banner17

N.Fazıl'ı bir F.Rıfkı kamaştırırmış bir de..

Dört güzel adam, M. Akif İnan, Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu ve Alaeddin Özdenören anıldı.

N.Fazıl'ı bir F.Rıfkı kamaştırırmış bir de..

 

Küçükçekmece Belediyesi ve Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nin ortak düzenlediği programda Cahit Zarifoğlu, M. Akif İnan, Erdem Bayazıt, Alaeddin Özdenören anıldı. Küçükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin İpek, binlerce güzel adamın temsilcisi olan dört güzel adamı rahmetle anarak açılış konuşmasını yaptı.

Kitap ve edebiyat dostu İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız'ın Erdem Bayazıt merhumdan okuduğu dizeler biz salondakilere farklı duygular yaşattı:

"Müslüman yürekler bilirim daha
Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet
Eller bilirim haşin, hoyrat, mert
Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır
Her kırışığı, sorulacak bir hesabı
Her çizgisi, tarihten bir yaprağı anlatır

Bütün bunların üstüne
Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim
Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim

Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli
Adın kurtuluştur ama söylememeliyim
Cankuşum umudum canım sevgilim."

Bu muhteşem dizeleri İstanbul Milli Eğitim Müdüründen hem de ezbere dinlemek gerçekten de çok sarsıcı idi. Onlara dost olmuş, onlardan istifade etmiş birçok önemli ismin katıldığı programda TYB İstanbul Şubesi başkanı Muzaffer Doğan da söz aldı. “İyi insanlar iyi atlara binip gittiler” sözünü hatırlattı. Cahit Zarifoğlu’nun tabiriyle “Yedi Güzel Adam”ın arkalarından gelenlerin bitmeyeceğini söyledi.Ali Ural

Güzel güzele olan aidiyeti sebebiyle güzeldir

Yazar şair A. Ali Ural, güzeli güzel yapan şeyin “Güzel”e olan aidiyet olduğunu, yedi güzel adamı da Arapça’daki çoğuldan kinaye olarak anladığını ifade etti. "Başka bir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah Teala, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır.” hadis-i şerifini açıklayan Ali Ural, Cahit Zarifoğlu’na sorulan “yedi güzel insanın hadis-i şeriftekiler mi olduğu” sorusuna şairin verdiği cevabı da dinleyicilere nakletti:

“Cahit Zarifoğlu’nun bu soruya verdiği cevap, peygamberimizin başka hadislerle bu yedi sınıf insandan başka güzel insanların da var olduğunu söylemesidir. Buradan hareketle yedi güzel adamı böyle görüyorum.” Ural, Cahit Zarifoğlu’nun şiirini ise güzel susmayı bilmesiyle açıkladı. Onun, sembollerin çoğaltıcı gücüyle oluşturduğu şiirini, her geçen gün yenilenen bir şiir olarak tanımladı. TYB koordinatörü Bünyamin Yılmaz, Zarifoğlu’nun ve arkadaşlarının, aktivist kavramının ön plana çıkmadığı zamanlarda ümmet coğrafyasını gezen, hatırlatan, bildiren çizgileriyle bizlere kattıklarından bahsetti. Bugünkü edebiyat dergilerinde onların heyecan ve hareketlerinin izlerini gördüğüne değindi.

Mustafa Özçelik, Mavera’nın kurucularının şiirlerinin aynı kaynaktan beslenmesine rağmen şiirlerinin farklı renklerine dikkat çekti. Akif İnan’ın divan edebiyatından yola çıkarak taklit olmayan yeni bir şiir ürettiğini söyledi. Onların şahsiyetlerini örnek alma şansı olan nesillerin şanslı olduğunu vurguladı. Erdem Bayazıt’ın şiirinin mekân algısı açısından analizini, şiirinden örneklerle yapan Abdulkadir Emeksiz ise, şairin “şehir”le acıları, yalnızlığı, açmazları anlatırken; “bozkır”la ferahı, bereketi, hürriyeti anlattığını aktardı.

Onu mitleştirmeden anlamak, o hazineyle baş etmek lazım

Şair Ahmet Murat, Zarifoğlu şiirinin kapalı, nüfuz edilmesi zor olan bir yapısı olduğunu vurgularken, bu kendini ele vermezliğin ilgiyi hak ettiğini söyledi. Şiirlerle temas kurmayı kolaylaştıracak ipuçları Ahmet Muratverdi: “Modern olan ne varsa buna karşı olması bakımından Zarifoğlu’nun dili ‘vahşi’dir. O adeta ilk insana ait, ilkel, kültürle işlenerek ehlileştirilmemiş bir dildir. Çocuksuluk, arketipsellik barındıran, dünyayı yoklayan, yazdıkça kendisini de tanıyan bir üslup taşır.”

Felsefe tarihi bilmemesine rağmen varlığa dair sorularla hakikate ulaşmayı hedeflemesi, şiirle insanı incelemesi,  yerele ve bu toprağa ait olandan ziyade Zarifoğlu’nun ‘insan’a olan ilgisinin neticesidir” diyerek şairin insan algısını dile getiren Ahmet Murat, Zarifoğlu şiirlerinin ulaşılmazlığından içeri sızmayı sağlayan bakış açılarına, ondaki “insan”ın, kültürle biçimlendirilmemiş, yalın, taze, balçığı yeni kurumuş varlığa, “ins”e dayalı olduğu tespitini ekledi. Murat, “Onu mitleştirmeden, ulaşılmaz hale getirmeden anlamak, o hazineyle baş etmek lazım.” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Sigarasını rüzgârdan korumak için yönünü değiştirip kaybolmuştu

Ali Haydar Haksal, yazıya başladığı dönemlerden Zarifoğlu, Bayazıt, İnan, Özdenören izlerini paylaştı. Değerli büyüğümüz usta yazar Rasim Özdenören, kendisine hatıraların sorulması üzerine kardeşi Alâeddin Özdenören’in aceleci, unutkan, gözünü daldan budaktan esirgemeyen yapısını anlatırken onu yalnızca toprağa verirken kıskandığını ifade etti. Rasim Özdenören, öyle güzel anlattı ki o güzel insanları... Ama keşke sadece hatıraları anlatması istenmeseydi. Bunu da sunucunun eksikliği olarak gördük.

Cahit Zarifoğlu için de onun ne özel bir adam olduğunu verecek anekdotlar nakleden Rasim Özdenören, hatıralarına şöyle devam etti: “O kadar içe dönük biriydi ki Şanlıurfa’nın dar sokaklarından geçerken karşılaştık, baktı. Bir şey demeden gitti. Acaba bir şey mi yaptım onu kıracak diye Rasim Özdenörendüşünürken, bir süre sonra bu olayı hatırlattığımda beni görmediğini söyledi. Bu yüzden ona Aristo derdik. Cahit sonradan açılmaya başladı. 1975’e kadar devam eden dünyayı umursamayan bir bohem hayatı vardır. Bir de askerlik dönüşü Ankara’ya geldikten sonraki dönemi var.”

Madem bir oda dolusu var, niye satmıyoruz onları?

“Bir gün evinde sohbet ediyor üstad Necip Fazıl. Cahit kitaplığı kurcalayıp plakları, kitapları sordu. Kısa cevaplar verip geçiştirmeye çalışan üstad, sohbete devam etmeye çalıştı. Sorular tükenmeyince ‘Virtüöz burada konser veriyor, sen orada notalarla uğraşıyorsun.’diye cevap verdi. Üstadla anıları çoktur Zarifoğlu’nun. Bir gün de Ankara’dan İstanbul’a üstadı yolculuyoruz. Oyuncakçılara bakarken koca bir torba oyuncak aldı. Cahit, ‘Üstad, bunları ne yapacaksın?’ diye sorunca üstad, torunu Emrah için aldığını söyledi. Cahit ‘Emrah’ın oyuncağı yok mu?’ dedi. Üstad, ‘Olmaz olur mu, bir oda dolusu oyuncağı var.’ dedi. Biz oyuncak bilmezdik. Kendimiz tahtadan, oymadan uğraşırdık. Cahit, ‘Üstad’ dedi, ‘madem bir oda dolusu oyuncağı var, niye satmıyoruz biz onları’ deyiverdi. Üstad uzun uzun Cahit’in yüzüne baktı ki aslında ne hazırcevap birisidir. Ancak şunu söyleyebildi: ‘Beni bu yeryüzünde iki kişi kamaştırmıştır. Biri Falih Rıfkı, biri de bu çocuk.’ ”

Davut Göksu’nun okuduğu güzel adam şiirleri ve o şiirlerden yaptığı güzel bestelerini bizlerle paylaşan değerli müzisyen ve şair Selçuk Küpçük'ün mini konseriyle daha da anlam bulan bu güzel program tatları damaklarda bırakarak sona erdi.

 

Ceylan Ergin haber verdi

Güncelleme Tarihi: 10 Haziran 2012, 14:36
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20