Peygamber döneminde de ayrılıklar oldu

Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin 7 Şubat Cuma geceki Cuma Meclisi'nin konuğu Prof. Dr. Cağfer Karadaş’tı. Cağfer Karadaş kendisine konu olarak, 'Günümüzde Dini Akımlar' konusunu seçmişti. Konu, gerçekten de kışkırtıcıydı. Ahmet Serin yazdı.

Peygamber döneminde de ayrılıklar oldu

 

 

Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin 7 Şubat Cuma geceki “Cuma Meclisi”nin konuğu, Abant İzzet Baysal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cağfer Karadaş’tı. Prof. Dr. Cağfer Karadaş’ın konusu, biraz da Müslümanların, ümmetin içinde bulunduğu durumu açıklayıp anlamaya yarayacak bir konuydu. Prof. Dr. Cağfer Karadaş kendisine konu olarak, “Günümüzde Dini Akımlar” konusunu seçmişti. Konu, gerçekten de kışkırtıcıydı.

Aslında, insan sayısı kadar akım olduğunu söyleyen Prof. Dr. Cağfer Karadaş, dini akımlar dâhil her türlü akımın ortaya çıkış sebebinin, insanlar arası fikir ayrılığı olduğunu söyleyerek başladığı sohbetini, fikir ayrılıklarının ta Adem (as)’den beri olduğunu söyleyerek sürdürdü. Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Habil ile Kabil arasındaki fikir ayrılığının ise, ölümle sonuçlanan bir fikir ayrılığı olduğunu söyledi. Prof. Dr. Cağfer Karadaş, sohbetinin ilerleyen bölümlerinde İslami dönemdeki fikir ayrılıklarına değindi.

Peygamber döneminde de ayrılıklar oldu

Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Müslümanların kendi arasında fikir ayrılığı yaşamazdan önce, münafıklarla fikir ayrılığı yaşandığını söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Peygamberimiz döneminde de fikir ayrılıkları oldu. Müslüman-münafık ayrışması da bu kabildendir ve bu ayrışma, kâfirlerle yaşananlardan daha tehlikelidir. Çünkü kâfirin safı bellidir ama münafık, inandığından farklı şekilde davrandığı için onların ayrışması daha tehlikeli sonuçlara yol açmaktadır. Bu tehlikeyi şu olaydan anlayabiliriz: Bedir Savaşı, Müslümanların ilk savaşıydı ve sorunsuz bir savaştı. Çünkü ortada münafıklar yoktu ve saflar belliydi. Uhud Savaşı ise, Müslümanlar için zor bir savaş oldu. Zorluğu, Müslüman ordusunda yer aldığını söyleyen yaklaşık 300 münafığın savaş arifesinde ordudan ayrılmasından kaynaklandı. Bu ayrılma, hem sayıca zayıflamaya hem de moral bozukluğuna yol açtığı için Uhud Savaşı, Müslümanlar için zor bir savaş olmuştur.” Prof. Dr. Cağfer Karadaş, bu olayın, iç düşmanlarla savaşın dış düşmanlarla savaştan daha zor olduğunu göstermesi bakımından anlamlı olduğunun altını çizdi.

Mescid-i Dırar neden yıkıldı?

Prof. Dr. Cağfer Karadaş, günümüzde bazı insanların çok sinsi hesaplar yaparak, insanlara kutsallar üzerinden tuzaklar kurduğunu söyleyerek, bunun da aslında yeni bir şey olmadığını, İslam tarihinde de Müslümanlara benzer tuzaklar kurulduğunu “Mescid-i Dırar” örneği üzerinden şöyle anlattı: “Hazret-i Peygamber, bazılarının zannettiği gibi her şeyi bilen biri değildi. O, Allah’ın kendine bildirdiklerini bilirdi. Mesela Mescid-i Dırar olayı, hem bunu açıklayan, hem de farklı düşüncelere sahip insanların neler yapacaklarını göstermeleri bakımından anlamlıdır. Münafıklar, Kuba mevkiinde Kuba Mescidi’ne karşı gösterişli bir mescid yaptırdılar. Amaçları, Peygamberimizin orada namaz kılmasını sağlayarak, hem orayı kutsal bir mekân olarak lanse etmek, hem de Müslümanların bölünerek zayıf düşmelerini sağlamaktı. Bu amaçla Peygamberimizi mescide namaz kılmaya çağırdılar. İlk başta, yeni bir mescid kurulduğu için sevinip memnuniyetle en kısa zamanda oraya gelip namaz kıldıracağını söyleyen Peygamberimize ayet nazil olarak, münafıkların niyet ve amaçları Allah tarafından ihtar edildi. Bu şekilde uyarılan Peygamberimiz, Mescid-i Dırar’a namaz kılmaya gitmediği gibi, orasının bir fitne yuvası olmasını engellemek amacıyla, o mescidin yıkılmasını emrederek o mescidi yıktırmıştır.”

Peygamberimiz hiçbir zaman rahat değildi

Ayrılık ve kargaşanın o zaman nasıl varsa, günümüzde de aynı şekilde olduğunu söyleyen Prof. Dr. Cağfer Karadaş, bunun hikmetinin de, Müslümanların her an sınav halinde olmalarıyla açıklanabileceğini söyledi. Günümüz Müslümanlarının daha fazla rahatına düşkün olup, başlarına musibet geldiğinde bundan şikâyetçi olmalarının, aslında Müslüman’a yakışmadığını söyledi. Konuyla ilgili Prof. Dr. Cağfer Karadaş, şöyle devam etti konuşmasına: “Unutulmamalı ki, bu dünyada her zaman her şey olabilir. Çünkü fikir ayrılıkları her zaman olabileceği gibi, insanın başına her an bir şey de gelebilir. Peygamberimiz vefat ettiği zaman rahat yüzü görmemişti. O halinde bile, sefer için bir ordu hazırlıyordu. Ondan geriye kalanların bir avuç eşya olduğunu ise hepimiz biliyoruz. Demek ki dünya, her an her şeyin olabileceği bir yerdir.”

En kanlı ayrılık: Cemel Savaşı

Hazret-i Osman’ın şehadetinde, onun evini kuşatanlar arasında Müslümanların da olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Cağfer Karadaş, fikir ayrılıklarının bazen kan dökmeye kadar gittiğine başka bir örneğin de Cemel Savaşı olduğunu söyleyerek konuyla ilgili şunları anlattı: “Hazret-i Ali’nin halife olarak seçilmesinden sonra yaşanan olaylar, dini akımların nasıl savaşa dönebileceğine çarpıcı bir örnektir. Hazret-i Ali’ye karşı savaş için bir ordu hazırlandı. Hazırlanan ordu, Müslüman ordusuydu. O ordunun savaş açtığı ordu da Müslüman ordusuydu. Her iki orduda da cennetle müjdelenen sahabiler vardı. Sonuçta iki ordu da savaşa girdi ve bu savaşta birçok Müslüman’ın kanı döküldü. O yüzden Müslümanların her zaman uyanık olması gerekmektedir. Dün yaşanan bu olayların, bugün de yaşanmaması için hiçbir sebep yok. Unutulmamalı ki, insanı cehenneme götüren şeytan değil, kendi yaptıklarıdır. Şeytan sadece vesvese verir; ötesi ise insanın kendisine kalmıştır.”

Akımlar, tebe-i tabiinden sonra daha da arttı

Mezheplerin de fikir ayrılıklarından kaynaklandığını söyleyen Prof. Dr. Cağfer Karadaş, “selef” adı verilen kuşaktan sonra, ayrılıkların daha da derinleşerek mezheplerin ortaya çıktığını söyledi. Mezheplerin ortaya çıkmasının aslında bir bakımdan iyi olduğunu şöyle açıkladı Prof. Dr. Cağfer Karadaş: “Mezhepler, her ne kadar ayrılık gibi görünse de, bir anlamda iyi bir sonuca yol açmıştır. İnsanlar farklı düşüncelere sahiptir her zaman. İslam dairesi içinde kalan mezhepler de, değişik düşüncelere sahip Müslümanların İslam dairesi içinde kalmalarını sağladığı için, bir anlamda yararlı olmuştur. Çünkü insan, tekçi yapıya hem karşıdır hem de onu putlaştırma eğilimindedir.”

Cumhuriyet döneminden sonra ortaya çıkan iki akım hangisidir?

Prof. Dr. Cağfer Karadaş, bazen şartların da değişik düşünce ve akımların ortaya çıkmasını sağladığını söyleyerek bunu Süleymancılar ve Nurcular örneğiyle şöyle açıkladı: “Bazen baskılar da değişik akımların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Nurculuk ve Süleymancılık, Cumhuriyet dönemindeki baskıların ortaya çıkardığı iki akımdır. Cumhuriyeti kuran kadro İslamiyet’e karşı o kadar sert davranmasaydı, Süleyman Hilmi Tunahan kendi halinde bir ilim adamı olarak varlığını sürdürecek, bir hareket başlatmayacaktı. Keza Said Nursi Barla’ya hapsedilmeseydi, özgürlüğünü yaşayabilseydi, muhtemelen Nurcular adlı bir akım ortaya çıkmayacaktı.”

Prof. Dr. Cağfer Karadaş, fikir ayrılıklarının her zaman olacağını belirterek önemli olanın doğru istikametten şaşmamak gerektiğini söyleyerek sohbetini bitirdi. Prof. Dr. Cağfer Karadaş’a, Vakıf yönetimi tarafından bir plaket takdim edildi.

 

Ahmet Serin aktardı

Güncelleme Tarihi: 10 Şubat 2014, 11:35
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13