Öğretmen şair ve yazarlarımız çok kıymetli

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız, Eyüp Sultan’daki Türkiye Dil Ve Edebiyat Derneği’nin konuğuydu.

Öğretmen şair ve yazarlarımız çok kıymetli

 

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Muammer Yıldız Bey, Eyüp Sultan’daki Türkiye Dil Ve Edebiyat Derneği’nin konuğuydu. Katılımın yoğun olduğu ve bir buçuk saat süren söyleşide Dr. Muammer Yıldız Bey, İl Mili Eğitim Müdürlüğü olarak yaptıkları kültürel faaliyetlerden ve projelerden bahsetti. Ayrıca eğitim meselesi üzerindeki bazı temel yaklaşımlarını da aktaran Dr. Muammer Yıldız Bey, eğitimde esneklik konusunun önemine vurgu yaptı.Muammer Yıldız

Eyüp Sultan İlçe Milli Eğitim Müdürü Muhammed Öztürk Bey, Bağcılar İlçe Milli Eğitim Müdürü Kadir Kuş Bey ve Uluslararası İzci Lideri Dr. Mehmet Emin Bey’in de dinleyici olarak katıldığı söyleşide İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Muammer Yıldız Bey şunları söyledi:

Tek müfredat dönemi bitti

Biz müfredat çalışmalarımız sırasında şunu fark ettik ki müfredatımızın çok seçenekli, çok zengin olması gerekiyor. Tek tip bir müfredat hiçbir ülkenin programına yakışmaz. Çocuklarımız farklı zekâ yapılarına -ki sekiz farklı zekâ türüdür bu- sahiplerse o halde müfredat hazırlanırken bu farklılıklar dikkate alınarak eğitim süreçleri yönetilmeli.

Bilgi durağan bir olgu değildir. Artık bilginin değişimini ve toplumlara sirayet etme biçimlerini dikkate aldığımızda, bizim çocuklarımıza vereceğimiz bilgiler asla geçmiş yüzyılın bilgileri olmayacaktır. Bu bakış açısıyla müfredatımızın tamamının değiştirilmesi gerekiyordu, biz de yeni müfredatta bunu yapmaya çalıştık. Müfredat değişimi ders kitaplarının değişimini de getirdi ki ders kitapları da zenginleşerek değişti.

Değerler eğitimi müfredatın parçası olmaya başladı

Bir ülkenin eğitim sistemi o ülkenin ekonomisinden ve o ülkenin yönetiminden bağımsız değildir. Bir ülkede siz ekonomik anlamda bir yere gelmişseniz, bunu sürdürmeniz için yatırımı eğitime yapmak durumundasınız. Şöyle bir bilimsel bir bilgi vermek istiyorum. Mesela son on yılda biz okul öncesi eğitime çok önem verdik. Okul öncesi eğitime bir lira yatırım yaptıysak bu beş ile yedi kat olarak bize geri dönüyor. Yani ekonomiye bu oranda bir katkı sağlıyor.

Biz hak ve özgürlükler bağlamında ilerlemek istiyorsak, bir arada yaşama kültürümüzü geliştirmek istiyorsak ve temel medeniyet değerlerimizin yaşatılmasını istiyorsak müfredatımızın bu hedeflere uygun olarak yapılması gerekiyor. Bu ülkede ilk kez değerler eğitimi müfredatın bir parçası olmaya başladı. Çünkü bu, toplumumuzun neye ihtiyacı olduğu ile ilgili bir konudur.

Muammer YıldızÖğretmenlerin kendini güncellemeleri öncelikli hedefimiz

Eğitim sisteminin önemli unsuru öğretmendir. Dünyanın en iyi eğitim sistemini de en iyi müfredatını da ortaya koysanız, öğretmen yeterli ve yetkin değilse, motivasyon yönünden zayıfsa, bu işe yüreğini koymamışsa siz hedefinize ulaşamazsınız. Bu nedenle en öncelikli konumuz öğretmenlerin kendilerini yenilemeleri ve güncellemeleridir.

Fatih Projesi fırsat eşitliğini de beraberinde getirdi

Fatih Projemiz biliyorsunuz hayata geçmeye başladı. Tamamen kendi mühendislerimizin alt yapısını hazırladığı akıllı tahtalar okullarımıza konuluyor. Biz ülke olarak bugün Fatih diye bir ürün çıkardıysak bu gurur duymamız gereken bir şeydir. Bu ürünün, bizim medeniyet değerlerimiz içerisindeki en önemli sembol kişilerden birinin ismiyle anılması da çok güzel bir şeydir. Eskiden bu tür materyallerin köylere gitmeyeceği, zengin çocuklarının faydalanacağı konuşulurdu. Bir fırsat eşitliğinden söz edemezdik. Ama bu ürün bütün devlet okullarına ulaşacağı için her yerde fırsat eşitliği prensibi ile hareket edilmiş olacaktır. Özel okullara has, zenginlere has denilen uygulamalar bizim Hakkâri’mize de Van’ımıza da Bayburt’umuza da ulaşmış olacak. Düşünebiliyor musunuz bizim Hakkâri’mizdeki bir çocuğumuzun eline bir tablet vereceksiniz, İstanbul’daki çocuk hangi bilgilere ulaşabiliyorsa o da onlara ulaşabilecek. İşte ben bu fırsat eşitliği kısmını özel olarak vurgulamak istiyorum.

Bağcılar’dan İstanbul geneline yayıldı

İstanbul’da yürüttüğümüz çok güzel projelerimiz var. Daha önce Bağcılar ilçemizde başlayan “Yazarlar Okullarda” projemiz yürütülüyordu, biz de bu çalışmayı İstanbul geneline yaydık. Gerçek çok faydalı olduğunu düşündüğümüz bir çalışma oldu. Elbette bu çalışmanın da bazı sıkıntıları oldu. Fakat insanın olduğu yerde bazı sıkıntıların olması da normaldir. Bizim burada derdimiz, okul çatısı altında kendi kültürümüzün, kendi edebiyatımızın, kendi dilimizin iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Medeniyet değerlerimizi aktarmanın da en geçerli yolu okumaktır. Maalesef bu konudaki uluslararası istatistikler durumumuzun iyi olmadığını gösteriyor. “Oku” emriyle başlayan bir kitabı olan bir medeniyetin mensupları olarak az okuyoruz. Bu nedenle biz İl Milli Eğitim Müdürlüğü olarak bu konudaki çalışmalara önem veriyoruz.

Öğretmen olan şair ve yazarlarımız var

Biz bu “Yazarlar Okullarda” projesini yürütürken beni bir öğretmen arkadaşımız aradı. Dedi ki, “Müdürüm sizin böyle bir projeyi yürütmeniz çok güzel. Ama ben bir öğretmenim ve ben bir yazarım. Neden ben bu projede yokum?” Hakikaten o kadar hakikatli bir soru ki… Çok güzel bir talep… O zaman aklıma şöyle bir şey geldi. Dedim ki; “Biz yazar öğretmenlerimiz için de ayrı şeyler düşünüyoruz. Özellikle kültürel eserleri olan öğretmenlerimizin eserlerini ayrıca sergileyeceğiz.” Okullara bir yazı yazdık, öğretmen yazarlarımızın kitap isimlerini istedik. Onlar sadece isimlerini değil kitaplarını da gönderdiler. Şu an elimizde dört yüz tane öğretmenimin eseri var. Onları Sultanahmet Endüstri Meslek Lisemizdeki Eğitim Müzemizde sergileyeceğiz. Orada bir de şiir dinletisi yapacağız. Şiirleri okuyanlar ise bizim okullarımızdaki şair öğretmenlerimiz olacak.

Bir öğrencimizin şiir ve denemelerini yayınlayacağız

Bir ilçemizden bir müdür arkadaşımız bizi ziyarete gelmişti. Yani öğrencileri çeşitli vesilelerle ziyarete getirmişti. Çeşitli başarıları vardı, onları tebrik ettik. Çocuklardan birisi bana dert yandı. “Müdürüm” dedi; “Ben İstiklal Marşı güzel okuma yarışmasından ilçeden çıksaydım ili temsil etseydim kesin birinciydim.” Olabilir mi olabilir. “Evladım oku bakalım” dedim, İstiklal Marşını ona okuttum. Hakikaten çok güzel okudu. Sonra; “Kendi şiirin var mı?” diye sordum. “Var” dedi. Onu da okuttum. Gerçekten çok güzel bir şiirdi, hayran kaldım. Sonra ona teklif ettim: “Senin şiirlerini bastıralım” dedim. Şimdi şiirlerini bana getirdi, onun yanında bir de denemelerini de getirdi. Bu görev benim üzerimde şimdi… Yayınlayacağız onları. Şiirleri olan diğer öğrencilerimizi de düşünüyoruz. Bir şiir yarışması yapacağız, dereceye girenlerin şiirlerini de kitap olarak yayınlayacağız.

Münazaralar başladı

Sayın Başbakanımız bazı platformlarda eskiden yapılan münazaralara atıf yapıyor. Diyor ki: “Bizim zamanımızda münazaralar olurdu, biz o münazaralarda yetiştik.” Bu aslında bir mesajdır bizim için… Biz de böyle düşündüğümüz için münazara konusuna eğildik, okullarda münazara liglerimizi başlattık. Ama bizim bir de geleneksel münazarayı yaşatma düşüncemiz oldu. Onun için de Cağaloğlu’ndaki Halk Eğitim Merkezimizde münazaralar yapmaya başladık. İlk münazaramızın konusunu şöyle seçtik. Bizim çalışmalarımızda odak kavram olarak belirlediğimiz “okumak” ekseninde bir konu bulduk. “Okuma bilinci kazanmada en önemli etken aile midir yoksa okul mudur?” konusunu münazara konusu olarak belirledik. Bir buçuk saat nefes almadan büyük bir ilgiyle çocuklarımızı izledik. Ama bu kadar tatlı, bu kadar güzel, bu kadar konusuna hâkimlerdi ki öğrencilerimiz, onları bu halde görünce dünyanın en mutlu insanı ben oldum.

Münazaralarımızın ikincisine sayın İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu Bey de katıldı. İkincisinin konusu şuydu: “Elektronik kitap basılı kitabı tehdit ediyor mu?” Yine iki okuldan öğrenciler geldiler. Geleneksel kitabı savunan öğrenciler masalarının üzerine kitapları üst üste dizdiler. İki grup bir saatten fazla konuştular ve son sözlerini aldılar. Geleneksel kitabı savunan çocuk dedi ki: “Bir topluma kitap siper olmuyorsa kum torbaları siper olur.” O kitapları da oraya mizansen olarak koymuşlar. Tabi biz bu sözü çok beğendik. Sonra elektronik kitabı savunan çocuklar da dedi ki: “Arkadaşlar bize ikinci matbaa vakası yaşatmayın.” Bu kadar mı güzel cevap olur? Vali Bey son olarak söz aldı. Tabi iki grup da Vali Bey’in ağzına bakıyor, ne söyleyecek diye. Vali Bey de; ”Siz yeter ki okuyun; ister elektronik kitap okuyun, ister basılı kitap okuyun” dedi.

 

Aydın Başar Eyüp Sultan’dan bildirdi

Güncelleme Tarihi: 29 Mart 2012, 11:22
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Aliya İkbal
Aliya İkbal - 7 yıl Önce

Açıköğretim mezunu olmanın hiç eksikliğini hissetmedim. şimdiye kadar okula gittiği için benden çok şey biliyor dediğim kimse ile -maalesef- karşılaşmadım.. üniversite hayatım boyunca benim ilk defa duyduğum herşeyi sınıftaki diğerleri de ilk defa duyuyordusonra bi gün bi şairin öğrencisi ile tanıştım işte o gün ilk defa eksiklik hissetmiştim.

banner19

banner13