banner17

Ortadoğu'da Ortadoğu'ya yabancılaştırıldık

'15. Bursa Edebiyat Günleri'nde tema Ortadoğu'yu Yazmak idi. Onlarca şair, yazar ve akademisyenın katıldığı etkinlikten notlarını aktarıyor Ahmet Serin.

Ortadoğu'da Ortadoğu'ya yabancılaştırıldık

Bir millete karakterini kazandıran birçok şey arasında dil, tarih ve sanatın öncelikle zikredilmesi gerektiği düşüncesine herkes katılır sanırım. Çünkü karakterin biçimlenmesi için, öncelikle kalbin biçimlenmesi gerekir. Allah’ın tecelligahı olan kalbin biçimlenmesini belirleyenlerden biri ise sanattır, edebiyattır elbette. Unutulmamalı ki her ne kadar esmaü’l-hüsnada yer almasa da, Allah’ın sıfatlarından biri ‘Sani’dir. Ve bu sıfat elbette herkeste bir biçimde tezahür eder. Bu bakımdan sanat-edebiyat hep önemli olagelmiştir. Bu önemin günümüzdeki tezahürlerinden birisi de ‘Edebiyat Günleri’ ya da başka adlar altında düzenlenen etkinlikler.

Kadim şehir Bursa, geçtiğimiz günlerde böyle bir etkinliğe tanık oldu. Bursa’da 7-9 Mayıs tarihleri arasında “15. Bursa Edebiyat Günleri” düzenlendi. Etkinliğe, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden onlarca şair, yazar ve akademisyen katıldı.

Tema “Ortadoğu'yu Yazmak” idi

15. Bursa Edebiyat Günleri’nin teması, yakıcı bir temaydı: “Ortadoğu’yu Yazmak”. Aslında temadaki bu Ortadoğu isimlendirmesi biraz da ironik olmuştu çünkü oturumlarda söz alan konuşmacılar Ortadoğu’dan söz ettiklerinde, bu isimlendirmenin sahici bir isimlendirme olmaktan çok, bir bölgeyi yeniden kurgulamaya yönelik ötekileştirici bir isim olduğu konusunda hemen hemen hemfikirdiler. İsimlendirip tanımlayanın hâkim pozisyonda olduğu hep söylenegelir. En azından isimlendirme konusunda biraz daha titiz olunmasının daha şık, daha fiyakalı, daha muhalif ve daha kendini ifade eden bir duruş olacağını kayda geçirmekte yarar var.

Mustafa Kara’nın dergi arşivi de sergilendi

15. Bursa Edebiyat Günleri, bir ayağı Bursa’da, diğer ayağı da dünyanın diğer coğrafyalarında olan Prof. Dr. Mustafa Kara’nın arşivindeki edebiyat dergilerinin sergisiyle başladı. İsimlerini edebiyat kitaplarından bildiğimiz Sebil’ür-reşad, Servet-i Fünun gibi dergileri hemen yanıbaşımızda görmek farklı ve güzel bir duyguydu.

Filistin’i herkes bizim gibi bilmiyor

Programın onur konuğu Prof. Dr. Norman G. Filkenstein, yaptığı konuşma ile dünyadaki olayları herkesin bizim gibi görmediğini bir kez daha hatırlattı bize. Filkenstein, insanların algısını oluşturan medya sayesinde dünyadaki insanların Filistin’de eşit güçte tarafların savaştıklarını, ölen Filistinli sayısınca İsraillinin de öldüğünü sandıklarını örnekleriyle anlattı. Evet, ne yazık ki dünya coğrafyalarının birçoğunda yaşayan insanlar için Filistin’de İsrailliler ve Filistinliler arasında eşit bir savaş yaşanıyor ve bu savaşta her iki taraf da kayıp veriyor. Yani bizim “Gazze ateşler altında!”, “Filistin yanıyor!” feryatlarımızı bizden başka duyan yok Filkenstein’in anlattıklarına göre. Bu da, dünya kamuoyuna kendimizi anlatmak gibi ciddi bir görevimiz olduğunu söylüyor bize.

Ortadoğu’ya yabancı düşmek

Üç günlük programın iki günü mesai saatleri içinde olduğu için oturumların tümüne katılma şansım olmadı. Ama dinlediğim oturumlardan şair Osman Özbahçe’nin yönettiği “Nuri Pakdil Saygı Oturumu” ve bu oturumda söz alan Doç. Dr. Mahmut Hakkı Akın’ın “Ortadoğu’da Ortadoğu’ya Yabancılaşma Üzerine Bir Deneme” başlıklı bildirisi, Ortadoğulu olmanın ve Ortadoğulu olduğunu kabullenmenin ne anlama geldiğini, bir coğrafyanın nasıl değiştirilmek istendiğini, bu değişimi yapmak isteyen gönüllülerin neler yaptıklarını ve bu değişimle birlikte bir coğrafyanın genetik kodlarının nasıl altüst edildiğini anlama yolunda iyi bir kılavuzdu doğrusu.

Doç. Dr. Mahmut Hakkı Akın pek yeni şeyler söylemiyordu belki ama söyledikleri akademik disiplin içinde söylendiği ve avamın sezdiği birçok şeyi kavramsallaştırdığı için önemliydi. Doç. Dr. Mahmut Hakkı Akın, bu çalışmasını daha da derinleştirip genişleteceğini söylediğinde sevindim doğrusu.

Batılı oryantalistlerin tanımlamasıyla Türkiye 'Doğu'dur. Bir dönemden itibaren Türkiye, bu tanımlamaya karşı Doğulu olma durumunu aşmaya ve Batılı olmaya çalışan bir medenileşme projesini devlet ve seçkinler siyasetiyle hayata geçirmeye çalışan bir ülkedir. Belli sürekliliklere ve radikal kopuşlara sahip olan Türkiye modernleşmesi, kendi coğrafyasında başka bir coğrafyaya aidiyet üretme ve öykünme hareketi olarak devam etmiştir.” cümlelerini Mahmut Hakkı Akın’dan işittiğimizde, cumhuriyet tarihimizin acı veren birçok olayının ne adına yapıldığını hatırlayıp bu güzel ülke adına yazıklanmamak mümkün mü?

Kardeşlerimize yabancı düştük

Tanzimat’la birlikte başlayan modernleşme sürecinde Türkiye’nin kendisini inatla ve ısrarla “Doğulu” değil de “Batılı” olarak görmesi ve bunu kanıtlama sadedinde yapılanları Mahmut Hakkı Akın, “Yeni bir toplum üretme siyasetinin radikalleştiği bu dönem, hem kendisine hem de yakın kültürel coğrafyaya yabancılaşma sürecine dönüşmüştür. Bu dönemde Türkiye, Ortadoğu’da bir ülke olarak bir zamanlar kendi vilayetleri olan ve asırlardır bir arada yaşama tecrübesine sahip olduğu toplumlardan zihniyet ve kültür açısından koparılmaya çalışılmıştır ki bu süreç, Ortadoğu’da Ortadoğu’ya yabancılaşma olarak tanımlanabilir. Ancak bu süreç, Türkiye açısından hem kendisine, hem Ortadoğu’ya hem de Batı’ya yabancılaşma gibi ilginç bir durum ortaya çıkarmıştır.” şeklinde ifade ederek ayağımızın altındaki zeminin nasıl kaydırıldığını anlattı bize. Kabul etmeli ki o zemin ayağımızın altından kaydı. Zaten bizim tüm çabamız da ayağımızın altından kayan o sağlam zemine tekrar kavuşma çabası değil mi?

Dil, tarih ve sanatımızı aldılar bizden

Mahmut Hakkı Akın, Batılıların içimizdeki modernleşme sevdalılarını etkilemekte zorlanmadıklarını, içimizdeki yabancıların güya “Devrim” yapma adı altında mensup olduğumuz medeniyetten bizi nasıl kopardıklarını da çok sarih bir şekilde şöyle anlattı: “Erken cumhuriyet döneminde dil, tarih ve sanat alanlarında gerçekleştirilen inkılaplarda Doğu’nun hegemonyasından kurtulma retoriğinin etkili bir şekilde kullanıldığı dikkat çekmektedir. Örneğin bu retoriğe göre Türk dili, kendisini yabancı dillerin boyunduruğundan kurtararak özgürleşecek, bağımsız hale gelecektir. Ancak burada Türkçeyi boyunduruğu altına alan yabancı dillerin Arapça ve Farsça olduğu herkesin malumudur. Alfabe değişikliğinde de Arap alfabesinin yerine gelen Latin alfabesine 'Türk alfabesi' denilmiştir.”

Trajik Başarı”

Doç. Dr. Mahmut Hakkı Akın’ın ağzından ifadesini bulan başka bir kavram daha vardı ve itiraf etmeliyim ki bu kavram da sarsıcıydı. “Trajik Başarı” olarak adlandırılan kavram Geoffrey Lewis’e ait. Bu kavramı bir örnek üzerinden anlatırsak eğer, “Dil Devrimi”nin ülkemizde kazandığı başarıyı ve bu devrimin tüm ülkeyi bir gecede cahil bıraktığı trajik sonucunu hatırlamak yeterli.

Edebiyatımızın kaderi ilgisizlik mi?

15. Bursa Edebiyat Günleri” 7 Mayıs Perşembe günü sessiz sedasız bir şekilde başladı ve üç gün sonra, 9 Mayıs Cumartesi günü de yine sessiz sedasız sona erdi.

Bu sessizliği açıklama sadedinde “Edebiyatımızın kaderi bu!” ya da “Bu millet edebiyattan anlamıyor!” diyenler vardır belki ama böyle demek ne kadar açıklayıcı olur ve bu açıklama ne kadar tatminkâr olur, üzerinde düşünmeye değer.

Aslında bu sessizlik sadece Bursa’yla sınırlı değil. Ülkenin her yerinde yıllardır birçok etkinlik düzenleniyor. Uzun soluklu bu etkinliklerin, başladığı günden bu yana bir şeyleri değiştirmiş olması, en azından orta boy bir salonu dolduracak heveskâr bir izleyici grubu oluşturmuş olması beklenir doğal olarak. Ama gördüğüm ve görünen o ki sadece Bursa’da değil, Türkiye’nin hemen hemen tüm şehirlerinde benzeri bir durum söz konusu. Etkinliklerin yapıldığı salonlar boş, edebiyat taliplerinin ilgisi yok! Bu durumu kendisiyle paylaştığım ve Türkiye ahvalini bilen bir arkadaş, tüm Türkiye’de durumun böyle olduğunu söyledi.

Edebiyatseverler nerede?

Bu durum, neyle ve nasıl açıklanır? Yıllardan beri bu organizasyonlara para akıtan belediyelerin ve bu organizasyonları düzenleyen tertip heyetlerinin buna kafa yormasının zamanı geldi de geçiyor bile bence. Hatta bu nedenler üzerinde şimdiye kadar kafa yorulmuş olmalı, belki saha çalışmaları yapılmış olmalı ve bu durum ayakları yere basan analizlere konu olmalıydı.

Edebiyat günlerine ilgisizliğin devam etmesine bakarsak, bu konuya kafa yorulmadığı sonucunu çıkarmak pek de yanlış olmasa gerek. Bursa özeli söz konusu olduğunda, öğrenci sayısı altmış binlere yaklaşan devasa bir üniversitenin bulunduğu bir şehirden bahsediyoruz demektir ve gerçekten de camiamızın alanında yetkin isimlerinin de iştirak ettiği bu etkinliğe dinleyici katılımı ciddi boyutlarda olmalı, etkinliğe gelenler neredeyse boş salonlara konuşmak zorunda kalmamalıydı. Üzülerek söylemek gerekir ki, mevcut durum, zaten birbirleriyle bir şekilde tanış olan sanatkârların bir araya gelmesinden, hal hatır sormasından ibaret sanki.

Eskilerin dediği gibi “Sel gider, kumu kalır”. “15. Bursa Edebiyat Günleri”nden de etkinliklere katılanlara Ortadoğu’yu yeniden düşünmek kalmış olmalı. En azından temennimiz bu olsun.

 

Ahmet Serin yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Mayıs 2015, 11:18
YORUM EKLE
YORUMLAR
mehmet bilici
mehmet bilici - 4 yıl Önce

evet hiç haberimiz olmadı. 15 edebiyat günleri olmuş bitmiş de haberimiz yok. bu program bursalılar için yapılsaydı haberimiz olurdu.

Hüseyin Göze
Hüseyin Göze - 4 yıl Önce

Programı olabildiğince takip etmeye çalıştım. Edebiyatseverler neredeydi, doğru. Ama TYB Bursa şubesi üyelerinin yarısının yarısı gelse o salonlar dolardı. Programı organize edenler üyelere birer mesajla bilgi verebilirdi. Daha başka şeylerde yapılıabilirdi pekala?

fatih fidan
fatih fidan - 4 yıl Önce

3 gün süren edebiyat günlerinde 800 kişilik salonda ortalama 20 kişi vardı. koca salonda ne yapacağımı şaşırdım. üç günde toplam 60 kişi yoktur izleyen. 300 bin lira bütçe ayrıldı bu etkinliğe. kültür ve edebiyat neden ilgi görmüyor sormamız gerek kendimize? özellikle bursalılar sormalı kendisine.tabi organize eden tyb'nin de tanıtım çalışması yapmadığı anlaşılıyor

Nurşen
Nurşen - 4 yıl Önce

Fatih bey,etkinliğin yapıldığı salaona uğramamış anlaşılan! Etkinliğin iki gününü takip ettim.Salon 800 kişilik değildi.Bazı oturumlarda doluydu salon, bazılarında dinleyici sayısı azdı.Her etkinlikte olduğu gibi.Edebiyatseverler Tophane'ye şiir gecesine gelmişlerdi.Hiç şüphesiz etkinlik öncelikle Bursalılar için yapılmıştır.Duyulmadıysa bunun sebebini öncelikle TYB'ye değil belediyenin kültür biriminin başındaki yetkililere sormak lazım. Yorumlara bakınca başka meseleler var gibi geldi bana.

banner19

banner13

banner20