banner17

NTV Tarih neyi görmüyor?

NTV Tarih dergisi son sayısında Harf Devrimi'nin konu edinmiş. Dar bir perspektifle mi yoksa bilinçli bir unutkanlıkla mı?

NTV Tarih neyi görmüyor?
NTV Tarih
(+)

NTV Tarih dergisi son sayısında Harf Devrimi’nin konu edinmiş. M. Fatih Kutan ise dosyayı temel bir eksiği üzerinden, kaybettiklerimizin bir yüzünü daha işleyerek değerlendirdi.

Bu harflerin devrimi mi?

NTV Tarih dergisi son sayısında (Ekim 2010) 1928 Harf Devrimi’ni bir dosya bütünlüğünde işliyor, “ne kazandık ne kaybettik?” sorusunun gölgesinde. Bu harf konusunun 1863-1870 arasında Namık Kemal, Ali Suavi, Ebuzziya Tevfik gibi yazarlar arasında tartışılmasından sonra, 1920’li yıllarda tekrar alevlendiğini Emin Nedret İşli’nin “Arap Harfleri Terakkimize Mani Değildir” başlıklı yazısından okuyoruz.

Cumhuriyet
(+)

1924’te Ali Seydi Bey Latin Hurifi Lisanımıza Kabil-i Tatbik midir? başlıklı 32 sayfalık bir kitapçık yayımlar ve geri kalmışlığın sebebinin Arap harfleri olmadığını söyler. Avram Galanti ise Türkçe’de Arabi ve Latin Harfleri ve İmlâ Meselesi isimli bir kitap yazar ve Arap harflerinin Latin harfleri üzerine üstünlüğünü savunur.

Daha sonra ise Galanti, 1926’da Bakü’de toplanan Türkiyat Kongresi’nde Latin harflerinin kabulüne dair karara tepki olarak Arap Harfleri Terakkimize Mâni Değildir adıyla 60 sayfalık bir kitap yazar.

Öncesi ve sonrasındaki bu minvaldeki tartışmaların arasında 1 Kasım 1928’de Başvekil İsmet İnönü ivedilikle görüşülmek üzere “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkındaki Kanun”u meclise sunar ve aynı gün bu kanun “oybirliği” ile kabul edilir. Aynı yılın 24 Kasım’ındaysa yeni harflerle okuyup yazamayan 16 ile 45 yaş arasındaki her Türk vatandaşının okuyup yazma öğrenmesi bir kanunla karara bağlanır. Sonrası Millet Mektepleri’nde süre giden eğitimler.

Türk milleti şapkaya değil harfe isyan edecekti.
(+)

Bir tür dâhili emperyalizm

Enis Batur, dosyada “Gelenekle Bağlar Koptu Ama… Devrim Suçlanamaz” başlıklı bir yazıyla yer alıyor, dosyanın kapanış yazısı bu. Batur, Jacques Derrida’nın İstanbul’da davetli olarak bulunduğu bir vakit kendisine bu harf devrimine dair şaşkınlık içeren sorularına muhatap kaldığını anlatıyor  ve Cenap Şahabettin’in 1895 tarihli bir dörtlüğünü örnek vererek şöyle bağlıyor: “Derrida’ya o gün, 1929’da burada yaşayan insanların pek azının Cenap’ın dilini okuyup sökebildiğini, buna karşılık Yunus’un dilini ‘herkesin’ anladığını anlatmıştım.”

Kültürel kısırlaştırmaya gidilmesini, Cumhuriyet’in Türkçe politikasını şöyle eleştiriyor: “Osmanlıcanın ve eski yazının, ortaöğretim döneminden başlayarak öğretilmesinden yanaydım. Cumhuriyet’in dil ideolojisindeki büyük yanlışın, ‘iç dillere’ yönelik bir tür dahili emperyalizm uygulamasından kaynaklandığını, yalnızca Kürtçeye, Lazcaya değil Rumcaya, Ermeniceye, Süryaniceye de, ‘vatandaş Türkçe konuş’ mantığıyla kapatılan kapıların bizi kültürel kısırlaştırmaya götürdüğünü düşünüyorum.” Haklı bir şey daha söylüyor yazının sonlarına doğru: “Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi’nin başyapıtı A’mâk-ı Hayâl yeni yazıya aktarıldı ama modern düzlemde bir değerlendirilmesi yapıldı mı? De Quincey, Poe, Nerval ayarında bir metinden sözediyorum: Bu üç yazarın yapıtları üzerine yüzlerce akademik çalışma yapıldı; bunu bizde engelleyen Harf Devrimi miydi?”

Cumhuriyet Gazetesi

Yabancı dil olarak Türkçe
(+)

“Türk milleti şapkaya değil harfe isyan edecekti.”

Bütün bu söylenenler hakikaten güzel, hoş, iyi fakat kimse neden bu devrimle tüm hafızalarını yitirmiş kabul edilen âlimleri hesaba katmıyor? Dosyada buna dair tek satır yok. Deniyor ki, Necdet Sakaoğlu’nun “Harfi Harfine Uygulanan Devrim” başlıklı yazısında, “1928’de Türkiye nüfusu 14 milyon, okuryazar oranı %13’tü. Bu hesaba göre 1,5 milyon okuryazarımız vardı. Bunların da ancak %10’u iyi derecede okuryazardı. Eski harfleri şöyle böyle sökenler de duraksamadan okuyanlar da birkaç gün, birkaç ay, bir yıl içinde yeni harfleri öğrendiler. Bütün ulusun ümmi olması gibi bir durum yaşanmadı.” Böyle gülistan bir durum söz konusu değil zannımca. Ali Ulvi Kurucu’nun Hatıralar kitabının ilk cildinde, harf kanunu çıkarıldıktan sonra köylerine jandarma baskınlarının git gide sıklaştığından söz eder. Babası İbrahim Efendi’nin köylerinde çocuklara Kur’an öğrettiğini ve bu baskınları özellikle muhtar olan dayısının jandarmalara ikramlar, yağlar, ballar, yumurtalar sunma gibi gayretleriyle geçiştirilmeye çalıştığını anlatır. Babası birgün validesine şunları söyler:

Levon Mazlumyan'ın Atatürk'e hediye etmek için hazırladığı eser
(+)

“Türk milleti yanlış yere isyan etti. Şapkaya değil, harfe isyan edecekti. Şapka nedir? İnsan günde bin şapkayı kafasından atıp değiştirebilir…” Babasının amcasına yazdığı bir mektupta da “[a]ğabey, ben sizlerden ayrı, bu köy gurbetliğine, vazife görüyorum diye katlanıyor. Yaşlıları camide vaaz u nasihatle, gençlerini okutarak kurtarmaya çalışıp çırpınıyorum. Burada bunun için duruyorum. Ama şimdi her jandarma bir kral oldu. Her an ellerim bağlı hapse girebilirim. Bir şey değil, vazifeden de temelli uzak kalacağım…” Sonrasında da bu baskılar nedeniyle bulundukları Göçü’den Konya merkeze giderler. Bütün bir millet değil de, milletin ilim damarı insanlar “ümmi” kaldı. Zaten harf kanununun köylere jandarma baskını şeklinde uygulanmasının da amacı bizatihi buydu. NTV Tarih bu meseleye sadece harflerin değişmesi üzerinden değil de, köklü etkileri tarafından da baksaydı keşke.

 

 

M. Fatih Kutan didikledi

Güncelleme Tarihi: 28 Ekim 2010, 00:23
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
görür hasan
görür hasan - 8 yıl Önce

Bizansla beraber Osmanlı'yı ihya ederek gelenekteki bütün kopuk halkaları tamamlarsınız inşallah..Allah gazanızı mübarek kılsın.


http://www.sehir.edu.tr/Default.aspx?SectionID=440

...
... - 8 yıl Önce

hani muhterem kurucu hocamız yanlış şeylere isyan edildiğinden bahsetmiş ya bu bana çok manidar geldi.önem sırası yaparken hep sınıfta kaldık.İleri görüşlü olmaksa hayat bilgisi kitaplarında hep atamıza kaldı

banner8

banner19

banner20