banner17

Namaz dediğin frene basarak kılınır

Engin Noyan söyleşisi, İzmit’teki Ramazan etkinliklerinin en bereketlisiydi..

Namaz dediğin frene basarak kılınır

 

İzmit’te Ramazan etkinlikleri faslını, bizim açımızdan sonuncu ve en çok istifade ettiğimiz Engin Noyan söyleşisi ile nihayetlendirmiş olduk. Engin Noyan, coşkulu ve insanda “acaba konuyu nereye bağlayacak” merakı uyandıran üslubu ile belki de daha çok, önceden onu tanıyıp dinlemiş olan bir dinleyici grubuna hitap etti Cuma akşamı. (Evvelki etkinliklerin hali pür melaline şahitlik etmişliğimiz olduğu için böyle düşünmeden edemedik.)

Vahyi anlamayan akıl, nasıl bir akıldır?

“Akıl ne işe yarar?” diye sordu Noyan ve cevapladı: “Vahyi anlamaya”. Ardından devam etti: “Akıl çok büyük bir nimettir, aklı olmayan insanın dini yoktur. Akıllı olan insan vahyin ne anlama geldiğini anlar ve fark eder. Ancak bütün akıllı insanlar dindar mıdır? Çok akıllı insanlar biliyoruz ki cahiliyenin içinde kalmışlar. Bu kadar akıl ne işe yarar diye merak ediyoruz doğrusu. İman aklın en üst zirvesidir. Peki, nasıl oluyor da Kur’an’ı çok iyi bilen, hakkında araştırmalar yapan insanlar iman etmiyorlar? Mesela 25 sene mübarek Kur’an ile uğraşmış, Kur’an meali yazmış, Kur’an üzerine ilmî çalışmalarda bulunmuş bir araştırmacı iman etmeden vefat edebiliyor?” Böyle birkaç örnek daha verdikten sonra, “bunun niye böyle olduğunun cevabını bizlere Ramazan veriyor” diyerek merakımızı hayli kamçılayan ve dolaylı ancak ilgimizi çekmeyi başaran konuşmasına devam etti Engin Noyan.Engin Noyan

Günahların babası kibir

“Oruç var ya, acayip bir şeydir. Aç kalmak öyle basit bir şey değildir. Açlık ve susuzluk içinde olan insanın takati olmaz, gücü kesilir, ortada kibirden, kötülükten eser kalmaz. Hele bir de sadece midesine değil, diğer uzuvlarına da oruç tutturabiliyorsa o daha da güzeldir” diyerek Kurtubî’den bir söz nakletti. Kurtubî, “bütün çarpıklıkların, günahların altında üç şey gizlidir, ya da en az ikisi mutlaka vardır” demiş: “Kibir, hırs ve haset”. “Kibir en tehlikelisidir” dedi Noyan ve ardından sebebini açıkladı: “Çünkü insanları vahye uymaktan alıkoymaktadır.” Yani bu da demek oluyor ki çok akıllısın ama aynı zamanda da çok kibirliysen yandı gülüm keten helva, o kibir seni vahiyden uzaklaştırıyor ve aklın nimetlerinden hakiki manada istifade etmene engel oluyor diyebiliriz pek tabi.

Oruç kalbimize değdi mi?

Engin Noyan meseleyi tam anlamıyla izah eden bir de söz aktardı Ahmet Cevdet Paşa’dan: “Def-i mefasid celb-i menafi’den evladır.” “Tabi şimdi bir de bunu tercüme etmek gerek” diyerek öncelikle serzenişte bulunmadan edemedi, “insan soykırımı neyse lisan soykırımı da odur, hatta daha beterdir. Çünkü toplumun geçmişiyle bağını kopartmıştır” dedikten sonra, kısaca “menfaatin elde edilmesinden önce zararın giderilmesi” olarak açıklayabileceğimiz bu kuralı oruçla ilişkilendirdiğimizde Noyan, “bu oruç def-i mefasiddir ki, yozlaşmış olanı, pis olanı kalpten gidersin, uzaklaştırsın ve vahiy kalbe dolsun. Yani temiz bir kaptan su ya da süt içmekle kirli bir kaptan içmek aynı lezzette olmasa gerek” diye de özetledi.

Noyan, Ramazan’ın sonuna geldiğimizi ve bizlerde bir şeylerin değişmiş olması lazım geldiğini, bu ayın bize artı değer kazandırmış olması gerektiğini, çok farklı birisi olmamız gerektiğini belirttikten sonra, “diğer insanlar bizi gördüklerinde; oruçla beslenmiş, vahiyle karşı karşıya kalmış olmamız her halimize yansımalı, adeta bir nur parçası gibi olmamız lazım” dedi.

Birbirimizin velisi olduğumuzun farkında mıyız?

Engin NoyanSon olarak yeryüzünde zor durumda olan din kardeşlerimize ve bütün mazlumlara dikkat çeken Engin Noyan, “dünyanın en zengin ülkeleri arasında da en fakir ülkeleri arasında da Müslüman ülkelerin yer aldığını ve bunun büyük bir çelişki olduğunu” söyleyerek Kur’an’dan bir ayeti hatırlattı bizlere: “Siz birbirinizin velisi olmazsanız eğer yeryüzünde çok büyük bir fitne ve fesat çıkar.” Noyan, “Cenab-ı Allah ‘insanların, Müslümanların arasında’ demiyor, ‘yeryüzünde’ diyor. Bunun sebebi bizim birbirimizin velisi yani en güvenilir kişisi olmamamızdan kaynaklanıyor. Müminler ve mümineler birbirlerinin velisidir buyruluyor ayette” dedi.

Ramazan’ın yavaşlayıp kendimize gelme ayı olduğunu, teravih namazının dura dinlene kılınması gereken bir namaz olduğunu, yani vitesi dörde atarak değil, frene basarak namaz kılmak demek olduğunun da altını çizdi. “Şimdi eve gidince o en şık kıyafetinizi giyin, frene basılmış olarak iki rekât bir namaz kılın ve bu ayetleri bir okuyun bakalım. Maide 54, Rad 11, Enfal 73 ve 53. Zihninizde bir aydınlanmanın meydana geldiğini göreceksiniz. Kadir Gecesi işte bu gayretin farkına varıldığı gecedir. Şayet bir daha buraya davet edilip gelirsem soracağım. Kimler o gece en şık elbisesini giyip de frene basılmış namazını kıldı ve bu ayetleri okuyunca nefesi kesildi. Rabbine sığınıp dua etti. O zaman konuşuruz” diyerek noktayı koydu Noyan.

Ev ödevlerimizi başımız üstüne aldık ve “iyi ki de onca yolu göze alıp gelmişiz” diyerek evimize döndük. Zira Ramazan’ın en bereketli gecelerinden birini idrak etmiş olduk kendi adımıza.

 

F.Kebire Gündüz Karaaslan haber verdi

Güncelleme Tarihi: 12 Ağustos 2012, 12:56
YORUM EKLE
YORUMLAR
ayşegül sena
ayşegül sena - 6 yıl Önce

Fatma abla, ramazan boyunca hepsi de birbirinden güzel ve önemli konularla dünyabizimin İzmit muhabirliğini yaptın ve bundan oldukça istifade ettik. Gitmiş, dinlemiş kadar olduk. Teşekkür eder, devamını dileriz :)

banner8

banner19

banner20