Necip Fazıl onu manevî evladı kabul etmiş

'Yaşayan Kültür Adamlarımıza Saygı Gecesi: Zübeyir Yetik’ programında Abdurrajhman Şen, Mustafa Yazgan ve Mekki Yassıkaya konuştu. Zübeyir Yetik de oradaydı. Sadullah Yıldız geceden notlarını aktarıyor..

Necip Fazıl onu manevî evladı kabul etmiş

 

Bir sonbahar cumartesisi akşamında, Ali Emirî Efendi Kültür Merkezi’nde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü tarafından tertip edilen “Yaşayan Kültür Adamlarımıza Saygı Gecesi: Zübeyir Yetik” programından notlar aldım.

Âdet olduğu üzere vakte riayet edilmeyen bir başka belediye programında daha keyifle koltuğumuza kurulmuş, hazırlanan programı bekliyorken biz, yaşadığımız sürecin küçük bir rötar olmaktan çıkıp bir saatlik bir zaman kaymasına dönüştüğünü gördükçe keyfim iyiden iyiye kaçmaya başladı. Nasıl olsa bizim boşu boşuna ölen dakikalarımızın herhangi bir kıymeti yokmuş ve bekletilmemiz de herhangi bir anlam taşımıyormuş gibi, 19.00’da denen program tam olarak 19.59’da başladı. Elbette buradan yola çıkarak halkımızın genel olarak algılarındaki rötarın sıradanlaşması meselesine ve görevlilerin de bu algıdan gücünü devşiren bir rahatlıkla programın başlangıcını erteledikçe ertelemelerinin ahlakîliği problemine yol alabiliriz ama ben sinirlerimi oldukça geren vaziyeti bu miktarda zikir ile iktifa edeyim.

Necip Fazıl’ın manevî oğlu

Gelin görün ki, sinevizyonda gördüğümüz ve kendi hayatından parçalar nakleden Zübeyir Yetik, “Annem saate bakmayı bilen bir kadındı.” dedi, “okuma yazması yoktu ama saatine bakmayı bilirdi.” 1941’de Siverek’te doğmuş. Siverek-Ceylanpınar-Adana-Ankara-İstanbul-İzmir hattında mücadelelerle dolu bir ömür geçirmiş. Gazeteler, yayınevi maceraları, sendikalar ve kuruluşlar… Çok arkadaş edinmiş ama elbette hiç unutamadığı ve rotasını çizmeye yardımcı olmuş olanlar da var bunların arasında. Henüz küçük bir çocukken, eline geçen Büyük Doğu dergisinde Necip Fazıl’ın yazısını okuyor ve o derece şevkleniyor ki, yaşına bakmadan Büyük Doğu için şiir yazıyor. Bu şiiri gören Necip Fazıl, Zübeyir Yetik’e, bugüne kadar hiç unutamadığı bir iltifat etmiş: “Seni manevî kanımdan öz evladım kabul ediyorum.”

İBB’nin Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Abdurrahman Şen, makam-mevki ve imkân bakımından memleketteki rahatlığın artmasına mukabil, bugünlere gelinmesinde tartışılamaz gayreti olan insanlara gösterilen alakanın mahdut ve spesifik bir seviyede kaldığını anlattı: “Terini ve ömrünü harcayan bazı abilerimizin unutulmakta olduklarını fark ettik. Bazı istişarelerden sonra ‘bir nesli yetiştirenler’ esprisi çerçevesinde belli isimleri mutlaka tanıtmak mecburiyetinde olduğumuzu düşündük. İlk programı nisan ayında Sadık Albayrak’la yaptık. İkincisi yeni dönemde Zübeyir Abiyle oluyor ve devamı gelecek.” Zübeyir Yetik’in kendini pek mütevazı anlattığını ama 60-70’li yıllarda yazı yazıp fikir beyan edenlerin hiç de kolay günler yaşamadıklarını, kan kusup ‘kızılcık şerbeti içtik’ dediklerini, davaları yolunda bıkmadan yürüdüklerini söyledi Abdurrahman Bey. Bu saygı geceleriyle yapmak istediklerinin, en azından bugünden bu insanlara teşekkür ederek minnet borcunu biraz olsun ödeyebilmek olduğunu anlattı. Hakikaten, ana fikir olarak pek isabetli, leziz ve vefakâr bir düşünce.

Yetik’in çalışma ve dava arkadaşlarından Mustafa Yazgan, “biz farkında değiliz” dedi, “inanın farkında değiliz; hepimiz İstanbul’da bugün bir şeyler yaptığımızı düşünüyoruz, haklısınız, bir şeyler yapılıyor tabiî. Fakat bununla birlikte sık sık hatırlamamız gereken şu: Cenab-ı Rabbi’l-Âlemin, kaderi gereği hepimize vazife yüklemiş. Bunu hissetmiyoruz. Her çağın kadroları var. Siyasî, sosyal, kültürel ve ekonomik her şeyin inkılâp çapında değiştiği bir ortamda onlar da aynı çağın içinde yer alıyorlar.” Osmanlı’nın en sancılı devri olan 20. asırdaki bölünmelerin İslamcılar, Türkçüler ve Batıcılar gibi birçok farklı kısma ayrılmayı da beraberinde getirdiğini söyledi Yazgan ve “Mehmet Akif de Necip Fazıl da aynı çileyi çekmiştir.” dedi.

Üniversite gençliği konferans dinliyor

Zübeyir Yetik’in hayatına dikkat edersek aynı vurgunun belirgin olduğunu, birçok farklı fırkaya/hizbe bölünmenin ve siyonistlerle Batılılar’ın ortak hücumunun karşısında duruşun Osman Yüksel Serdengeçti, Abdülhakim Arvasi, Süleyman Efendi, Eşref Edip gibi isimlerle birlikte temsil edildiğini anlattı Mustafa Yazgan: “Bunlar, 20. asrın içinde Allah’ın tayin buyurduğu bir kadrodur. Üstad Necip Fazıl’ın şimşek gibi yazılar yazdığı dönem, aynı zamanda onun kadrosunun oluştuğu dönemdir.”

Aslında hatıra yaşayacak kadar da beraber olamadıklarını ifade etti Mustafa Bey, Zübeyir Yetik’le. Yetik, İzmir’deyken Yazgan ise Ankara’daymış; genel olarak hep ayrı düşmüşler ama aralarındaki bağı koparmamak için uğraşları da karşılıklı olarak hep berdevam olmuş: “Herkes her yerde müdafaa-i hukuk-ı diniyye cemiyeti kuruyordu.” deyip dönem atmosferine dair özet geçen geniş bir cümleyle bugün hâlâ aynı mücadeleyi sürdürdüklerini söyledi. Mustafa Yazgan’ın, onların gençlik ve hız zamanlarındaki tabloyla bugün arasında gördüğü en büyük fark ve bugün/gelecek için umut ışığı şu: “Konferanslar veriyorum; önümde hep üniversite gençliği var. O gün ise suya hasret kalmış milletin, halkın arayışı vardı. Fakat bugün halk için konferansa gerek yok; müspet kanalları izlediği sürece halk, televizyonu başında da şuurlanır.” İfadeyi tadil için belki belirtmek lazım gelir: En azından bugün halk, ölecek kadar susuz değildir.

Zübeyir Yetik-Mustafa Yazgan tanışması, 1969-Urfa’ya tarihleniyor. Birkaç fedakâr ismin öncülüğüyle Urfa’da o yıllarda başlayan hareketlerde bulunduklarından dolayı teşrik-i mesaileri olmuş. Zübeyir Yetik’in açtığı gazetelerde de Yazgan’ın köşeleri hazır olurmuş.

Zübeyir Yetik’in yol arkadaşlarından Mekki Yassıkaya Bey de yayıncılık dünyasına atıldığı günden beri gönlünde üç ismin büyüdüğünü; ilki onun fikir dünyasına ciddi katkıları olan Nihat Armağan, ikincisi İhya Yayınları’nın sahibi ve bugün hastalıklarından muzdarip, dertleriyle meşgul olan İsmail Kazdal ve üçüncüsünün de Çığır Yayınları’yla fikir dünyalarına çığır açan Zübeyir Yetik olduğunu söyledi.

Mekki Bey, Zübeyir Yetik’in kitap yayınlamaya başladığı tarihe kadar gelen süreçte elden ele dolaştırdıkları Sami Aslan’ın Karanlık Gecelerin Nurlu Sabahı, Serdengeçti’nin Mabetsiz Şehirler ve Necip Fazıl’ın İdeolocya Örgüsü gibi kitapları sürekli okuduklarını söyledi. Yetik’in kitaplarını “klasik İslam düşüncemizi sarsan” diye tarif etti ve içeriğindeki bilgileri “aykırı düşünceler” olarak niteledi. O tarihten sonra fikir dünyasında değişimlerin başladığını anlattı Mekki Yassıkaya. Hatta o günlerde başlayan Ali Şeriati furyasıyla bir kıyaslama da yaptı ve “Zübeyir Yetik’in düşünce ve tenkitlerini Şeriati’ninkilerden daha somut, daha güzel ve daha anlamlı” bulduğunu da ekledi. Yassıkaya’ya göre, Yetik’in kitaplarında yıllar evvel yazılan Batı tenkidi düşüncelerini bugün aşabilmiş bir isim memleketimizde hâlâ yok.

Birlik olmadıkça zaferin anlamı yok

Daha sonra Yassıkaya, çok anlamlı bulduğu bir metni aktardı Yetik’ten ve konuşmasını bitirdi: “Bizim derdimiz birlik beraberlik değil, zafer kazanmak, şu ya da bu da değil. Yanlışta ittifak olduktan sonra o birlik beraberliğin, o zaferin de değeri yok. Bizim derdimiz, meselemiz, davamız; Kur’an ve Sünnet’e göre bir İslam, Müslümanlar’ın üzerindeki/zihnindeki tozu toprağı, kiri-pası silkelemeye yardımcı olmak. Birlik beraberlik kendiliğinden oluşur zaten ondan sonra. Ben tepki değil, tebliğ adamıyım. Günlük politikaya, özellikle parti pıtırtı konularına girmemek gibi bir prensibim var. Müslümanlar arasında Kur’an ve Sünnet’i anlamak farkları olacak; hem de Müslümanlar sayısınca! Ama Kur’an diye Batınîlik anlatılmayacak. Kur’an-ı Kerim yaşama oturtulmak için vardır, yaşamın kendisidir ve onu yaşamın dışına çıkarmak isteyenler hep olmuştur. Bizler için sorun, Kur’an-ı Kerim’e yönelme ve sarılma sorunudur.”

Abdurrahman Şen, Zübeyir Yetik’e plaket takdim ettikten sonra birkaç kelam için mikrofonu alan Yetik, anne babasına rahmet diledi ve ilkokulda okuduğu zamanlarda yaşadığı birkaç küçük hatırayı nakletti. Liseye geldiğinde tanıştığı dergiler, Yetik’in ufkunun açılmasına katkıda bulunmuş: “Ufkumuzu açtı, demekten doğrusu, tarafımızı seçmemizi sağladı bu dergiler. Ufkumuzu açan ise Necip Fazıl’dı. Onunla birlikte dinin hayat olduğunu öğrendik. Dinin dünyaya dair bir sözü olduğunu öğrendik.”

Zübeyir Yetik’in “üstadım” dediği Necip Fazıl’la olan terbiyevî ilişkisi sadece Büyük Doğu üzerinden de yürümemiş. Yetik’in “onun bana ikinci üstadlığı” dediği olay 1978’de yaşanmış. Doğru Yolun Sapık Kolları adlı kitabını okuyunca Kısakürek’in, yazarların da ne kadar güvenilir olurlarsa olsunlar, hata edip taraf tutmaları ve isabetsiz hareketlerinin mümkün olduğunu görmüş: “Demek ki üstad, farkında olmadan ve dolaylı biçimde, bana ikinci kez üstadlık yaptı.”

Bu “üstadlığın” üçüncüsü ise Necip Fazıl’ın Raporlar’ı yazma döneminde ortaya çıkmış: “Günlük politikaya girersen kendini koruyamazsın, demiş oldu bana.”

Zübeyir Yetik, başta Necip Fazıl olmak üzere dava arkadaşlarına bugün minnetle teşekkür ediyor ve bu arada eşi ve çocuklarının diğerkâmlıkları karşılığında bugünlere gelebildiğini söylüyor: “Kızlarım ve eşimin fedakârlıkları sayesinde…” diyor, titreyen sesiyle.

 

Sadullah Yıldız, vefa gösterilecek ne çok adam var, diyor

Güncelleme Tarihi: 28 Ekim 2013, 14:44
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13