Necip Fazıl'ın hayal ettiği 'insan'ı anlattı

Prof. Dr. Ömer Dinçer, sadece bir eski bakan, bir eski başbakanlık müsteşarı olarak değil, entelektüel kimliğiyle temayüz etmiş biridir her şeyden önce. Ömer Dinçer, Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nde 'Necip Fazıl ve Gençlik' konulu bir konferans verdi. Ahmet Serin konferanstan notlarını aktarıyor.

Necip Fazıl'ın hayal ettiği 'insan'ı anlattı

 

 

Prof. Dr. Ömer Dinçer, sadece bir eski bakan, bir eski başbakanlık müsteşarı olarak değil, entelektüel kimliğiyle temayüz etmiş biridir her şeyden önce. Az önce saydığımız sıfatlar, onun entelektüel kimliğinin devlet hayatına yansımasından ibarettir sadece. Devletin çarklarında aktif şekilde yer almazdan önce de o, toplum hayatının tam içinde yer almış, çeşitli kültürel etkinliklerde bulunmuş, çeşitli teşkilatlarda kâh üye kah yönetici olarak çalışmıştır. Biz Ömer Dinçer’i biraz da böyle tanırız; biz, Ömer Dinçer’in biraz da bu yönüyle bilinmesini isteriz.

İşte bizim kültür adamı kimliğiyle tanıdığımız Ömer Dinçer, Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin “Cuma Meclisi”ne konuk oldu. Sığ siyasi çekişmeler değildi konusu. İçerik olarak daha cazip, boyut olarak daha kuşatıcıydı konu: “Necip Fazıl ve Gençlik”.

Müslüman, yapılan hatanın ıslahıyla uğraşır

Kendisinin de içinde bulunduğu bir kuşağın yetişmesinde Necip Fazıl, Ayhan Songar, Necmettin Erbakan gibi kültür-edebiyat adamlarının konferanslarının önemli bir yeri olduğunu söyleyerek söze başlayan Ömer Dinçer, konferansların hayatımızdan çıkmasıyla birlikte doğan boşluğun doldurulamadığını ve kendisinin de bunu yeni yeni fark edip son zamanlarda gençler ve gençlik konusuna kafa yormaya başladığını söyledi. Eskilerin, toplumun dinamik gücü olan gençliğe özel bir önem verdiğini söyleyen Dinçer, buna Necip Fazıl’ın altmış-yetmiş değişik yerde tekrar ettiği, “Özlenen Gençlik” konferansını örnek verdikten sonra, kendisinin de sohbet konusunun Necip Fazıl’ın “Özlenen Gençlik”  konferansı olduğunu ifade etti. Ömer Dinçer, Necip Fazıl’ın hayalindeki gençliği anlatmazdan önce “insan”ın ne olduğuna dair şu sözleri söyledi: “Necip Fazıl, insanı bir enerji deposu olarak tarif eder. Müslüman’a düşense, bu enerji deposuna bir ruh, bir iman aşılamaktır. Bunu yaparken de Müslüman’ın insanı kırmadan davranması gerektiğini söyler. Çünkü Müslüman, insanı aziz, hatayı ise düzeltilesi bir şey olarak görür.”

Necip Fazıl’a göre zaman nedir?

Ömer Dinçer, insanın zamansız olmayacağını söyleyerek Necip Fazıl’ın zamanı tarif ederken, “Zaman, eşya ve insan üzerine atılmış bir ağdır,” dediğini hatırlatarak bu cümleyi şöyle yorumladı: “Allah, insana iki özellik vermiş: 1. Hafıza, 2.  Hayal gücü. Düşünüldüğünde aslında hafızanın ne kadar büyük bir nimet olduğu anlaşılır. Hafızamız sayesinde biz kim olduğumuzu, ailemizi, memleketimizi, mensubiyetlerimizi biliyoruz. Hafıza olmasa bunların hiçbirini bilemeyecektik. Yani hafıza, zamanın bekçisidir. Hafıza, geçmişin kaydını tutan bir bekçidir. Hayal gücü ise, gelecek zamanı tasarlar. Gelecek zamana hükmetme çabasıdır. Her ne kadar insanda bu iki özellik olsa bile, insan için an vardır. İnsanın geçmişi geri gelmez, geleceğin ise yaşanacağı belli değildir. Dolayısıyla insan için sadece an vardır. Eskiler ‘gaflet’i, bir işi andan sonraya bırakmak olarak nitelemişlerdir.”

Genç kim, yaşlı kimdir?

İnsanı, özellikleriyle beraber tarif eden Ömer Dinçer, kime genç, kime yaşlı denmesi gerektiğini şu ölçütlere göre değerlendirmek gerektiğini söyledi: “İnsanları yaşlı veya genç diye nitelerken, bunu zaman üzerinden ölçmek yanlıştır. Çünkü zaman, sadece maddi varlığı ölçer, manevi varlığı ölçen şeyler başkadır. Kanije Kalesi’ni savunan Tiryaki Hasan Paşa, doksan yaşın üzerindeydi ama bir ideali vardı ve bu ideal onun ruhunu diri tuttuğu için aslında o, gençti. Unutulmamalı ki hayalleri ve idealleri kaybolanların yaşı ne kadar küçük olursa olsun, onlar yaşlıdır. Hayallerini ve ideallerini yitirmeyenler ise her dem gençtir. Mesela Yavuz Sultan Selim, Çaldıran’a geldiğinde yorgun, bitkin, bıkkın savaşçılar tarafından çadırına ok bile atılmıştı geri dönülmesini ihtar için. Ama o, meydana çıkıp, ‘Ben bir davayı ayağa kaldırmak için buradayım! Bu dava ayağa kalkmadan dönmem! İsteyenler karılarının yanına dönebilir!’ diyerek her zaman genç kalabildiğini göstermiş ve aynı ordu ile çölü geçip fetihlere devam etmiştir.”

İdeal, aşk ve akıl…

Prof. Dr. Ömer Dinçer, idealin yalnız düşünülemeyeceğini, ideal kuşunun kanatlarının aşk ve akıl olduğunu belirterek, insanı bunların üstün bir varlık yaptığını şu sözlerle anlatarak tamamladı sohbetini: “Necip Fazıl merhum, İslam’ın bu kadar hızlı yayılmasının sebebini, müminlerin davalarına duydukları aşka bağlar. Aşk o kadar önemli bir şeydir ki, bu yüzden bin bir tarifi vardır. Mesela, ‘Aşka dair sözler, sadece gafillere tesir etmez!’ der bir kadim bilge. Doğrudur, çünkü ancak aşk ve akılla kendisini aşabilen bir varlıktır insanoğlu. Ama elbette akıl da kaba ve sığ olmayacak. Mesela yakın zamanlarda bir cerrah, ‘Bir sürü kadavra kestim, hiçbirinde ruhu görmedim!’ diyerek kaba ve sığ aklın örneğini vermiştir. İnsanın aşkı, maverayı kurcalayan bir akıl olmalıdır.”

Nefs muhasebesi yapan bir gençlik…

Prof. Dr. Ömer Dinçer, Necip Fazıl’ın gençliğinin bir diğer özelliğinin de nefs muhasebesi olduğunu, Necip Fazıl’dan alıntıladığı cümle eşliğinde şöyle anlattı: ”Necip Fazıl, ‘Bize hazır bir dünya veren atalarımızı, ailemiz ve atalarımızın verdikleri telkinleri hesaba çekmeliyiz, diyen bir gençlik’ istemektedir. Nefs muhasebesini herkes yapmalı. İnsan yapmalı, milletine karşı devlet, devletine karşı millet yapmalı… Ânını sorgulayan insan, Necip Fazıl’ın özleyip hayalini kurduğu bir insandır.”

Sohbetin ilerleyen bölümlerinde biraz da, MEB olarak yaptığı paradigma değişikliklerinin ne anlama geldiğini açıklayan Ömer Dinçer’e, sohbetinin sonunda Vakfın plaketi takdim edildi.

 

Ahmet Serin aktardı.

Güncelleme Tarihi: 26 Kasım 2013, 14:15
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13