Müslüman olduğumu ilk defa bir papaza söyledim

İstanbul Müftülüğü Din ve Hayat Dergisinin düzenlediği 'Gençlik ve Namaz' konulu panelde Mim Kemal Öke, Rahmi Yaran, Mehmet Emin Ay ve Meral Günel konuştu. Kamil Büyüker takip etti ve izlenimlerini yazdı.

Müslüman olduğumu ilk defa bir papaza söyledim

Din ve Hayat dergisinin daha önce gelenek haline getirdiği, her çıkan sayının ardından konuları panelle desteklemek düşüncesi bu kez iki sayının neticesiyle yani “Gençlik" ve "Namaz” sayıları ile ortaya çıkmış oldu. Oturum başkanlığını İstanbul İl Müftüsü Prof. Dr. Rahmi Yaran'ın yaptığı "Gençlik ve Namaz" konulu panele Bursa İl Müftüsü Prof. Dr. Mehmet Emin Ay, İstanbul Ticaret Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mim Kemal Öke ve Maltepe Müftülüğü vaizi Meral Günel konuşmacı olarak katıldı. Panele iştirak ve salonun doluluğu had safhada idi.

Panelde her konuşmacı farklı bir alana dokunan konuşmalar yaptılar. Ancak belki en dikkat çekici konuşmayı hayatından kesitler aktaran Mim Kemal Öke yaptı. Bir dönem ezansız semtler diye nitelenen Nişantaşı gibi bir semtte dünyaya gelen Öke, müslümanlığı ile yüzleşmesini, namaza başlama hikayesini çok dinamik bir üslupla anlattı.

"Namaz bizim için bir vazife değil, bir miraçtır, Rabbimizle buluşmadır"

Prof. Dr. Mim Kemal Öke özetle şunları söyledi: "Annemle babamdan sadece Fatiha öğrendiğimi biliyorum. Bir gün ilk defa Teşvikiye Camii'ne gittim. Bizim muhitte cami sanki sadece kapıcılara mahsustu. Cami, namaz, bunlar hurafe olarak kabul edilirdi. Camiye girer girmez gördüğüm kişiler, aynen düşündüğüm gibi kapıcılardı. Beni görür görmez birisi cami bahçesinde top oynuyorsunuz vs. kızarken bir diğeri, 'bu mason Mim Kemal'in torunu' diye beni camiden kovdu. İlk cami deneyimimde camiden kovuldum. İkinci hamlemde 1970'li yıllarda Beyazıt Camii'ne girdim. Orada da tam camiden içeri girecekken ellerinde siyasi dövizler olan, sloganlar eşliğinde bir topluluk dışarı çıkıyordu. Bu kez korktum ve yine camiye girmem mümkün olmadı. Daha sonra İngiltere'ye Cambridge Üniversitesi'ne girdim. Üniversitede papaz benim neden hafta sonu kiliseye gelmediğimi sordu. Ben de 'ben müslümanım' dedim. Hayatımda ilk defa müslüman olduğumu bir papaza söylemiş oldum. Papaz hemen 'affedersiniz' dedi.”

Öke, bu ilginç olayı anlatmaya devam ederek şunları söyledi: “Aradan bir zaman geçtikten sonra beni çağırttırmış papaz efendi. Bana dedi ki, 'burası dünyanın en saygın üniversitelerinden birisi ve biz size bir mescid açmak istiyoruz.' Ben 'gerek yok' falan dediysem de onlar 'hayır biz burada size bir mescid açacağız' dedi. 'Namazı kim kıldıracak' dedim. 'Sen' dediler. O vakte kadar ben hayatımda hiç namaz kılmamıştım. Nihayet üniversitede 'Deliliğe Övgü' kitabının yazarı Erasmus'un odasını bize mescid olarak tahsis ettiler.”

O zamana kadar İslam adına hiçbir şey bilmediğini ifade eden Mim Kemal Öke, ailesne durumu aktarıp yardım isteyince aldığı cevabı şöyle aktardı: “Ailemden 'Mızraklı İlmihal' istedim. Onlar da bana cevap olarak, 'kimlere karıştın, neden istiyorsun' dediler. Oradan netice alamayınca üniversitenin kütüphanesine gittim. Bana sekizinci katı tarif ettiler ve muazzam bir İslam kitaplığı ile karşılaştım. Orada kendimi yetiştirme imkanı buldum. Nihayet hayatımda ilk kıldığım namaz kıldırdığım namazdı. Türkiye'ye döndüğümde bu kez namazlarımı gönül rahatlığı içinde kılıyordum. Fakültede hocalığa başladım. Bu kez rektöre dedim ki 'buraya bir mescid yapalım.' O bana 'deli misin? Burası Türkiye; burada öyle şeyler olmaz' dedi. Nitekim okul yakınlarında bir camiye cumaya gidiyorduk. Bu kez de talebeler, 'hocam siz bu camiye gelmeyin, sizi fişliyorlar' dediler. Hakikaten bu devirleri gördük geçirdik. Türkiye o safhalardan şimdi bugünlere geldi. Şükrediyoruz.

Ayrıca şunu söylemek istiyorum. Namazın aşk ile kılınması lazım. Bu bizim için vazife değil, miraç, vuslat. Bu miracınızın, urucunuzun farkına varmazsanız namazınızın bir ehemmiyeti olmayacak. Bu bir jimnastik değil. En güzel namaz da Mevlana'nın ifadesi ile senin içinde olmadığın namazdır."

Aslında Mim Kemal Öke bunları "Yaralı Ceylanlar Kulübü" kitabında kısmen anlatmıştı. Ancak kitaba girmeyen bazı anılarını da bu panelde dile getirmiş oldu.

"Namazın üzerine titreyin"

Panelin yöneticiliğini yapan İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Rahmi Yaran, Peygamberimizin hadislerinden örnekler verdiği konuşmasında özetle şunları söyledi: "'Yedi sınıf insanı kıyamet gününde Allah, gölgesinde barındırır' buyruluyor hadis-i şerifte. Bunlardan birisi de 'Rabbine ibadetle yetişen genç.' Yine yedi sınıftan birisi de 'kalbi mescidlere adeta asılı, tutkulu insan.' Cenab-ı Hak bizi camisiz de ezansız da bırakmasın. Gençliğin namazla buluşması bu açıdan çok önemli.

Namazla ilgili Kur'an'da çok sık bir vurgu vardır. Ancak burada 'hafızu alessalavati' vurgusu önemlidir. Hafeza ala ile adeta 'bir şeyin üzerine titreyin' denir. Bu ne demek? 'Namazlarınızın üzerine titreyin' demektir. Başka ayetlerde 'namazlarında tir tir titrerler, ürperirler' buyurulur. Yine Mearic suresinde Cenab-ı Hak iyi insanı tarif eder, devamında namaz kılanları ayırır. Onları da namazlarına devam edenler şeklinde tavsif eder ve sonunda 'namazlarında tir tir titrerler' buyurur. Cenab-ı Hak namazımızı ve diğer ibadetlerimizi kabul eylesin."

"Akıllı telefonlar, bilgisayarlar, günümüz gençliğine mutluluk getirmiyor"

Diğer konuşmacılardan Bursa İl Müftüsü Prof. Dr. Mehmet Emin Ay da naif üslubuyla güzel bir sunum yaptı. Konuşmasının başlığını "İslamın Gençlik Tasavvuru" olarak belirleyen Ay, çok temel meselelere vurgu yaptı. Gençliğin teknolojik doyumun zirvesinde olduğunu ancak bunun yanında manevi boşluğun da zirvelerinde dolaştığını ifade etti. Konuşmasında özetle şunları söyledi: "Acaba günümüzde gençlik hangi dünyada yaşıyor? Bugün gençler teknolojik alanda yetişkinlerden çok daha ileri konumda ve bizler gençlerin sahip olduğu bu imkanları bir örnekle ifade edebiliriz. Bugün her ailede akıllı telefon önce gençlerin oluyor. Ancak gençlerin sahip oldukları bu imkanlar, telefonlar, bilgisayarlar vs. onların mutlu olmalarına yetiyor mu? Hayır. Tam tersine onların çalışma azimlerine, hayata bağlanma azimlerine ve tutkularına da destek olmadığını görüyoruz. Günümüzde gençlik sigara, alkol, madde bağımlılığı gibi şeylerin ve sosyal yalnızlık denilen sendromun kuşatması altındadır.”

İslam'ın her konuda olduğu gibi bu konularda da gençleri yalnız bırakmadığını belirten Ay, devamında şunları sölyedi: “Kur'an ve sünnette gençleri destekleyen ve onlara istikamet veren bilgilerin sunulduğu görülmektedir. Kur'an'a baktığımız zaman Habil ile Kabil'in trajik öyküsünü görmek mümkündür. Yine Hz. Nuh'un bir baba olarak çaresizliğini, Hz. İbrahim'in bir genç olarak tevhid mücadelesini, yine Hz. İsmail'in bir genç olarak teslimiyetini, yine Hz. Yusuf'un teslimiyetini ve sabrını, Ashab-ı Kehf'in inançlarındaki samimiyeti, Hz. Musa'nın delikanlı tavırlarını, Hz. Şuayb'ın kızlarının zarafetini ve nihayet bir peygamber annesi olan Hz. Meryem'in ibadet aşkı ile örülü teslimiyetini, iffet ve hayasını Rabbimiz ayetlerle anlatmış oluyor. Rasül-i Ekrem Efendimiz'in hayatında da onun gençlik çağına çok önem verdiğini, kendisinin de bizzat hadislerde gençlere yönelik müjdeler verdiğini biliyoruz. Onun terbiyesinde yetişen Muaz bin Cebel, Enes bin Malik, Musab bin Ümeyr, Bera bin Azib gibi nice gençlerin Efendimizin buyurduğu üzere kişinin ahirette sorulacağı bir sorunun da 'gençliğini nerede tükettin' sorusunun şuuruyla bir hayat geçirdiklerini de biliyoruz. Ve bugün o sahabiler, gençlere çok önemli örnekler sunan gökteki yıldızlar olarak vasıflandırılmışlardır."

"Gençleri tanımadan, güzel örneklikte bulunmadan muvaffak olamayız"

Son konuşmacı olarak kendisini sonpeygamber.info sitesinden, Meridyen Derneği'ndeki başarılı çalışmalarından tanıdığımız Maltepe Müftülüğü vaizi Meral Günel ise bugün gençlik ve namaz başlıklı iki önemli konuyu buralarda konuşmamızın trajik bir durum olduğunu belirterek, “neden bu meseleleri konuşmak zorunda kaldığımızı iyi düşünmemiz gerekiyor” dedi. Konuşmasında özetle şunları söyledi: "Bizler bilgi ve şuur ekseninden kaydığımız zaman problemler ortaya çıkıyor. Bilgisizliğin sonunda şuurlu olmak insanı taassuba götür. Bilgi olup şuur olmadığı takdirde bu da bizi duyarsızlığa götürüyor. Bu ikisini meczetmeden sağlık bir yol almamız mümkün olamıyor maalesef. Bugün burada gençliği namazla nasıl buluşturabiliriz sorusu üzerine konuşacaksak, öncelikle ilk maddemiz muhatabımızı tanımak olmalıdır. Ben genci tanımazsam ona nasıl sağlıklı bir şekilde yaklaşacağımı bilemem.”

Öncelikli olarak Peygamberimizin hayatını ve davet sürecini doğru okuduğumuzda Peygamberlerin muhataplarını seçme şanslarının olmadığını gördüğümüzü belirten Günel, gençleri tanıma noktasında şunları söyledi: “Bizlerin bu anlamda insanları seçme lüksümüz yok. Namazla ilişkisi bakımından gençleri tanımamız gerekiyor. Burada yolu hiç camiden geçmemiş gençliği 'benim gençliğim değil' deyip değerlendirebilir miyiz? Hayır. O da benim gençliğim. Eğer o camiye gelemiyorsa ben nasıl 'cami'yi ona götürebilirim? Bu soru ile benim uykularımın kaçması gerekiyor. Yolu nadiren camiden geçen kesim var. Bayram, cenaze namazları gibi. Veya yolu ara sıra camiye düşenler var. Yolu sık sık camiye düşenler var. Bunların hepsine söyleyecek sözlerimiz farklı farklı olmalıdır.”

Bir diğer husus muhatabın durumuna göre konuşmamızdır. Efendimiz bu konuda en güzel örnektir.” diyen Günel, bu hususta ise şunları zikretti: “İdrak durumuna göre ve ona yetecek kadar söz söylemek gerekmektedir. Gençlerimiz inanç bakımından da homojen değil. İnanmayan, neye inandığını bilmeyen gençlerimiz var. Görece ibadete düşkün, ancak derinlikli bir ibadetten yoksun gençlerimiz de var. Dolayısıyla bizim ancak gençlerimizi tanıdıktan sonra, ona hangi yöntemle, hangi vasıtalarla yaklaşmamız ve konuşmamız gerektiğini tayin ve tespit etmemiz gerekiyor. Peki benim verici olarak hangi zeminde hareket etmem gerekiyor? Şunu unutmamak gerekiyor, insanın din ile ilişkisi insan ile ilişkisi üzerinden yürüyor. Bir konuyu takdim eden insanın kişiliği ile muhatabın kişiliği arasında bir çarpışma, bir çakışma olduğu zaman mesaj doğru bir şekilde yerine gitmiyor. Etki uyandırmıyor. Öncelikle kendi kişiliğimizde aksayan tarafları düzeltmemiz gerekiyor. Ebeveynler olarak evlatlarımıza göz aydınlığı olarak bakmamız gerekiyor.

Bugün anne babaların 2-3 yaşlarında çocuklarına dini öğretecek okullar aradıklarını görüyoruz. Ancak din sadece kurumlara, okullara devredilmekle halledilecek bir mesele değildir. Anne-babaların evde bu havayı tesis etmeleri, bu noktada kendilerine çekidüzen vermeleri gerekmektedir. Ayetlerde sıralamaya dikkat edersek önce kendi nefsinizde bu güzellikleri hayata geçirmeniz gerekmektedir. Çocuklarımızın kişiliklerini başkalarının omuzlarına teslim ederek bu vebalden kurtulamayız."

Panel, kendi adıma çok renkli ve bereketli geçti. Salondaki insanların program sonuna kadar pür dikkat dinlemesi de bu meseleye açlığımızın ne derece fazla olduğunun göstergesiydi.

 

Kamil Büyüker notlarını aktardı

Güncelleme Tarihi: 15 Ocak 2016, 14:43
banner12
YORUM EKLE

banner19