Müslümanın gelecek bin yılı konuşuldu

ABD’de başta Mustafa İslamoğlu ve Mustafa Özel olmak üzere, kendi alanında uzman konuşmacıların önemli meseleleri gündeme getirdiği Ribat konferansındaydık.

Müslümanın gelecek bin yılı konuşuldu

 

Amerika gibi bir ülkede kuşkusuz elzem arayışlarımızdan biri; -kısmen de olsa- kalbî ve ilmî derinliği doğuracak ortamları teneffüs edip kendi idrakimizle yüzleşmek ve hakiki dertleri edinenlerle birlikte yol alabilmek... Bu imkânı sunan atmosferi her defasında bulmak mümkün değil. Kaldı ki aklımızı, ruhumuzu ve estetik kaygılarımızı arındıran, muvazeneli bir bakışın inşasında etkili olan ortamlar şüphesiz bahsedilmeye değer.

Duyarlı akademisyen, iş adamı ve öğrencilerden mütevellit WisdomNet kurumu da, Amerika’da bu bakışın meşalesini taşıyan büyük bir aile gibi. Her yıl Ribat konferanslarına öncülük eden, gerek Türkiye’den gerekse Amerika’dan mühim sayıda bir katılım sağlayan WisdomNet, geçtiğimiz haftalarda Amerika'nın Pensilvanya eyaletinde "Ribat 2013" konferansını gerçekleştirdi. Mustafa İslamoğlu, Mustafa Özel, Raife Cebeci, Erol Cebeci, Behram Turan, Susan L.Douglass ve Özlem Albayrak’ın konuşmacı olarak bulunduğu, gençler öncülüğünde önemli meselelerin de tartışıldığı programa pek çok eyaletten ciddi bir katılım oldu.

"Müslümanın Gelecek Bin Yılı İnşa Kabiliyeti" başlığı altında konuşmaların yanısıra, Amerika'daki Müslümanların okul çalışmaları, Montessori okulları ve gençlerin gelecekle ilgili imanî sorgulamaları ekseninde mevzuların da tartışılması  ilgiyi epeyce arttırdı. Üç günlük konferans neticesinde bilhassa Mustafa İslamoğlu ile Mustafa Özel'in konuşmalarından alabildiğim bazı notlarımı aktaracağım.

Bir çift ayakkabının sağ teki mi üstün, sol teki mi?

Mustafa İslamoğlu öncelikle “aile, eş ve insan" kavramlarına, modern zamanın problemlerine dair eleştirel bir yaklaşımla konuştu: "Aile etimolojisi üçgen benzetmesiyle açıklanabilir. Aileden bahsederken birbirinden bahsediyoruz. Tıpkı hücre gibi, doku gibi. Mikrodan makroya, maddeden özneye bakıncaya kadar eşyanın çiftlerden oluştuğunu görüyoruz. Biz bu çiftleri zıtlar olarak mı, eşler olarak mı algılıyoruz? Kur’an eşler olarak konuşuyor. Zevceler ise biri olmadan diğeri olmayan bir çift ayakkabı gibidir. Bir Müslüman, kadın ve erkeğin ‘ezvac’ olduğunu görebilmeli! İlahi düzende aile bir ev çatısında kurulur. Bugün Batı'nın kurduğu düzende ise evsiz aileler, ailesiz evler söz konusudur. İşte evin ailenin birleştirici fonksiyonunu göz ardı ettiğimizde aileden de uzaklaşıyoruz. Eşlere, evin önemine ve aynı zamanda modern zamanın evsizliğine dikkat çekiyorum. Kadının da tesettürü yanında taşıdığı evidir aslında."

Mustafa İslamoğlu burada Rum suresi 21. Ayeti hatırlattı: “Yine sizin için kendileriyle huzur bulasınız diye kendi türünüzden eşler yaratması, aranıza sevgi ve merhameti yerleştirmesi de O’nun mucizevi işaretlerinden biridir.”

Mahrumiyet rahmettir

İslamoğlu, meveddet ve rahmetin, sevgi ve şefkatin iki ana unsur olduğunu belirttiği konuşmasına şöyle devam etti: “Bugün eşten beklentiler mutluluk ve hazza dayalı. Huzur değil, haz cihetiyle tatmin aranıyor. İnsanlar hazzı talep edip huzur umuyorlar. Evlilikse iki aklın, iki iradenin, iki vicdanın bir araya gelip meczolmasıdır."

Çocuk yetiştirme ile ilgili ise şunları kaydet: “Biz evlatlarımıza duygusuzluğu değil duygularını akıl süzgecinden geçirerek kontrol altına almayı öğretmeliyiz. Çünkü duygudan eyleme geçen yanılır. Çocuklarınızın üstüne çok titremeyin.  Onları mahrumiyetten mahrum etmeyin. Mahrumiyet rahmettir. Mahrumiyet karakterin inşasına, hayrı şükrü bilmeye imkân tanır.”

Mustafa İslamoğlu, bu zamanın eş ve annelerinin bilhassa Hz. Hatice modelini takip etmeleri yönünde tavsiyelerde bulunarak konuşmasını nihayete erdirdi. Diğer sunumunda ise, Müslümanın kendini inşasına dair sorular, zaaflar, meziyetler ve fırsatlar öngürüsünde bulundu: “Sorunlar ve zaaflarımız: Küresel sistemi yerel sorunlara mazeret kılıfı olarak geçiriyoruz. Kendi iç sorunlarımızı dahi küresel sisteme atfediyoruz. Bu, kendi problemlerimizi başkalarının üzerine yıkmaktan kaynaklanıyor. Sebebi de tevbe ve istiğfara yabancılaşmak...

Halbuki Kur'an baştan sona eleştiridir. Mesela Hz. Yunus Peygamber bizim için özeleştiri kaynağıdır. O’nun tevbesinde, inanmayan kavmini değil kendini suçlu bulup istiğfar etmesi gibi bizler de başımızdaki musibetlerin sebebini kendimizde bulmalıyız.”

İslamoğlu bugünümüzü anlamaya dair şu çözümlemede bulundu: “Çok yönlü sorunları kendi bakışımızda indirgeme problemimiz var. Batı indirgemecidir. Anlamak için indirgeme politikasını güder. Halbuki tevhidî bakış açısı, parçayı bütün içinde görmektir. Biz ise düşünce olarak net değiliz. Din ilimlerinde kriz yaşanıyor. Özellikle usül ilimlerinde bir kriz noktasına geldik. Geleneği savunmak adına fıkıhsız yaşıyoruz.

Rekabet bizi siyasallaştırdı, dünyevîleştirdi. Küresel değersizleştirme sorunu; nihilizm, anlamsızlık ve hedefsizlik. Modern kültür içinde insan eriyor. Müslümanın pozisyonu ne? Şahsiyet yerine birey, iman yerine hurafe, aile yerine birlikte yaşam, doğal yerine sanal... Kendi krizini çözememiş bir kitle gibiyiz.”

Kur’an’dan modelini bul!

İslamoğlu son konuşmasında ise geleceğin inşasında Müslümanın imkân, kabiliyet ve fırsatlarına dikkat çekti. İslam'da liderliğin tanımının, şefkat timsali olduğu için anne ile olduğunu söyleyen İslamoğlu, namazın ritüele indirgenemeyeceğini belirtti. İlk gelen ayetlerin inşa sureleri olduğunu belirten İslamoğlu şöyle konuştu: “Kur’an-ı Kerim öncelikle Müslümanın gelecek bin yılı inşa kabiliyetini geliştirir. İmansa, Rabbimizle yaptığımız akittir. Dolayısıyla iman, mutlak ve mukayyed öznenin özneyle ilişkisinin bir göstergesidir.”

Müslümanlara fıkıhtan önce şefkat vermek lazım geldiğini ifade eden İslamoğlu, şöyle devam etti: “Klasik cehennem algımızın Kur’anî olmadığını farketmemiz lazım. Hiç kimseden ümit kesmek gibi bir lüksümüz yok. Birbirimize bile çok gördüğümüz bir şefkatsizlik hâkim.”

Vahyi müheymin edinmek gerektiğini söyleyen İslamoğlu, yani bir değer kaynağı olarak vahyi yeniden keşfetmek gerektiğini, vicdan Kur'an'ın alt yapısı olduğunu, aşkın bir referansa ihtiyaç duyduğumuzu belirterek, “ahlakın tanımlayıcısı Allah'tır ve Allahsız bir ahlak olamaz!” dedi.

İslamoğlu konuşmasına şöyle devam etti: “Kur’an kavramlarıyla anlam dünyamızı inşa eder. Tasavvurun yeniden inşası gerek. Hayır ne, şer ne? Güç ne, zaaf ne? Kur'an'a bak, onu mihenk taşı kıl kendine! Kur'an'daki kıssalar ise tarihsel hikâye değil, Müslümanın şahsiyetinin inşasıdır. Ümidini güçten, hesaptan değil; Kur'an'dan, aşkın olandan ve şefkatten al! Ruhun teneffüsü için manevi atmosfere muhtaçsın. O atmosferi inşa için  Kur'an'dan modelini bul!”

Müslümanlar küresel düzenin dönüşümüne müdahil olmalı

Mustafa Özel ise genel olarak tarihî perspektiften kapitalist sistemin Müslümanın hayat algısına ve yaşam biçimine etkisi üzerine tespitlerde bulunup bu yapılanmanın hem geçmişe ve hem de günümüze tesiri çerçevesinde konuştu: “Kapitalizm sınırsız tüketimi teşvik için sınırsız ihtiyacı tahrik etmektir. Dolayısıyla birilerinin sınırsızca tüketmeye alıştırılması lazım. Emile Zola’nın Kadınların Cenneti adlı bir kitabı var. Mağazalarla alakalı bir vurgusu var romanın. Kadın toplum içerisinde talep eden bir varlık. Bu talepler daha çok olunca modern dönemlerde kadının özgür olması ve taleplerini istediği gibi karşılaması lazım.”

İnsanın kurduğu sistemin efendisi olduğunu belirten Özel, fakat sistemin, büyüyüp belli bir kritik kütleye ulaşınca efendisine hükmetmeye başladığını söyleyerek şunları ekledi: “Müslümanlar küresel düzenin dönüşümüne müdahil olmalı, bağımsız kalmamalı. Milli devletten medeni devlete geçme sancısı var. Medeni devletse kendi medeniyetine dayanmalı  ve küresel insanlığa/ medeniyete bir teklifte bulunabilmeli.”

Ciddi bir organizasyon için Özel'in tavsiyesi ise şöyle: “Net bir fikir-gaye, net bir organizasyon, net bir planlama, net bir denetim sistemi...”

FB’li, Cimbomlu ve Siyah-Beyazlı olmak

Son dönemde üzerine yoğunlaştığı Yöneticiler için Kısas-ı Enbiya çalışmasına değinen Mustafa Özel; diğer konuşmasında tarih boyunca bazı organizasyonların (ister şirket isterse devlet olsun) kısa vadede çökerken bazısının neden yıllar boyunca ayakta kaldığı sorusunun cevabının dört kriz sürecinde gösterilen intibak kabiliyetinde olduğunu belirtti. Bu dört kriz ise: Liderlik krizi, Özerklik Krizi, Kontrol Krizi, İrrasyonel Bürokrasi (Yenileşme krizi).

“Eylem adamı işiyle ilgili rüyası olmadan yol alamaz” diyen Özel, şöyle devam etti: “Ama tasavvura dönüşmeyen rüya da gerçekleşemez. Tasavvuru ise eylem adamı değil, ancak nazar ehli (ilim ehli) inşa edebilir. Nazar ehli geleceği doğru tasavvur etmesi açısından öngörülerde bulunandır."

Krizlerin aşılabilmesi için önerdiği yolu tarifi ise ilgi çekiciydi: “Liderlik krizinin aşılabilmesi için öncelikle FB’li olmak lazım. Farklı bir Bakış açılımıdır bu. Bir ülkenin yönetim geleneğini anlayıp fethedince öylece yöneteceksiniz.  Farklı bakış organizasyona ivme kazandırır ama FB’likten Cimbomluluğa yükselmek lazım. Yani Cemiyetçi Bakış. Farklı bakan bireyler cemiyete dönüşmeli. İşte bu en zor olanı. Farklı bakışı olanın egosuyla da imtihanı var. Yönetim düşüncesi açısından çok mühim bir durum bu. Bir yönetici iseniz peygamber de olsanız yönetim bakımından eksik olduğunuz noktada daha ehil olana danışmak, tecrübeyi öğrenmek bağlamında önemli. Bir sonraki adım ise dış çevreyle kurulacak ilişkide ortaya çıkar: Siyah Beyaz yani Stratejik Bakış. Rakibinin hesabını hesaba katarak hesabını yapıyorsan stratejik davranıyorsun demektir. Sonuç olarak liderlikte doğru soru ‘Milleti nasıl güçlü kılabiliriz?’ sorusudur.

Liderlik krizini aşan bir organizasyon alttan gelen taleplerle ortaya çıkan Özerklik Krizine yetki vererek cevap vermelidir. Yetki ve sorumluluğun dağıtımı beraberinde bir Kontrol Krizini de getirecektir. Bunu aşmak için kontrollü, ölçülebilir ve denetlenebilir bir sistem/bürokrasi kurmak gerekir. Son kriz ise zamanla amacını aşıp kendini organizasyonun yerine koyan irrasyonel bürokrasinin neden olduğu yenileşme krizidir.”

Ribat Konferansı’nın diğer oturumlarında konuşmacılardan Behram Turan; 1993’te New Jersey’de kurulan, anaokulundan lise seviyesine kadar eğitim veren Noor-Ul-Iman okullarının yöneticisi olarak İslam dini çerçevesinde verilen eğitim çalışmaları hakkında bilgi verdi. Ayrıca, Susan Douglass devlet okullarında din ve tarih eğitiminden, Raife Cebeci Montessori eğitim usulü ve çalışmalarından, Özlem Albayrak ise İslamcılık tartışmalarından bahsetti. SETA DC’den Erol Cebeci, gelecek bin yılın inşasında Müslümanların siyasi anlamda oynayabilecekleri rol üzerine içinden geçmekte olduğumuz politik süreçlerin bir değerlendirmesinde bulundu.

Üç gün süren konferans, Amerika’da yetişmiş gençlerin, özellikle günümüz Müslüman gençliğin yaşamakta olduğu sorunlara yönelik çarpıcı tespitlerini ortaya koydukları bir oturumla nihayete erdi.

 

Hatice Algın Hatipoğlu haber verdi

Güncelleme Tarihi: 18 Haziran 2013, 14:19
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13