Nerede bir hizmet varsa oraya koştular

Birlik Vakfı Bursa Şubesi, beş yıldır “Yaşayan Değerlerimiz”e vefa sunuyor. Geçen günlerde yine tekrarlandı bu tören. Katılım coşkulu, yürekler yufka ve gözler nemliydi.

Nerede bir hizmet varsa oraya koştular

 

Zamanın hızlı aktığı, ekinlerin erken sarardığı, dostlukların çabuk çürüdüğü bir çağda yaşıyoruz. Her şey çok hızlı akıyor. Çevremizde olan bitenleri anlamakta güçlük çekiyoruz çoğu zaman. Gündemlerimiz bizi yoracak kadar erken değişiyor. Sakin bir insanın ruhunu normal şartlarda hırpalaması gereken değişiklikler, hayatın sıradan akışı içinde görmesi gereken değeri alamadan yitip gidiyor. Her şey anlamını yitiriyor, her şey sıradanlaşıyor;  her şeye yabancılaşıyoruz. Bize bir şeyler oluyor, bunu seziyoruz ama ne olduğunu anlayamadan ölüp gidiyoruz. ‘Göğekin biçmiş gibi’ her şey. Her şey erken biçiliyor ve geride büyük, devasa, zehir tadında bir boşluk kalıyor. Zaman geçtikçe de hiçbir şeyin bizde kalıcı iz bırakmasına izin vermiyoruz sanki. Bir masalın giriş cümlesi gibi oluyor her şey: Bir varmış, bir yokmuş.

Ama elbette buna direnenler de var. Soylu atlar tükenmedi hâlâ. Bir yerde yaşıyorlar ve yaşanan şu hayata inat, yelelerini rüzgâra katmış, koşularına devam ediyorlar. Bitmeyecek bu koşu, hiç bitmeyecek. Ama atların sayısı azaldı ve atlar artık yorgun. O koşu aslında, onlardan çok bizim koşumuz. Bizim yerimize koşuyorlar. Israrla ve inatla…

En çok da insan çıktı hayatımızdan. Çocukların gök gözlerine bakıp çocukluğumuzu hatırlamıyoruz mesela artık. Çocuklar, başları okşanıp sevindirilecek bir cennet kuşu olmaktan çıkalı çok oldu artık. Hatta onların olmaları ya da olmamaları, bizlerin birtakım ekonomik hesaplarımızın tutmasına bağlı.

Ama insanın olduğu hiçbir yerde ümit tükenmez. Verimli ovalarda olmazsa, bir kaya dibinde açar bir zambak, illa açar. Karı kendisine örtü yapar bir kardelen, yine açar…

Vakıflar, karı delen bu çiçeklerin tomurcuklandığı topraklar işte. Bir küheylanın büyüdüğü hara, bir yetimin başının okşanması gerektiğinin öğretildiği bir şefkat yuvası… Buralar, bakıldığında hayatı anlamlı kılan meleklerin kanatları gibi zarif yerler.

Birlik Vakfı Bursa Şubesi de, bu yerlerden biri. Mekânı cennet olsun, Hüdavendigar’ın emaneti bu vakıf, öyle sıradan bir yer değil. Koca bir tarih var ardında, koca bir devlet var, koca bir çınar… Hal böyle olunca, emanet ağır olunca, yük kutlu olunca, iyi şeyler yapılmalı mecburen. Şahidiz, iyi şeyler yapılıyor burada.

Mümine yakışan erdemli insanların değerlerini yaşarken bilmesi

Son yapılan iyi şey de, insanımızın değerini sağken bilmek. Bilenler bilir, kişi yaşarken değerini bilmeyip öldükten sonra ardından ağıtlar yakan bir toplumuz biz. Birlik Vakfı Bursa Şubesi, beş yıldır “Yaşayan Değerlerimiz”e vefa sunuyor. Beş yıldır her 29 Mayıs’ta gerçekleşiyor bu vefa töreni. 29 Mayıs 2013 Çarşamba gecesi, yine tekrarlandı bu tören. Katılım coşkulu, yürekler yufka ve gözler nemliydi.

Hüdavendigar Camii’nde kılınan akşam namazından sonra vakıf binasında konuklar yerlerini aldı ve program, Birlik Vakfı Bursa Şubesi yönetim kurulu üyesi Prof. Dr. Tevfik Yücedoğru’nun sunuşuyla başladı. Yücedoğru, erdemli insanların değerlerinin yaşarken bilinmesinin mümine yakışır bir tavır olduğunu vurguladı öncelikle. Sonra da, aslında bu gece bir ödül için değil de, bir vefanın teslimi için buraya toplandığımızı vurguladı.

Kur’an-ı Kerim tilavetinden sonra söz alan Birlik Vakfı Bursa Şubesi başkanı Mustafa Bayraktar, vakfın hizmetlerini anlattı. Vakfın hizmetleriyle ilgili anlatılacak çok şey var ama şu kadarının kayıtlara geçmesi yeterli olur: Birlik Vakfı Bursa Şubesi, her gün üç yüz yoksula yemek ve her ay da 450 öğrenciye burs dağıtıyor.

Birilik Vakfı Bursa Şubesi’nden bu sene “İlim” dalında ödül alan Prof. Dr. Ahmet Lütfi Kazancı, “Hizmet” dalında ödül alan Mustafa Koçer ve “Kur’an’a hizmet” dalında ödül alan İhsan Özen’in salonda hazır bulunan evlatları, babalarıyla ilişkileri hakkında birer konuşma yaptı. Bu konuşmalar, evlat-baba ilişkisinin nasıl olması gerektiğini de anlatan birer belgeydi aynı zamanda.

Nerede bir hizmet var, orada bulunmuşlar

Bilindiği gibi A. Lütfi Kazancı, ömrünü İslam tarihine adamış bir ilim adamı. İslam tarihiyle ilgili akademik çalışmaları yanında, bu alanda romanlar da yazmıştır. Akademisyenlikten önceki öğretmenlik hayatı, “imam hatip liseleri yaşasın, bu liseler vücut bulsun” diye çabalamalarla geçmiş biri Kazancı Hoca. Bursa’da geçen akademisyenlik hayatı boyunca durmadan İslam’ı ve İslam Peygamberini anlattığına tüm Bursa şahittir. Bu konuda o kadar gayretlidir ki, emeklilik sonrasında kendisinden talep edilen ders ve sohbet taleplerini, her zaman büyük bir ciddiyetle yerine getirmekten bir an bile geri kalmamıştır.

Gecede ödülle taçlandıran, nezaket abidesi Ahmet Lütfi Kazancı, öğretmenlik yıllarından bir anı da anlattı. İki farklı dünyayı anlatan bu anı, Ahmet Lütfi Kazancı’nın anlatımıyla şöyle: “Çalıştığım İmam Hatip Lisesine yapılacak bir bağış için İstanbul’a gitmem gerekiyordu ama aynı zamanda da öğrencileri sınav yapmam gerekiyordu. Çıkış yolu bulamadım önceleri ve en sonunda da, sınav sorularını hazırlayıp bir zarfa koydum ve zarfı da bir kız öğrenciye teslim ederek ‘Ben burada olamayacağım. Falanca gün, falanca saatte şu sınıfı yazılı yapmam gerekiyor. O ders geldiğinde teneffüste boşta bir öğretmen varsa o öğretmene rica et, sınavı yapsın. Öğretmen yoksa derste öğrencilere soruları sor da sınav olsunlar.’ dedim ve İstanbul’a gittim. İstanbul’da işimi bitirip geri döndüğümde o kız öğrenci beni bularak kapalı zarfı teslim etti ve ‘Hocam, o gün ben sınıfa girdim ama öğrenciler sınava çalışamadıklarını söyleyip daha sonra sınav olmak istediklerini söylediler.’ dedi. İşte İmam Hatip’in verdiği ruh bu. O öğrenciler isteseler soruları aldıktan sonra kitap-defter açarak soruları cevaplarlardı ama onlar böyle bir yalan dünyanın insanı değildiler. Aynı tarihlerde başka okullardaki bazı öğrencilerin kopya çekmek için neler yaptığının da yakın şahidiyiz. İşte bu iki tavır, iki farklı dünyanın yansımasıdır. Biz insana bu ruhu kazandırmanın taliplisi olduk her zaman.”

“Hizmet” dalında taltif edilen Mustafa Koçer ise, tekstilci kimliğinin yanında, nerede bir dinî hareket varsa oraya omuz vermiş bir vakıf adamı. Daha genç yaşında yer aldığı cemiyet hayatından hiçbir zaman için kopmayan biri. İslam adına başlatılan her harekette, onun ayak izlerine rastlamak şaşırtıcı gelmez kimseye. Oğlu onu şöyle tanıtıyor: “Haftanın altı günü cemiyet faaliyetlerinde, haftanın yedinci günü de konu komşu ziyaretinde olduğu için yüzünü göremediğimiz aziz babamız.”

Bizim kitaplarda okuduğumuz bir dönemi yaşayanlardan biri olan İhsan Özen Hoca, “Hadim-i Kur’an” nitelemesini hak eden biri. Kur’an öğrenip Kur’an öğretmenin risk olduğu dönemlerde, ömrünü Kur’an’a adayan bir yiğit insan. Aynı zamanda bir tevazu anıtı. Kur’an’a hizmetle taltif edilmesi hiç kimseyi yadırgatmadı bu yüzden.

Yaşayan değerlerin hayatlarının anlatıldığı slâytlarla devam eden gece, birçok duygusal sahne de yaşanarak ödüllerin sunulmasıyla sona erdi.

 

Ahmet Serin, vefakâr olmak gerek diyerek aktardı

Güncelleme Tarihi: 01 Haziran 2013, 10:58
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13