Osmanlı zımmilere o kadar fazla hak verdi ki..

Ali İhsan Karataş, Birlik Vakfı Bursa Şubesi'nce düzenlenen Huzur Dersleri'nde Osmanlı'nın hoşgörüsünü anlattı. Ahmet Serin notlarını aktarıyor..

Osmanlı zımmilere o kadar fazla hak verdi ki..

 

 

Çağı anlamak için çabalayan Birlik Vakfı Bursa Şubesi yönetici ve üyeleri, bunun, geçmişe yaslanmadan olmayacağının farkındalar. Bundan dolayı da, yaşanan her olaya tarihin bilge gözlüğünden bakmaya çalışıp, atılan her adımı da geçmişle irtibatlandırmaya çalışıyorlar.

Bu irtibatlandırma çabalarından bir tanesi de “Huzur Dersleri”… Bir süredir devam eden bu sohbetlerin 9 Ocak Perşembe günkü konuğu, UÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali İhsan Karataş’tı. Karataş, hep duyageldiğimiz, “İslam,hoşgörü dinidir; Osmanlı’da gayrimüslimlere hoşgörüyle bakılmıştır.” cümlesinin içini bir bilim adamı kimliğiyle dolduracaktı. Sohbet başladığında, “Gerçekten hoşgörü varmış!” şeklindeki düşüncelerimiz, sohbeti dinledikçe, verilen örnekleri işittikçe tam anlamıyla şaşkınlığa dönüşmeye başlamıştı. Çünkü Osmanlı, gayrımüslimleri incitmeme adına kendini incitmeyi göze almış bir devletti.

Karataş Hoca’nın sakin sesiyle yaptığı sohbetten notlar şöyle:

İnananlar ikiye ayrılır  

Karataş Hoca, öncelikle insanların inanan-inanmayan diye ikiye ayrıldığını söyleyerek başladığı sohbetini şu sözlerle sürdürdü: “İnsanlar, inananlar-inanmayanlar diye ikiye ayrılır önce. İnananlar da ehl-i kitap olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayrılır. Biz yine, Peygamberimizin hayatını da çok kabaca iki döneme ayırabiliriz: Mekke Dönemi- Medine Dönemi. Bu dönemlerde Peygamberimizin muhatapları da farklıydı. Mekke’deki muhatapları müşrikler olan Peygamberimizin, Medine’deki muhatapları ise ehl-i kitaptı. Medine Dönemi’nde Peygamberimiz, ehl-i kitap olanlarla ilişkileri tanzim etmiştir. Bu tanzim etme, herkesin bildiği gibi, Medine Vesikası’nda vücut bulmuştur. Medine’de en kalabalık ehl-i kitap topluluğu Yahudiler olduğu için, Medine Vesikası’nın çoğu maddesi onlarla ilgilidir. Medine Vesikası’na bakıldığı zaman, adalet karşısında herkesin eşit olduğuna önemli vurgu yapıldığı görülecektir.”

Hıristiyanlarla ilişkiler nasıldı?

Yahudilerin sözlerini tutmamalarının, Peygamberimizi olumsuz anlamda etkilemediğini söyleyen Karataş Hoca, daha sonra da Peygamberimizin, Hıristiyanlarla nasıl ilişki kurmak gerektiğinin örneklerini verdiğini söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: “O dönemde çok güçlü olan Benî Necran kabilesi, Hıristiyan’dı. Peygamberimiz, onlarla da ilişki kurdu, İslam’ı anlattı. Her iki taraf da kendi inancını diğer tarafa anlatmak için çeşitli tartışmalara girdiler. Sonuçta, Benî Necran kabilesi, Hıristiyan kaldı ama Müslümanlara tabi oldu. İşte bu tabi olmayla beraber ‘Zımmî hukuku’ doğdu. Kısaca zımmî, Müslümanlara tabi olmayı seçen gayrımüslimler demektir. Peygamberimizin genel uygulamasına bakıldığında, müşriklere karşı tolerans göstermezken, ehl-i kitap olan gayrimüslimlere toleranslı davrandığını görmekteyiz.”

Hz. Ömer’in şık jesti

İslam’ın fetihleriyle beraber zımmî hukukunun da değişmeye başladığını söyleyen Karataş Hoca, bu süreci şöyle özetledi: “Fetihlerle beraber zımmî hukuku da bir sorun olarak ortaya çıktı önceleri ama sonra bu sorun, Peygamberimizin uygulamalarına bakarak aşıldı. Tarihi seyre baktığımız zaman, zımmî hukukunun bazen Müslüman hukukundan daha avantajlı hale geldiğini görüyoruz. Mesela o zamanın devletler hukukunda var olan kölelik uygulamasına bakıldığında, Osmanlı’nın kölelere gösterdiği hoşgörünün sınırı yoktur. O kadar ki, bir süre sonra azat edilen bu köleler, kölelikleri zamanında edindikleri mal varlıklarıyla Hıristiyan vakıfları kurup inançlarını tebliğ ediyor ve onların bu hakkını da Osmanlı koruyordu.

Onlara bu hukukun verilmesinde elbette Peygamberimiz ve halifelerin uygulamalarının etkisi vardı. Mesela, Kudüs’ün fethinden sonra Hazreti Ömer’i kiliselerine davet eden Hıristiyanlara Hazreti Ömer, “Benden sonra gelenler, ‘Halifemiz buraya gelmişti, o halde bu mülk bizim olmalı.’ diye düşünebilirler, o yüzden ben sizi ziyaret etmeyeyim.” cevabını veriyordu.”

“Biz ne olacağız?” diye soranlara Orhan Gazi…

Bilindiği gibi Osmanlı, Bursa’sız düşünülemez. Osmanlı’nın temellerinin atıldığı Bursa’da da, gayrimüslimlere karşı zımmî hukuku uygulanmıştır ama bu hukuk, tarihi seyir içinde hep gayrimüslimler lehine gelişmiştir. Bunda, devleti yönetenlerin gösterdiği tavrın önemi büyüktür. Bu tavırlardan birini Karataş Hoca şöyle anlattı: “Orhan Gazi İznik’i savaşla fethetmiştir. Dolayısıyla orada, savaş hukuku geçerlidir. Erkekler köle, kadınlar cariye olmalıdır. Ama Orhan Gazi, yolunu kesip kendisine, ‘Bizim eşlerimiz öldü. Biz ne olacağız?’ diyen gayrimüslim kadınlara, siz cariyesiniz dememiş, onlara Müslüman askerlerle evlenmelerini önermiştir.”

Karataş Hoca, bir Avrupalı tarihçinin Müslümanların zımmîlerle hukuklarının düzeyini anlatan sözleriyle bitirdi sohbetini. Tarihçi Shaw’ın sözü şu: “Osmanlı, zımmîlere o kadar fazla hak verdi ki, bu, Osmanlının çöküşünü hızlandırdı.”

 

Ahmet Serin, notlarını aktardı.

Güncelleme Tarihi: 14 Ocak 2014, 16:34
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13