Necip Fazıl ile Topçu nasıl barışmışlar?

Maurice Blondel Nurettin Topçu’ya ‘Senin ülkende, senin düşünüp araştıracağın konular ancak yüz sene sonra konuşulmaya başlanır. Senin devlete olan borcunu biz kapatalım, sen burada kal.’ diye bir teklifte bulunmuş. Peki Nurettin Topçu nasıl cevap vermiş?

Necip Fazıl ile Topçu nasıl barışmışlar?

 

Nurettin Topçu, cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde, yurt dışında felsefe alanında doktor unvanını alan ilk kişi. Bu yönüyle bile başlı başına önemli. Ama o, sadece bu akademik unvan ile yetinmemiş, düşünüp öğrendiklerini harekete geçirmek için çabalamış, düşüncelerini anlatmak için dergi çıkarmış, bir kuşağı derinden etkilemiş ve hâlâ da etkilemeye devam eden bir önemli şahsiyet. Doç. Dr. Emin Işık da, Nurettin Topçu’nun önce öğrencisi, sonra dava arkadaşı olarak hep onun yanında bulunmuş.

Doç. Dr. Emin Işık, 27 Nisan gecesi Emir Buhari Kültür Merkezi’nde düzenlenen Cumartesi Sohbetleri’nin konuğuydu. İsyan Ahlakı’nın yazarı Nurettin Topçu’yu anlattı konuklara. Nurettin Topçu, bir huzursuz ruh… Kanayan bir vicdan ve en önemlisi de söylediğini yaşayan bir dava adamı. İşte Doç. Dr. Emin Işık’ın ağzından bir Nurettin Topçu portresi…

Nurettin Topçu nasıl bir hayat yaşadı?

Doç. Dr. Emin Işık, önce Nurettin Topçu’nun hayatından bazı kesitleri aktardı dinleyicilere: “Nurettin Topçu, çocukluğunda çok hasta olan biridir. Ailesi onu durmadan doktora götürüp çare arar ama uzun süre derdine çare bulamazlar. En sonunda,  yaşadıkları şehir olan İstanbul’da bir Ermeni doktora götürür annesi onu. Doktor Topçu’yu iyice muayene eder ve önemli bir hastalığının olmadığını, sadece bünyesi hassas bir çocuk olduğunu, bu hassaslıktan dolayı yemeklerden sonra midesinin huzursuz olduğunu söyler ve ona yemeklerden sonra ıhlamur içmesini önerir. Bu tedaviyi ona, yıllar sonra eğitim için gittiği Paris’te bir doktor daha önerecektir.”

Doç. Dr. Emin Işık, Vefa Lisesi öğrencisi olan Nurettin Topçu’nun eğitim hayatı boyunca hep başarılı bir öğrenci olduğunu şu sözlerle anlattı: “Nurettin Topçu, lisedeyken tüm sınıfları birinci olarak bitirir. Yalnız son sınıfta Sıfırcı Salih Hoca diye bir hocası onu Arapçadan bütünlemeye bırakır. Topçu, bu olaya çok içerler ve kaydını Vefa Lisesi’nden İstanbul Lisesi’ne aldırır ve oradan mezun olur. Lise eğitimi sırasında, hocalarından biri olan Sarıklı Osman Efendi, Topçu’nun babasına özel bir ziyarette bulunur ve ona ‘Oğlun büyük adam olacak.’ der.Nurettin Topçu

Topçu, 1928 yılında liseyi bitirir. O sene ‘Dil Devrimi’ yapılır. Nurettin Topçu, bu devrim yapıldığı için sevinçlidir çünkü bu devrimle birlikte ülke Batılı olmuştur, artık kendileri de Avrupa gibi kalkınacak, hatta onları geçeceklerdir.”

Doç. Dr. Emin Işık, Nurettin Topçu’nun devlet bursuyla Fransa’ya gittiğini ve orada felsefe eğitimi aldığını söyleyerek bu günleri şöyle anlattı: “Topçu, 1928-1934 yılları arasında Fransa’ya felsefe eğitimi almak için gitmiştir. Eğitimine Paris’te başlayan Topçu, çocukluğunda başlayan rahatsızlıklarının nüksetmesi üzerine okulun doktoruna çıkar. Doktor onu tepeden tırnağa muayene ederek ciddi bir sağlık sorununun olmadığını ama Paris ikliminin de kendisine uygun olmadığını söyleyerek onu Bordeaux’a yönlendirir. Tedavi olarak da kendisine her yemekten sonra ıhlamur verir ve bunu reçeteye yazar.

Bordeaux’taki okulunda tüm hizmetleri kilise mensupları vermektedir.  Dosyasındaki reçeteyi okuyan okul müdürü, bir hemşire çağırarak reçeteyi ona verir. Nurettin Topçu, Türkiye’deki gibi bu tedavinin birkaç gün devam edip sonrasında ihmal edileceğini düşünür ama hemşirenin çok ağır hasta olduğu bir gün hariç her yemekten sonra bir bardak ıhlamuru hazırdır yıllar boyu. Topçu bu olayı, ahlaklı olmaya örnek olarak gösterirdi her zaman.”

Topçu’nun hocaları ve hocalarıyla ilişkisi

Topçu’nun düşünce hayatında dönüm noktası olan kişilerle ilişkisini şöyle anlattı Doç. Dr. Emin Işık: “Topçu’nun hocalarından biri Maurice Blondel’dir. Blondel, Kant üzerine dünyada otoritedir ve bir düşünürdür. Blondel aynı zamanda bir katedralde başrahiptir. Topçu, laikliğe aykırı gördüğü bu durum karşısında Blondel’i uyarır. ‘Efendim, siz hem kilise mensubusunuz, hem de devlet okulunda hocalık yapıyorsunuz. Bu durum laikliğe aykırı.’ der. Blondel Topçu’ya ‘Siz, yeni tür laiklik icat eden ülkedensiniz demek. Ama bu durumu size ben anlatamam. Sizi birine gönderiyorum, o size anlatsın.’ der ve onu Louis Massignon’a gönderir.

Massignon, ömrünü Hallac-ı Mansur araştırmalarına adamış biridir. Topçu’nun Türkiye’den geldiğini öğrenince onu saatlerce kendi dillerini, kendi kültürlerini, kendi medeniyetlerini tahrip ettikleri için azarlar. Bu azardan iyice aciz olan Topçu, bir daha onu ziyarete gitmemeye karar verir ama Massingnon, öfkesinin ona değil, bir zihniyete olduğunu söyleyerek yanına gelmeye devam etmesini ister ve ondan söz alır. O yıllarda Fransa’da bulunan Adnan Adıvar, Massignon’a Türkçe öğretmektedir. İşleri yoğunlaşan Adıvar, bu işi Topçu’ya havale eder. Böylelikle Topçu ve Massignon arasındaki ilişki daha da sıkılaşır.”

Fransa’da felsefe sınavı nasıl yapılıyormuş?

Emin Işık Hoca, Topçu’nun bir sınavını anlatarak eğitim sistemimizdeki bir çarpıklığa da dikkat çekti: “Nurettin Topçu, felsefe dersinden sınava girer. Oradaki sınavlar, bizdeki gibi kitabî bilgi sınavı değildir. Öğrendiklerini uygulama sınavıdır. Dersin hocası ‘Ölümün insanlar üzerinde uyandırdığı etkiler’ konulu ödev verir. Topçu da, konu hakkında düşüncelerini yazar. Bir hafta sonra hoca sınıfa geldiğinde, Topçu’ya, hazırladığı ödev için teşekkür eder ve herkese, ‘Ödev böyle hazırlanır.’ der.”

Mustafa Kara ve Emin IşıkEmin Işık Hoca, ilk kez bir Türk gencinin Fransa’da doktora unvanı almasının o zamanlar için çok önemli bir olay olduğunu söyledi. Ama bu önemli olaya Fransa’da Türkiye Cumhuriyeti devletini temsille görevli kişilerin kayıtsız kaldığını, oysa diğer ülkelere mensup birisinin doktora savunmasına o ülkenin üst düzey bürokratlarının, arkadaşlarının vb. katılarak o savunma sonucunda kazanılan doktoranın büyük bir coşkuyla kutlandığını söyleyerek Topçu’nun doktora savunmasını şöyle anlattı:

“Topçu’nun doktora konusu ‘İsyan Ahlakı’dır. Jüride bulunan herkes savunmayı kabul eder. Yalnız bir Katolik papaz ‘Ahlak, uyum ve itaat isterken ahlakın yanında isyan tavrının tuhaf kaçtığını’ söyleyerek biçimsel bir itirazda bulunur. Topçu da ‘İslam ahlakının sadece iyiliği emretmediğini, aynı zamanda kötülükler karşısında uyarıcı olmak gerektiğini’  söyler bu itiraz karşısında. Fransa’da doktora savunmaları önemlidir ve savunmayı yapan kişinin yakınları, o ülkenin devlet görevlileri, öğrenciler vb. herkes bu savunmayı dinlemeye gelir. Ama Topçu, felsefe alanında doktora alacak ilk Türk olmasına rağmen, sadece Halide-Adnan Adıvar çifti onu dinlemeye gelir. Topçu savunmasını yaptıkça Halide Edip duygulanıp ağlar. Sonra Topçu doktor unvanını alır. Hocası Blondel bunu bir yemekle kutlar. Topçu’ya ‘Senin ülkende, senin düşünüp araştıracağın konular ancak yüz sene sonra konuşulmaya başlanır. Senin devlete olan borcunu biz kapatalım, sen burada kal.’ diye bir teklifte bulunurlar ama Topçu bunu ‘Benim ülkeme borcum sadece para değil ki!’ diye reddeder.

Topçu’nun sürgünleri

Doç. Dr. Emin Işık, felsefe doktorasına sahip olan Nurettin Topçu’nun Türkiye’de yaşadıklarını birkaç cümleyle şöyle anlattı: “Yurda dönen Nurettin Topçu, Vefa Lisesi’ne öğretmen olarak atanır. Sene sonunda, başarısız birkaç öğrenci bütünlemeye kalınca okul müdürü Topçu’ya, bu öğrencileri geçirmesini söyler. Topçu, böyle bir şey yapamayacağını söyleyince müdür ‘Ben bunu öğrenciler için değil, sana zarar gelmesin diye söylüyorum. Bu öğrenciler CHP’nin güçlü kişilerinin çocukları. Sana zarar verirler.’ der ama Topçu yine bildiğini yapar. O sıralarda evlenmek üzeredir. Tam evlilik gecesi İzmir Lisesi’ne tayininin çıktığı tebliğ edilir kendisine. Apar topar İzmir’e giden Topçu’nun bu durumdan dolayı evliliği olumsuz etkilenir ve kısa süre sonra da eşinden boşanır.

İzmir’de öğretmenlik yaparken de, yazdığı bir makale yüzünden Denizli’ye sürülür. Denizli’de Bediüzzaman’ın mahkemelerini izler ve bu yüzden fişlenir. Eski hocası Hasan Âli Yücel bakan olunca da, tayinini tekrar İstanbul’a çıkartır. Hizmetlerine İstanbul’da devam eder. İstanbul’da öğretmenlik görevine başlayan Topçu, yeni açılan İHL’lerde derse girer ve derse girdiği üç yıl boyunca da bu derslerden hak ettiği ücreti, tüm ısrarlara rağmen almaz. Okul müdürü Mahir İz bunun sebebini sorduğunda da ‘Ben buraya para için değil, ibadet niyetiyle geliyorum’ der.”a

Nurettin Topçu’nun tasavvufî yönü

Doç. Dr. Emin Işık, Nurettin Topçu’nun özel hayatında, anlattıklarından on kat daha titiz yaşadığını söyleyerek şunları anlattı: “Topçu için en önemli şey dürüstlük, ikinci olarak da sözünde durmaktı. Ölümünden bir hafta önce bana: ‘Kırk yıl boyunca öğretmenlik yaptım. Okula, mabede gider gibi gittim. Hiçbir derse abdestsiz girmedim.’ dedi.

Emin Işık Hoca, Nurettin Topçu’nun Abdulaziz Bekkine’ye bağlanmasını şöyle anlattı: “Topçu, 1945’li yıllarda okul arkadaşı da olan Sırrı Bey’e, kendisine manevi bir hoca aradığını söyler. Sırrı Bey onu Celal Ökten Hoca’ya götürür. Celal Hoca’yı üç saat dinlerler, çıktıktan sonra Topçu ‘Hoca âlim biri, bir derya ama bana tasavvuf âleminden biri gerek’ der. Bekkine hazretlerini tanıyan Sırrı Efendi, ilk önce Topçu’yu Bekkine hazretlerine götürmeye çekinir. Önce Bekkine hazretlerine durumu anlatıp izin ister. İzin çıkınca da, birlikte Bekkine hazretlerini ziyarete giderler. Bekkine hazretleri onları bir odaya aldıktan sonra izin isteyip çıkar. Bu arada Topçu, Bekkine hazretlerinin nereli olduğunu Sırrı Bey’e sorar. Sırrı Bey, bilmediğini söyler. Kısa süre sonra elinde bir yemek tepsisiyle içeri giren Bekkine hazretleri ‘Biz Kazan Türklerindeniz, bizim geleneğimiz budur.’ der gülümseyerek.  Sonra saatlerce süren bir sohbet başlar. Yatsıdan sonra başlayan sohbet, gece üç civarı biter. Evlerine giderlerken Topçu, Sırrı Bey’e ‘Hocanın sohbetine geri dönsek ayıp mı olur?’ der. Bekkine hazretlerine ilk anda böyle bağlanır.”

Necip Fazıl’la barışmaları nasıl oldu?

Ömrünün son dönemlerinde “İslami Sosyalizm”, “Milliyetçi Sosyalizm” gibi kavramlar yüzünden Necip Fazıl ile Nurettin Topçu’nun arası bozulur. Emin Işık Hoca, bu iki dev ismin küsme ve barışma sürecini şöyle anlatır: “Necip Fazıl, İslam’ın başka hiçbir sözcüğe ihtiyaç duymayacağını söyleyerek Nurettin Topçu’yu eleştirir ve araları bozulur. Bu durumdan hoşnut olmayan her iki tarafı da seven kişiler onları barıştırmak isterler ve hasta yatan Topçu’ya, ‘Necip Fazıl seni ziyarete gelecekmiş ama tepkinden çekiniyor.’ derlerken Necip Fazıl’a da Topçu’nun, ‘Herkes ziyaretime geldi ama Necip Fazıl gelmedi, acaba hastalığımı duymadı mı?’ dediğini söylerler. Necip Fazıl, hemen Topçu’yu ziyarete gider. Topçu’nun odasına girdiğinde coşkuyla ‘Nurettin, senin ruhunun ıstırabının yanında bedeninin ıstırabı nedir ki? Hiç kimse Allah diyemezken biz Allah dedik. Şimdi orasının (Cennetin) kapısını tekmele de dal içeri!’ der. Nurettin Topçu, Necip Fazıl’ın gelmesinden memnun bir şekilde ‘Onu ancak sen yaparsın Necip!’ der.”

Sohbetinde güncel konulara da değinen Emin Işık Hoca, Çamlıca’ya cami yapılması konusunda da şunları söyledi: “Çamlıca’da insan yok ki cami yapılsın. Oraya çam dikilmeli, orasının ihtiyacı bu. Şu anda camilerin insana ihtiyacı var. İnsandan yola çıkmayan hiçbir hareket başarılı olamaz. İslam, insanı öncelediği için kısa sürede başarılı oldu. O yüzden Çamlıca’ya cami yapmakla değil, camileri dolduracak insan yetiştirmekle uğraşmak gerek.”

 

Ahmet Serin aktardı

Güncelleme Tarihi: 29 Nisan 2013, 13:39
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Aslı
Aslı - 6 yıl Önce

Güzel ve ilginç bir yazıydı. İstifade ettik. Teşekkürler.

banner19

banner13