banner17

Nevres Ebu Salih sinema ve din hakkında konuştu

Filistinli yönetmen Nevres Ebu Salih, Marmara İlahiyat'ta sinema ve din hakkında konuştu. Rümeysa Nur Çekici haber verdi.

Nevres Ebu Salih sinema ve din hakkında konuştu

Sanatçılar farklıdır, herkes gibi değillerdir. Farklı yaşarlar, farklı hissederler. Çoğu insandan farklı olarak hayata başka açılardan bakarlar. Bu yüzden çoğu insan onları anlayamaz ve pek çok şeyde olduğu gibi ilk başta deli ya da anlaşılmaz olarak yaftalar ve çok sonra değerini kavrar. Bu bir nevi sanatın ve sanatçının kaderi gibidir.

28 Nisan salı günü saatler 12.30’u gösterirken Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi amfisinde Filistinli yönetmen Nevres Ebu Salih ile “Sinema ve Din” konuları üzerine söyleşi gerçekleştirmek için toplanmıştık. Heyecanımız gözlerimizden belli oluyordu. Çünkü o herkesin göremediğini gören, diğerlerinin bakmayı ihmal ettiği veya bakamadığı farklı pencerelerden hayata bakan bir yönetmendi.

Filsitin ve Ürdün'de eğitimini tamamlayan Nevres Ebu Salih, üniversitedeki öğrencilerin sorunlarını kameraya alarak yönetmenlik hayatına giriş yapmış. 2011’de ateşkes anlaşması anlamına gelen “Hudne” adlı kısa filmiyle Fransa’da düzenlenen “Festival De Cannes” yarışmasından ve “Kısa Filmler Köşesi”nden birincilik ödülü alan Nevres Ebu Salih, filmin ödül alma sebebinin gerçek bir hikayeye dayanmasından ve 5 dakika boyunca hiç kesilmeden, montajsız çekildiğinden kaynaklandığını söylüyor. Daha sonra ise 120 dakikalık Filistinli bir kahramanın yaşadığı zorlukları anlatan büyük gelen palto anlamındaki “Mı’taf Kebirul Hajm” adını taşıyan filmi Amsterdam Film Festivali’nde yayınlandı. Son filmi olan çöküş gecesi anlamına gelen “Leyletü’s Sükut”ta ise Suriye’yi ve Beşar Esed’in çöküşünü konu aldı.

Hakkımızda o kadar çok şey söylenirken biz sessiz mi kalalım?

Nevres Ebu Salih, konferansta “neden sinema?” sorusuna, sesini bütün dünyaya duyurabilmek ve algıları değiştirebilmek için cevabını verdi. Ayrıca filmlerin kitaplar gibi olduğunu, insanı yeni bir dünyaya çektiğini ve o dünyayı gerçek gibi yaşamasını sağladığını da ekledi. Bu yüzden filmlerin insanlarda büyük etki bıraktığından bahsetti ve Mustafa Akkad’ın “Çağrı” filmini seyredip Müslüman olan insanların bulunduğu örneğini verdi, ardından da şunları ekledi: “Evet, biz Filistin’in, Suriye’nin ya da başka ülkelerdeki insanların ne durumda olduklarını biliyoruz. Peki ya diğer insanlar? Medyanın gözünü boyadığı insanlar? Müslümanlar hakkında birçok film çekiliyor, insanlar bizi istedikleri gibi anlatıyor. Kimisi doğru kimisi yanlış. Hakkımızda o kadar çok şey söylenirken biz sessiz mi kalalım? Filistin meselesi olsun, diğer ülkelerin meseleleri olsun bunların doğru bir şekilde, tarihi gerçeklere dayanarak anlatılması gerekiyor.”

Ayrıca sinema dünyasından çok uzak kaldığımızı ve artık bu alanda sadece Araplar’a ya da Müslümanlar’a yönelik değil, herkese yönelik kaliteli filmlerin çekilmesinin gerekliliğini belirtti.

Film çekerken İslami hassasiyetleri de korumaya çalışıyor

Çoğu insanın ilk karşılaştıkları şeylere tepki vermesi gibi Müslümanların da sinemayla ilk karşılaştıklarında direkt haram dediklerinden ve Akkad’ın, filmini çekerken her şeyi Ezher ulemasından fetva alarak yaptığından bahsetti. Akkad ilk gittiğinde “Olmaz bu iş” demişler. Sonra senaryoyu okumaları konusunda ısrarcı olunca sadece Hz.Ömer’i koyabileceğini belirtmişler.

Kendisi de aynı sorunlarla karşılaştığını söylüyor: “İnsanlara sorduğumda 'Evet, bu alana Müslümanların da girmesi lazım' diyorlar. 'O zaman gel oyna' dediğimde 'Yok yok, ben kameraların önüne çıkmam.' cevabını veriyorlar. Sen oynamazsan, o oynamazsa nasıl çekilecek bu filmler?”

Bir keresinde bir kadını Yahudi rolünde oynatmak istemiş. Yahudi rolündeki kadına başörtüsü takamayacağını belirterek Ürdün ulemasına gitmiş. Düşünmüş taşınmışlar, zorlukla “tamam, oynat.” demişler.

Karşısına çıkan başka bir sorunsa oyuncu annesine sarılacak ama annesi gerçekte annesi değil. Filistinli yönetmen böylesi durumlarda İslami hassasiyetleri de korumaya çalışıyormuş. Erkek bir oyuncunun, annesi rolündeki bir kadına film icabı da olsa sarılamayacağının farkında. O, sinema dilini bu tarz durumlara uygun hale getirmenin peşinde.

Bir seferinde de Suriyeli zengin birisi gelip yüklü miktarda para vermiş. “Bununla iyi bir film çek evladım.” demiş. O da kendisini filmin galasına davet etmiş. “Hayır, hayır. Ben gitmem öyle şeylere.” demiş. Filmin çekilmesi için parayı veriyor ama galaya gelmiyor. Böyle bir durum.

Başka bir örnekte ise filminin galasına gelen cübbeli-sarıklı amcalar “Sen bize ne yaptın böyle evladım? Biz film filan izlemezdik.” demişler. Yani insanlar bir yandan tebrik edip gururlanmalarına rağmen diğer yandan şaşkınlıklarını da gizleyememişler.

Amsterdam’a ilk gittiğinde filmini en arkada izlemiş Nevres Ebu Salih. Sahneye çağırdıklarında “Onun ben olduğuna inanamadım” diyerek şaşkınlığını belirtti yönetmen.

Bu sunumunun ardından bir iki kısa film ve uzun filminin fragmanını izletti ve büyük alkışlar topladı. Sonra da heyecanlı arkadaşların meraklı sorularına cevap verdi.

Konferansın en önemli noktalarından birisi de birçok kişinin yüreğinde “Biz de bir şeyler başarabiliriz, yapacaklarımızı en iyi şekilde yapabiliriz” ümidini bırakmış olmasıydı.

Kısa film ve fragmanlar için aşağıdaki linklere göz atabilirsiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=pvv9unOIQ9k

https://www.youtube.com/watch?v=r8YPfTliwfE

https://www.youtube.com/watch?v=w00YlkzwVPE

https://www.youtube.com/watch?v=yuddMHcecSA

 

Rümeysa Nur Çekici yazdı

Güncelleme Tarihi: 07 Mayıs 2015, 10:33
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20