Osmanlı üniversitesinin mantık fakültesi Kilis

“I. Uluslararası Muallim Rıfat Kilis ve Çevresi Sempozyumu” geçtiğimiz günlerde Kilis’te gerçekleştirildi. Sempozyumda değerli katılımcıların bildirilerinden çok ilginç bilgiler de öğrendik..

Osmanlı üniversitesinin mantık fakültesi Kilis

 

I. Uluslararası Muallim Rıfat Kilis ve Çevresi Sempozyumu, 16-17 Mayıs 2013’te gerçekleşti. Kilis 7 Aralık Üniversitesi'nin düzenlediği sempozyum, Kilis Valiliği, Kilis Belediyesi, Kilis Sanayi ve Ticaret Odası ve Mehmet Rıfat Kazancıoğlu'nun katkılarıyla gerçekleştirildi.

2012’de yapılması planlanan bu sempozyum Suriye olaylarının başlaması nedeniyle bir sene ileriye ertelenmiş. Fakat ne yazık ki bu bir senelik süreçte Suriye’de akan kan durmadı. Uzun süre tereddüt etmekle beraber sonuçta üniversite sempozyumu yapmaya karar vermiş. Sempozyumdan birkaç gün önce gerçekleşen Reyhanlı’daki patlama katılımcılardaki endişeyi arttırmış olacak ki, programa tebliğcilerin neredeyse dörtte biri katılmadı. Bu açıdan Suriye olayları sempozyumu epey etkiledi. 2012’deki plana göre bu sempozyum çerçevesinde Halep gezisi düşünülmüş. Fakat biz sempozyumda ne yazık ki Halep’i değil, Halep’ten Türkiye’ye sığınmış çok sayıda Suriyeliyi gördük.

Bu olumsuzluklara rağmen başarılı bir sempozyum gerçekleştirildi. İki gün boyunca, üç ayrı salonda bildiriler sunuldu. Açılış konuşmalarının ardından Prof. Dr. Mustafa Öztürk tarihî şehirler bağlamında Kilis’i değerlendirdi. Tarihî şehirlerin fizikî olarak kale, merkezî ibadethane, çarşı, mektep, han, hamam gibi yapıların yanı sıra kendine has folklor, yemek kültürü, gelenek, ağız gibi unsurları bulundurması gerektiğini belirtti. Kilis’in bu özelliklere sahip kadîm bir şehir olduğunu vurguladı. Sakarya, Kırıkkale, Batman, Mersin gibi şehirlerin bu anlamda şehir olabilmeleri için yüzyılların geçmesi gerektiğini ifade etti.

Halep hakkındaki tebliğleri sunmak üzere Halep Eğitim Müdürlüğü ve Halep Evkaf Müdürlüğü’nden gelen katılımcılar, sunumlarını Arapça olarak gerçekleştirdiler. Kilis 7 Aralık Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmakta olan üç Suriyeli öğrenci de tebliğlerini Arapça ve Türkçe olarak sundular.

Tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunu sonrası kapatılmayan tek tekke

Yrd. Doç. Dr. Hasan Şener, Kilisli divan şairleri üzerine sunduğu tebliğinde İstanbul’un divan edebiyatı merkezi olduğunu, devlet büyüklerinin sanatçıya sahip çıktıklarını dile getirdi. İstanbul dışında şehzadelerin bulunduğu şehirler olan Manisa, Kütahya, Konya, Amasya, Trabzon gibi şehirlerde de edebî bir muhitin oluştuğunu belirtti. Kilis’te nitelikli divanlar kaleme alınmasının, Kilis’te edebî bir ortamın var olduğunun göstergesi olduğunu belirtti.

Mustafa Dolat ve Erol Çamyar, Kilisli Abdullah Sermest Divanı üzerine hazırladıkları incelemelerini sundular. Kilisli Abdullah Sermest, tekkesinde ders okutan, manevî zikir yaptıran bir mutasavvıf şairdir. Öğrendiğimiz ilginç bir bilgi ise tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunu neticesinde Atatürk’ün özel izniyle kapatılmayan tek tekkenin burası olması. Bu hadise de Abdullah Sermest Efendi’nin şapka kanununa karşı çıkmaması ve şapka takmasıyla ilişkilendiriliyor.

Dr. Orhan İyibilgin tarafından Muhammed b. Hamza el- Ayntabi hakkında sunulan bildiride Antep doğumlu olan bu şahsın ‘Terceme-i Tibyan Tefsiri’ adlı eseri hakkında bilgi verildi. 15 yazma nüshası bulunan tefsirin yazmalarının çoğunun İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi’nde yer aldığı; Manisa, Çorum, Bursa/ İnegöl, Ankara Milli Kütüphane gibi farklı yerlerde de yazmalarının olduğu belirtildi. İstanbul ve Mısır matbaalarında basılan eserin adından dolayı yanlış anlaşılıp ‘Tibyan Tefsiri’nin tercümesi sanıldığı, fakat buradaki Tibyan kelimesinin ‘Kur’an-ı Kerim’ anlamında kullanıldığı vurgulandı. Bu tefsir yeni bir şey ortaya koymak için değil, var olan bilgiyi halkla buluşturmak amacıyla yazılmıştır. Ayetler hikâyeler, kıssalar ve tasavvufla halkın anlayabileceği düzeyde ele alınmıştır. Bu yüzden halk arasında tutulmuş bir eser olmasının yanı sıra günümüz meallerine önayak olduğu da belirtilmiştir.

Yrd. Doç. Dr. Halil Aldemir, bildirisinde Kilisli Muhammed İbn Ebî Bekr’in Besmele Tefsiri’ni ele aldı. Basılmayan bu eserin Süleymaniye Kütüphanesinde iki yazma nüshasının bulunduğunu ve bu eserin Dürr-i zâde’ye ithaf edildiğini belirtti. Dürr-i zâde ailesinin beş adet şeyhülislam çıkarmış önemli bir aile olduğu, Osmanlı döneminde iyi bir makama gelmek için ilim çalışmalarına destek verilmesinin gerektiği dile getirildi. Bu eserle besmelenin lügât, sarf, nahiv, beyan, mantık, münazara, kelam gibi dokuz açıdan ele alındığında dile getirildi.

Osmanlı üniversitesinin mantık fakültesi Kilis’tir

Mustafa Yıldırım, bildirisinde Kilisli Hocazâde Abdullah Enverî’nin mantık anlayışını ele aldı. Abdullah Enverî, henüz 20 yaşında bütün icazetnâmeleri alıp Kilis Kesik Minare Medresesi’nde müderrisliğe başlamış. 1887’de vefat eden Abdullah Enverî, Kilis adını ilim merkezlerinde duyurmuş, Kilis’i mantık şehri haline getirmiş bir isimdir. Onun bu başarısında öne çıkan etmenler olarak şunlar sayılmaktadır: Öğrencilerine Arapça değil, Türkçe eğitim gerçekleştirmiş ve pratik yöne çok ağırlık vermiştir. Günlük konuşma ve düşünmelerde mantığın yer aldığını ortaya koymuştur. Abdullah Enverî, on beş eser kaleme almış, Tanzimat dönemine mantık dalında damgasını vurmuştur. O yıllar için şöyle bir şöyleyiş bulunmaktadır: “Osmanlı üniversitesinin mantık fakültesi Kilis’tir.”

Tarafımızdan hazırlanan “Kilis Türküleri” adlı bildiride türküler teknik ve muhteva olarak iki yönden ele alındı. Kilis türküleri üzerinden halkın “sevgili”, “evlilik”, “din” gibi kavramlar hakkındaki düşünceleri değerlendirilerek, türkülerde yer alan Kilis ağzına özel söyleyişler tespit edildi.

Şevket Bulut adını Mavera dergisinden tanıdığımız için bu konudaki tebliği daha bir dikkatli takip ettik. Muhammed Hüküm tarafından sunulan bildiride önemli noktalara değinildi. Olay öykücülüğü ve Şevket Bulut’un öyküleri üzerine hazırlanan bildiride Kilisli olan Şevket Bulut’un Kilisliler tarafından yeterince tanınmadığı belirtildi. Kültürümüzde çok eskilerden gelen bir gelenek (Destanlar, Dede Korkut) nedeniyle olay hikâyeciliğinin daha çok benimsendiği, Şevket Bulut’un da bu çerçevede hikâyeler kaleme aldığını söyledi. Günümüzde medya tarafından körüklenen ayrıştırıcı söylem nedeniyle toplum olarak bölünmenin eşiğine geldiğimiz ve bu bağlamda birleştirici unsurlara ihtiyacımızın olduğu dile getirildi. Medyanın bu gücü karşısında durabilecek temel metnin kendi özümüzden gelen roman ve hikâyeler olacağı söylendi. Bulut’un hikâyelerinin Alevî- Sünnî ve Türk -Ermeni gibi gruplar hakkında birleştirici ve objektif bir bakışla yazıldığı dile getirildi.

Bu minval üzere mesela Şevket Bulut’un bir hikâyesinin özeti şöyledir: Karısı doğum yapmak üzere olan bir baba adayı, hastaneye gidecek bir araç bulamaz. Bunun üzerine tanımadığı biri imdatlarına yetişir ve onları hastaneye götürür. Erkek çocuğu dünyaya gelen baba, kendilerini hastaneye getiren adama olan borcunu ödemek için bebeğine onun adını koymak istediğini söyler. Fakat baba duyduğu isim karşısında çok şaşırır çünkü adamın adı ‘Osman’dır. Alevî olan baba adama verdiği sözden dönmez ve oğluna ‘Ali Osman’ adını koyar.

Mustafa Hüküm, bir futbol maçı için insanların birbirlerini öldürdüğü, her konuda fanatizmin en üst düzeyde yaşandığı günümüzde Bulut’un hikâyelerindeki bu birleştiriciliği kullanmamız gerektiğini söyledi. Bulut’un Anadolu öykücülüğü yaptığını, Anadolu öykücülerinin kitap satma, para kazanma derdinde olmadığını dile getirdi. Bulut’un hikâye kitaplarının tekrar basılması ve başta Kilisliler olmak üzere halkımıza tanıtılması gerektiğini belirtti.

Hasan Ekinci ve Cihan Çakmak tarafından hazırlanan “Kilisli Muallim Rıfat Bilge ve Divanu Lügati’t-Türk” konulu tebliğleri oldukça önemli bilgiler içeriyor. Fakat bu tebliğlere “Kilisli Muallim Rıfat’ın 22 defteri nerede?” başlıklı başka bir haberde yer verdiğimiz için burada bir daha ele almadık.

Biz bu sempozyumda Kilis’in büyük âlimler ve mutasavvıflar çıkarmış kadîm bir şehir olduğunu öğrendik. Son olarak bu etkinliğin düzenlenmesinde Sempozyum Yürütme Kurulu Başkanı Yrd. Doç. Dr. Hasan Şener ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman Türer başta olmak üzere bütün emeği geçenlere teşekkürlerimi sunuyor, bu sempozyumun devamının gelmesini temenni ediyorum.

 

Şerife Nihal Zeybek “Suriye’ye bir an önce barışın gelmesi duasıyla” bildirdi

Güncelleme Tarihi: 25 Haziran 2013, 13:16
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
nazlı
nazlı - 5 yıl Önce

şeyh efendi şapka taktı diye tek kapatılmayan tekke yorumu son derece yanlıştır atatürk kilis e geldiğinde bizzat bu tekkeyi ziyaret etmiş ve burada ilim ve irfan hakim demiştir şapka takmasının sebebi sermest efendi geçirdiği bir hastalık sonucu kulak kepçesinin bir kısmı alındığı için her zaman şapka takardı eşi son derece moderndi yanlış bilgi verip insanları yanıltmayalım

banner19

banner13