, inançlarından ailelerinden çocuklarından koparılmış bir sürü insanın acısını duymuyorsanız o şiir yarım bir şiirdir. Çocuklarını ırmaklara atmak zorunda kalan annelerin acısını hissetmiyorsanız bu şiiriniz eksik bir şiirdir. Kürtlerin Halepçe’de kimyasal bombayla yok edilmelerini hissetmiyorsanız sizin şiiriniz zaten yoktur! İnsan ki âlemin özüdür. Kur’an’da ve bütün semavi kitaplarda odak olan ‘insan’dır. ‘Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir’ diyor Allah. Üstelik insanları dinine göre de ayırmıyor. Diyor ki mesela; ‘Esirleri kurtarın!’; ‘Müslüman esirleri kurtarın’ demiyor. ‘Borçluyu borcundan kurtarın’ diyor. Demek ki uçurumun kenarında olan her insan, ‘gel kardeşim’ diyeceğimiz bir varlıktır. Sade insan mı? Doğa için de aynı şeyi düşünmek zorundayız. Sade doğa mı? Belki cansızlar için de geçerli. Yani bir kaya, bir ırmak için de aynı şeyi düşüneceğiz. Irmaklar yok edildiği zaman Allah’ın yarattığı şeyin yok edildiğini düşünerek ona karşı çıkmaya çalışacağız. Bence şiir bu…”


Özge Sena Bigeç “
şairler hayata ne güzel bakıyor” dedi

Güncelleme Tarihi: 19 Nisan 2012, 12:21
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
ÖKKEŞ KUL
ÖKKEŞ KUL - 7 yıl Önce

Şimdi bir de Karakoç üstadın şiirine ambargo koyma modası çıktı.Yok üç kere düşünce eserinden bahsedilmeden şiirinden bahsedilmemeliymiş.Karakoç'un şiirinde gocunacak bi şey mi görüyorsunuz, nedir?Ben burada sadece sayın Tekin'in yazısını söz konusu etmiyorum. Bu saplantıya başka yerlerde de rastladım da onun için söylüyorum.İsteyen istediği yanını sever bir yazarın, ambargo niye?

muzaffer tekin
muzaffer tekin - 7 yıl Önce

üstad sezai karakoçun düşünce eserlerinden 3 kere bahsedilmeden şiirlerinden 1 kere bahsetmek yasak olsun...

banner8

banner19

banner20