O'nun değerlerini bir gün değil ömre yaymalı

İstanbul Ticaret Üniversitesi, Kutlu Doğum programını bu sene Sütlüce Kampüsünde düzenledi.
Program, Erhan Erken ve Yücel Oğurlu’nun selamlama konuşmalarının ardından Emrullah Hatipoğlu Hocanın sohbetiyle devam etti..

O'nun değerlerini bir gün değil ömre yaymalı

 

İnsanların değer yargılarının birbirine karıştığı günümüzde neyin doğru, neyin yanlış olduğunu kestiremezken; bir yanımızla kanayan damarlara merhem olma çabası, yine bu karışıklıklardan beslenen sekülerizme muhalefet olmaya çalışıyor. Hele bu değer yargıları temelini İslamiyet’ten alıyorsa, mesele daha da kabarıklaşıyor, anlaşılması ve açıklanması feci derecede zor bir hâl alıyor. Bizler, damarlardan akan son bir damla ile samimi inancı içimizde taşıyarak yanlış olanları durdurmaya, doğru olanları tebliğ etmeye çalışıyoruz.

Fakat fark ediyoruz ki seküler yaşam yanlış ile doğru arasındaki uçurumu gittikçe daraltmış, aradaki kalın duvarları kaldırmış, yanlışların içine doğrular, doğruların içine yanlışlar gizlenmiş. Ve yaşam öyle bir hâle gelmiş ki, bu inancı içinde taşıyan bizler bir şeye ne yanlış, ne de doğru diyebiliyoruz. Sadece avucumuzun içine aldığımız bir dua ve kalbe giden damarlardaki niyetin ‘salih’ olup olmadığını anlayabiliyoruz. Geriye kalan herşey tıpkı seküler yaşam kadar boş, tıpkı seküler yaşam kadar şekilci. Mümkün olabildiğince modernizm ve kapitalizm eleştirisi yapmadan bu haberi anlatmak istiyoruz sizlere. Ve girizgâhı sadece bir soru ile sonlandırıyoruz: “Tüm bunların sebebi sekülerizm mi?”

İstanbul Ticaret Üniversitesi, Kutlu Doğum programını bu sene Sütlüce Kampüsünde düzenledi. Program Kur’an tilaveti ile başladı ve ardından sunucu Muaz Ekşici konuşmasını yapması için İstanbul Ticaret Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Erhan Erken’i kürsüye davet etti.Erhan

Hz. Muhammed’i bir ömür boyunca anlamak ve yaşamak gerekir

Erhan Erken kapıda kendisine takdim edilen kırmızı gül ile kürsüye çıktı. Öncelikle programda emeği geçen arkadaşları, sonra da akademisyenleri ve öğrencileri saygıyla ve muhabbetle selamladığını belirtip kısa bir anısını nakletti bizlere: “80’lerde bizim ilk ofisimiz Sultanahmet’teydi. Emrullah Hoca yıllarca Sultanahmet Camii’nde imamlık yaparken biz her Cuma özellikle onu dinlemeye giderdik. Daha sonra oradan taşınınca onun vaazlarından mahrum kaldık” diyerek Emrullah Hatipoğlu Hocaya saygılarını sunan Erken, bu toplantının da bu vesile ile herkes için faydalı olmasını temenni etti ve devamında şunları söyledi:

“Değerli arkadaşlar, esasında bu tür kutlama günleri ve haftaları son derece önemli şeyler. Bu günler ve haftalar insanların dikkatini bir yerde toplamaya fayda sağlıyor. Bundan dolayı Kutlu Doğum adıyla düzenlenen bu programlar Hz. Muhammed Efendimizin hayatını ve şahsiyetini anlatma ve yayma açısından son derece önemli. Fakat bu programların fayda sağlayan yönlerinin yanında sakıncaları olan bir mesele de şu ki, bu tip toplantılar çok önemli değerleri bir güne veya bir haftaya hapsedebiliyor. Eğer gerçekten önemli noktalara dikkat çekmemiz gerekiyorsa, bu tür değerleri bütün bir hayata yaymak ve onları fiillerimizle tatbik etmemiz gerekiyor. Bizler Hz. Muhammed ile aramızda olan ilişkiyi de bu şekilde kurmalı ve onun hayatının her anını, her sünnetini ve hadisini ömrümüz boyunca yanımızda taşımalıyız. Öte yandan onunla ilişki demek, vahiyle ilişki demektir. Hz. Muhammed (s.a.v.) yaşayan bir Kur’an’dır. Yani Vahy’i ve Kur’an-ı Kerim’i anlayabilmek için Peygamber Efendimiz’in hayatını da anlamak gerekir.”

Erhan Erken devam eden konuşmasında Peygamber Efendimiz’in yaşadığı hicret hadisesine dikkat çekti ve onu bu hicreti yapmaya mecbur bırakan vesilelerden bahsetti. Onun gördüğü bütün zulümlere karşı davasından vazgeçmemiş olması bizler için çok önemli örnek teşkil ediyor ve ibret almamızı gerektiriyor. Peygamber Efendimiz güzel ahlâk üzerine gelmiştir. Ve bu ahlâkı yaymaya çalışmış, ümmetinin Allah’ın katında en yüsek mertebelerle şereflendirilmesine gayret etmiştir. Erhan Erken’e göre onun her sünnetinin ve hadisinin altında yatan manâları bütün Müslümanların iyice anlaması ve kavraması lazım. Bu manâları anlamanın gereği olarak da dil eğitimini ve diğer ilimleri iyice öğrenmemiz gerekiyor. Konuşmasının başında olduğu gibi, Mütevelli Heyeti Başkanı Erhan Erken programda emeği geçen gençlere, Sn. Emrullah Hatipoğlu Hocaya ve katılımcılara saygılarını sunarak kürsüden ayrıldı. Ardından sunucu Muaz Ekşici bir diğer selamlama konuşması için Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yücel Oğurlu’yu kürsüye davet etti.

‘Eğer Hz. Muhammed’in hayatını doğru kaynaklardan öğrenmeseydim şu an Müslüman olmazdım.’

Yücel Oğurlu, Peygamber Efendimiz için yazılan naat-ı şeriflerden bahsetti ve tarihin bir çok döneminde onun gönderiliş hikmetini, hayatıyla hem Müslümanlara hem de bütün insanlığa neler kazandırdığını belirttikten sonra Mehmet Akif Ersoy’dan şu alıntı ile devam etti konuşmasına: “Ondört Asır evvel yine böyle bir geceydi,/ Kumdan, ayın ondördü, bir Öksüz çıkıverdi!/ Lakin, o ne hüsrandı ki: hissetmedi gözler,/ Kaç bin senedir, halbuki bekleşmedelerdi!

uProf. Dr. Yücel Oğurlu, 2 gün önce evinde Rusya Müslümanlarından 20 kadar kişiyi ağırlamış: “Bunlardan bir tanesi yaklaşık bir yıl önce Müslüman olmuş olan bir Ermeni idi. Gerçekten İslâm’ı tam anlamıyla yaşamaya çalışıyordu ve aramızda geçen bir konuşma esnasında bana şunları söyledi: ‘Eğer Kur’an-ı ve Hz. Muhammed’in hayatını doğru kaynaklardan öğrenmeseydim, sadece Müslümanları tanısaydım şu anda muhtemelen Müslüman olmazdım.’ Bu söz bizler için çok önemli çünkü biz Müslümanlar günümüzdeki yaşam modelleri ile her türlü dezerformasyona maruz kalmış durumdayız. Ben bu durumun çaresinin Hz. Muhammed’in hayatını anlama ile mümkün olabileceğini düşünüyorum. Bu hayatı anlayan, Peygamber Efendimizin tebliğ yöntemini kavrayan insanlar onun güzel ahlâkından faydalanarak Orta Asya ülkeleri başta olmak üzere dünya üzerindeki bir çok insanın Müslüman olmasına vesile olmuştur. Biz de bu yöntemle üzerimize düşen vazifeleri en iyi şekilde yerine getirmeliyiz.”

Program Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hazırladığı sinevizyon gösterimi ile devam etti ve ardından Uluslararası İlişkiler bölümü öğrencisi Ali Halid Uslu, Arif Nihat Asya’nın “Naat”ını okudu.

‘Biraz daha yaklaşacak olsaydım beni paramparça edeceklerdi!’

Salavat, besmele, ayetler ve dualar… Konuşmacı olarak Emrullah Hatipoğlu’nun davet edilmiş olması, gün içerisinde bizleri en çok memnun eden şey oldu. Emrullah Hoca konuşmasının başında ve seyrinde o kadar önemli noktalara temas etti ki, zamanında Erhan Erken’in her Cuma kendisini dinlemeye gitmesini daha iyi anlayabiliyoruz. Hatta öyle ki kendimizi bir an için Cuma namazını beklerken verilen vaazların birindeymişiz gibi zannettik. Elimizde Emrullah Hocanın yaklaşık bir saatlik ses kaydı var. Taktir edersiniz ki bütün konuşmasını sizlerle paylaşmamız burada mümkün değil. Önemli gördüğümüz noktaları deşifre etmeye çalıştık. Büyük bir keyifle istifadenize sunuyoruz.Emrullah Hatipoğlu

“Hz. Muhammed’i (s.a.v.) gönderen Allah’a hamdolsun. Allahu zülcelalin müminlere en büyük iyiliği olan Muhammed’e salat ve selam olsun. Bu salonu görünce Dar’ul Erkam’ı hatırlamamak mümkün değil. Şartlar belki o günkü sıkıntılar içinde, o günkü zorluklar gibi hissedilmeyebilir. Fakat İslâm’ın bozulmak istendiği bu çağda, böyle bir mekanda, bir ilim merkezinde, bu toplantı bizlere Dar’ul Erkamı hatırlatıyor.

17 yaşında bir genç İslâmi tebliğin ve eğitim çalışmalarının karargâhı olarak kullanılması için evini Allah’ın Resul’unun emrine veriyor. İlk başta bu çalışmanın durdurulması, Peygamber’in tebliğinin engellenmesi için toplumun en zayıf kesimi seçiliyor ve caydırma hareketleri o kesim üzerinde uygulanıyordu. Nur ve karanlık arasında kalmış her insanın, karanlıktan bunaldığında aydınlığı istemesi gibi, cahiliye döneminin karanlık havasında, zulüm gören her insan nur peygamberinin vahyini arıyordu. Bilal-i Habeşi’nin gördüğü zulümler, onun göğsü üzerine konan sıcak taşlara rağmen, o mübarek sahabenin dillerinden tek bir söz çıkıyordu: ‘Ahâd.’ Yani o tek bir Allah’a iman ediyordu. Yapılan onca işkencelerin karşısında, verilen onca şehitlere rağmen kimse Peygamber’in yanından ayrılmıyor, davasından geri dönmüyordu.

Bu caydırmaların fayda vermediğini gören Kureyşli putperestler hedeflerini değiştirdiler ve direkt meselenin başındaki ismi, yani Hz. Muhammed’i hedef aldılar. Onu ortadan kaldırdıklarında bu sorunun da biteceğine inandılar. Önce onu mal ile, para ile ve kadın ile caydırmaya çalıştılar. Fakat o nur peygamberinin cevabı değişmedi; ‘Bir elime ayı, bir elime de güneşi verseler gene de davamdan vazgeçmem’ dedi. Kur’an-ı Kerim Hz. Muhammed’in o tavrını ve reddedişini bizlere Kafirun suresi ile hatırlatır. İlerleyen tehtidlere rağmen müminler Dar’ul Erkam’a sığınıyor ve namazlarını orada kılıyorlardı.”

Emrullah Hatipoğlu, konuşmasının devamında Dar’ul Erkam’ın önemini anlatarak ilim yuvaları olan üniversitelere bu vazifeyi yükledi. Üniversitelerin bu anlamda daha da gelişmesi gerektiğini söyleyip şu kıssayı anlatarak devam etti: “Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gün Kâbe’ye namaza gideceği zaman Ebu Cehil adamlarına diyor ki, ‘elime bir taş alacağım ve Muhammed secdeye alnını koyduğunda elimdeki taşı kafasına indireceğim.’ Mekke’nin en ileri gelen adamlarından birisidir Ebu Cehil, küfür için dahi bir şey yapacak olsa kişiliğiyle, onuruyla yapar. Dolayısıyla sözünü yerine getirmekten geri durmaz.

Peygamber Efendimiz geliyor, namaza duruyor, Ebu Cehil tam söylediği şeyi yapacakken ona yaklaşmasıyla geri dönmesi bir oluyor. Adamları ona ne olduğunu sorduğunda Ebu Cehil; ‘biraz daha yaklaşacak olsaydım beni paramparça edeceklerdi!’ diyor. Allah ona Hz. Muhammed’i koruyan melekleri göstermiş manâ aleminde. Çünkü Allah’ın Rasulü’nü koruyacağının teminatı ayet-i kerime ile kendisine bildirilmiş.”

Emrullah Hatipoğlu, ilerleyen konuşması esnasında sık sık İslâm tarihinden alıntılar yaparak Peygamber Efendimizin yaşadığı dönemi açıklıyor ve onun çok büyük zulümler görmüş olmasına rağmen hoşgörüsünden ve sabrından asla vazgeçmediğini vurguluyor. Hz. Muhammed peygamberlik dönemi boyunca cahillikle mücadele etmiştir. O kardeşliği önermiş, insani değerleri yüceltip insanları merhamete teşvik etmiştir. Zulümden, haksızlıktan uzak kalmak gerektiğini, iyi olan ne varsa onları yapmak icab ettiğini sık sık vurgulamıştır.

İstanbul Ticaret Üniversitesi Sütlüce Kampüsündeki bu Kutlu Doğum programı, iki arkadaşımızın Peygamber Efendimiz’in (a.s) veda hutbesini Arapça ve Türkçe olarak okumasıyla sona erdi.

 

Abdullah Said Can haber verdi

Güncelleme Tarihi: 03 Ağustos 2013, 17:41
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13