Onların işi gücü gönülleri imar etmekti

Murat Yurtsever, Bursa'da Yunus Emre üzerine konuştu. Ahmet Serin etkinlikten notlarını aktarıyor..

Onların işi gücü gönülleri imar etmekti

Hem toplumların hem de bireylerin bunaldığı, sıkıldığı dönemler olur. Öyle dönemlerde her şey göze kara ve anlamsız gözükür, yılgınlaşır insanlar. Bir şey olsa da bu kara bulutlar dağılsa, der herkes. Bu dönemlerde kalbi genişleten, ruhu yatıştıran, kelimeleri yıkayıp durlayan erlere ihtiyaç duyulur öncelikle. Birden bir şey olur, nasıl olup biter kimse anlamaz, ortalığı kaplayan çalılara inat, bulunduğu yerlere güzellikler bahşeden güller açıverir. Bu güllerin adı kimi zaman Şeyh Şamil olur, kimi zaman Aliya, kimi zaman Dudayev ve kimi zaman da Yunus olur. Ama illa bir gül boyverir kara, hoyrat, deriyi çizip kanatan çalılıkların arasında.

Coğrafyamızın üzerinde yine kara bulutlar dolaşıyor, yine kahredici oyunlar planlıyorlar ülkemiz üzerinde. Aslında, medeniyet kurup dünyaya nizamat verme iddiasında olmanın doğal sonuçları bir bakıma bunlar. Şöyle düşünsek yanlış mı olur: Bir şeyler yapıyoruz ki düşmanlarımız dört koldan saldırıyor!

İşte bizi karamsarlığa iten, yüreklerimizi daraltan böyle bir iklimde, Birlik Vakfı Bursa Şubesi'nin 7 Kasım tarihli Cuma Meclisi'nde Yunus Emre konuşuldu, o bildiğiniz Yunus, bizim Yunus… Konuk, UÜ öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Murat Yurtsever’di. Yard. Doç. Dr. Murat Yurtsever, dava delilerinden, “Ne yaparım ki birilerine yararım dokunur?” diyenlerden. Yunus Emre’nin de bizim şu an yaşadığımıza benzer muhataralı bir dönemde yaşadığını anlattı dinleyenlere Yard. Doç. Dr. Murat Yurtsever.

Yard. Doç. Dr. Murat Yurtsever, “Yunus Emre’nin 1250-1320 yılları arasında yaşadığı, Risaletü’n-Nushiyye adlı eseri olduğu ve birçok ilahisi olduğu kesin. Bu üç şey dışında Yunus’la ilgili hiçbir şey kesin değil.” diyerek başladığı sözlerini, “Zaten halkımız da Yunus’un nereli olduğunu falan merak etmemiş, onun irfanıyla ilgilenmiştir.” diyerek sürdürdü.

Yunus’un yaşadığı çalkantılı çağ

Yard. Doç. Dr. Murat Yurtsever, Yunus Emre’nin yaşadığı dönemin bir manzarasını çizdi önce bizlere. Ortaya çıkan tablo iç karartıcıydı doğrusu. Çok kısa bir döneme sığan tam sekiz Haçlı seferi, Moğol istilası ve Babai isyanı… Bu da yetmezmiş gibi, Selçukluların tarih sahnesinden çekilmesi… Tam bir kabus dönemi. İşte Yunus, tam bu çağda ortaya çıkan ve topluma moral veren erenlerden birisi. Aynı çağda üç ulu kişi var: Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli ve Mevlana

Zaten hep böyle olmuştur, toplumumuz ne zaman dara düşse, ne zaman karamsarlığa kapılsa, o kara bulutları dağıtan bir meltem çıkmıştır hep ortaya; Yunus gibi, Akif gibi, Mehmet Zahit Kotku gibi, Necip Fazıl gibi…

Yunus’un davası ne?

Yard. Doç. Dr. Murat Yurtsever, Yunus’u Yunus’un dilinden anlattı bizlere. Onun hümanizme sığdırılamayacak bir sevdasının olduğunu özellikle vurgulayarak… Şöyle dedi Yard. Doç. Dr. Murat Yurtsever: “Yunus ‘Ben gelmedim dava için/ Benim işim sevi için’ der ya, işte Yunus ‘dava’ derken o dönemin çalkantılarına işaret etmektedir. Yunus’un, geçici olan davalarla işi yoktur, onun işi kalıcı olanladır, yani aşk iledir. Ama bu aşkı da doğru anlamak gerek. Bu aşk, Batılıların bildiği aşklardan değildir. Bu aşk, bu sevgi hem bu dünyayı hem de öte dünyayı mamur etmeyi amaçlayan bir aşktır. Bu sevgi, hümanizme katık edilemeyecek kadar güzel bir sevgidir. O sevgi öyle bir sevgidir ki, dostların evini gönül görüp o gönülleri de imar etmek isteyen bir sevgidir. Bu sevginin tadını alanlar birbirlerini bilirler ve bunlar da hep aynı şeye talip olurlar. Hiçbir zaman kendilerini düşünmezler, diğergamdırlar. İşleri güçleri gönülleri imar etmektir. Bu böyledir çünkü onlar birer mutasavvıftırlar.”

Derviş, dünyaya meyletmez

Yard. Doç. Dr. Murat Yurtsever, Yunus’un bir mutasavvıf olduğunu söyleyerek, mutasavvıfların dünyaya bakışlarını da şu sözlerle ifade etti: “Yunus için bu dünya asıl dünya değildir. Çünkü bu dünya dert dünyasıdır ve tam da bu yüzden asıl dünya değildir. İlk insan Hazreti Adem’e bakalım. Adem (as) yeryüzüne indikten sonra ayrılık gördü, yokluk gördü, evlatlarının kavgalarını, ölümlerini gördü; her türlü çalkantıya şahit oldu. Bu kadar derdin olduğu bir mekânı hiçbir insan kendisine kalıcı mekan olarak seçmez zaten. Tam da bu yüzden Yunus gibi dervişler dünyaya meyletmez. “

Yunus’un hayatının efsanelerle bezendiğine dikkat çeken Yard. Doç. Dr. Murat Yurtsever, Yunus’un Yunus olmasının Hacı Bektaş ile karşılaşmasıyla başladığını söyledi. Yunus, Hacı Bektaş’a zahire istemeye gider, ondaki cevheri fark eden Hacı Bektaş ona himmet teklif eder ama Yunus bu inceliği kavrayamadığı için zahire ister. Sonra aklı başına gelir ve geri, Hacı Bektaş’a döner ama Hacı Bektaş da onu Tapduk Emre’ye yönlendirir.

Buraya kadar bilinen şeyler belki ama pek de yaygın şekilde bilinmeyen bir şeyi şöyle anlattı Yurtsever: “Tapduk Emre, kuvvetli rivayetlere ve Yunus’un şiirlerindeki coğrafi özelliklerden anlaşıldığına göre, Sakarya nehri kıyısında bir yerde yaşamaktadır. Köyünün adı da Sarıköy’dür. Tapduk Emre’nin dergahına ham şekilde giren Yunus Emre, orada pişer ve daha sonra da ışığını her yere yaymak için çalışmaya başlar. İşte bu Yunus, o çalkantılı dönemde millete umut aşılayan Yunus’tur.”

Mutasavvıfların günlük zikirleri olduğunu ama onlar için sohbetin her şeyden üstün olduğunu söyleyen Yard. Doç. Dr. Murat Yurtsever, Yunus’un da şiirleriyle bizlerle sohbet etmeye devam ettiğini söyleyerek sözlerini tamamladı.

Daha sonra Yard. Doç. Dr. Murat Yurtsever’e, gecenin anısına bir çini tabak takdim edildi.

 

Ahmet Serin bildirdi

Güncelleme Tarihi: 08 Kasım 2014, 15:14
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13