Önce kendi içimizdeki zulümleri bitirelim

Anadolu Platformu İstanbul Fatih Şubesi’nin düzenlediği etkinlikte Abdurrahman Dilipak ile gündemi konuştuk. Rumeysa Terzioğlu yazdı.

Önce kendi içimizdeki zulümleri bitirelim

 

 

Anadolu Platformu İstanbul Fatih Şubesi’nindüzenlediği etkinlikte Abdurrahman Dilipak ile gündemi konuştuk. Fakat Dilipak’ı az çok tanıyan herkes bilir ki, konuşma sadece bu eksende gitmedi.

Bu düzeni biz kurduk…

Dilipak, yanında bir dünya haritası getirmişti. Bizle de bu haritanın doğruluğunu tartıştı. Çünkü Dünya haritası bilime aykırıydı. Fizik kurallarına göre ağır kütle aşağıda hafif kütle yukarıda olmalıydı. Haritayı Ekvator’dan ayırdığımızda, bu kuralın tam tersi çıkıyordu. Şöyle ki: Ağır olan, yani daha fazla toprak alanı kaplayan kütle, yukarıda (ilk bakıldığında gözükecek noktada) mesela; Rusya ve en belirgin çizilen ada ülkesi İngiltere, daha da ilginci Amerika kıtasının güneyinde daha fazla ülke bulunmasına rağmen, kuzeyinin daha büyük çizilmişti. Biz buna haritada “ölçek küçültmesi” diyip önemsemeye biliriz. Fakat bu fazla hüsn-ü zan olur. Çünkü ölçekler öyle bir belirlenmiş ki, küçük büyük haritada resim, dünyaya verdikleri mesaj aynıydı: Bu düzeni biz kurduk ve en güçlüyüz, istediğimiz kadar bu düzeni devam ettire biliriz. Acaba öyle miydi?

Bu sorudan sonra, birkaç sene evvel gittiğim Çin tarihi derslerini hatırladım. Çünkü Çin’deki okullarda haritalar, tahmin edeceğiniz üzere, Çin merkezliydi. Yani Amerika kıtası solda değil sağdaydı. Çin’in bu hamlesini pekâlâ stratejik bulabiliriz. Sonuçta her devlet kendi bekası için çizdiği stratejiler vardır. Dilipak bu nokta da şöyle dedi: “Bu sınırlara halk karar vermedi!” Peki, kim karar verdi bu sınırların böyle olmasına? Burada da karşımıza iki durum ortaya çıkıyor:

Zaman değişse de şartlar hala aynı

Bunlardan ilki, E. Hallett Carr’inTarih Nedir?” kitabında da geçen ve en basit yöntem olan şüpheciliktir. İnsan eliyle oluşturulan her şeye, kendi ideolojilerinin yansıması kaçınılmazdır ve bu da söylenenin ya doğru olduğunu kabul etmek ya da bu ideolojinin bir yansıması olduğunu bilip ona göre hareket etmektir.

İkinci durum ise, dünyayı Müslümanlar ve diğerleri diye ikiye ayırdığımızda karşımıza çıkıyor. Peygamber Efendimiz zamanındaki normlarla şimdikilerin hiç de değişmediğini biraz dikkatlice baktığımızda görebiliriz aslında. Zaman değişse de şartlar aynı. Çünkü Kur’an-ı Kerim, önceden nasıl yol gösteriyorsa bizlere, şimdi de aynı şekilde yol gösteriyor ve kıyamete kadar da bu böyle olacak.

Peki, şimdiki dünyayı algılarken kullandığımız terimler niye bizlere yabancı o halde? Kendimizi neden Antik Roma terimleriyle tanımlıyoruz veya niye baktığımız dünya haritası gibi koca bir yalanı değiştirmek için çaba sarf etmiyoruz.

Dilipak konuşmasına şöyle devam etti: “Cehenneme odun taşımaktan yorulmadık mı? Yorulduysak önce kendi içimizdeki zulümleri bitirmeliyiz. Anne babaya öf demek… Eğer bir şeyleri değiştirmek istiyorsak, önce dinimizin gereklerini en iyi şekilde yapmalıyız. Çünkü Allah’ın bize ihtiyacı yok…”

Savaşlar her zaman olacaktır. Çünkü Müslüman’ın diyarı burası değildir ve burada rahatlık yoktur.

 

Rumeysa Terzioğlu yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Ocak 2014, 16:07
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13