Müslüman ahfadı olduğumuz için övünmeliyiz

Cyril ve Methodius Üniversitesi’nden Prof. Ferid Muhic, 'Hoşgörü Kültürü: İslam ve Balkanlar' başlığı altında bir konuşma gerçekleştirdi. M. Murtaza özeren etkinlikten notlarını aktarıyor.

Müslüman ahfadı olduğumuz için övünmeliyiz

14 Kasım Cumartesi günü Bilim Sanat Vakfı’nda Cyril ve Methodius Üniversitesi’nden Prof. Ferid Muhic, "Hoşgörü Kültürü: İslam ve Balkanlar" başlığı altında bir konuşma gerçekleştirdi. Bilim ve Sanat Vakfı Türkiye Araştırmaları Merkezi ve Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı tarafından düzenlenen 'Balkan Tarihi Konuşmaları'' üst başlıklı program dizisinde konuk olan Ferid Muhic, konuşmasında genel hatları ile Avrupa’da nasıl bir İslam algısı olduğu, daha doğrusu, İslam’ın nasıl görmezden gelindiğine dair örnekler sunarak başladı.

Bosna bağımsızlık mücadelesinin verildiği yıllarda Sırp bir yetkili, “amacınız nedir” sorusuna, “Biz Avrupa’yı İslam tehdidinden korumaya çalışıyoruz. Aliya’nın yapmaya çalıştığı şey Avrupa’daki ilk İslam devletini kurmaktır. Biz buna karşı mücadele veriyoruz” şeklinde cevap vermiş. Ancak bu tarihten evvel Avrupa’da birçok İslam devleti varlık göstermiştir. Daha yedinci yüzyıldan itibaren Emevi Devleti’ndan başlayarak İslam Avrupa’da varlık göstermiş. Ancak Katolik Hıristiyan bir kıta olarak tanımlayabileceğimiz Avrupa bunları yok sayıp genlerine işlemiş kodlarla “görmezden gelme dürtüsünü” tarih tasavvurunun gereği şeklinde uygulamakta.

Balkanlardaki Müslüman halklar kendi istekleri ile Müslüman olmuşlardır

Ferid Muhic, Avrupa’nın bu tutumunu aktarırken bu durumun en kötü tarafının artık Müslümanların da giderek bu şekil bir düşünce tarzını benimsemeleri olduğunu ifade ediyor. “Ah biz Müslümanlar...” diye cümleler kurmadan önce, bugün Avrupa’nın “tesis ettiği” medeniyetin değerleri olarak kabul ettiğimiz çoğu şeyin İslam dünyasından buraya nakledildiğinin bilinmesi gerekir. Bu değerler batıda Endülüs’ten, doğuda ise Osmanlı Devleti sınırlarından Avrupa’ya yayılmıştır. Muhic, İslam’ın Avrupa’da ne derece varlık gösterdiğini “Ezan sesinin duyulmadığı tek karış Avrupa toprağı olmadığına inanıyorum” şeklinde ifade etti.

Muhic, Avrupa’nın yarısının Darü’l İslam, yani İslam’ın şeriatının hüküm sürdüğü topraklardan olduğunu belirtti. “Okunan ezanların yanında kilise çanları da varlık gösteriyordu. Örneğin Balkanlarda 500 sene hüküm sürmüş olan Osmanlı buradaki halka din değiştirmeleri hususunda hiçbir baskı uygulamamıştır. Burada Müslüman olan halklar (Boşnaklar, Arnavutlar, Makedonlar...) kendi istekleri ile Müslüman olmuşlardır.”

Müslüman ahfadı olduğumuz için övünmeliyiz

Muhic, halihazırda Balkanlarda Osmanlı’nın adaletli bir yönetimden ziyade despot ve zalim bir idare olarak algılandığını belirtip şunları söyledi: “Böyle olsaydı, bugün Balkanlarda mevcut onlarca dil yok olmuş olurdu ama böyle bir şey vaki değildir. Her halk özgürce yaşamını devam ettirmiştir. Kimsenin ne diline ne de dinine karışılmıştır. Zaten Kur’an’da geçmektedir ‘dinde zorlama yoktur’ diye. Bu ölçü Osmanlılarca aynen tatbik edilmiştir. Bugün hâlâ Balkanlarda Osmanlı gelmeden önce inşa edilmiş kiliseler ayaktadır. Eğer zorba bir yönetim var olsaydı, bunlar da yok olmuş olurdu.”

Bu tür yanlış algının Avrupa ve Balkanlarda mevcut her seviyedeki eğitim müfredatları tarafından şişirildiğini aktaran Muhic, ayrıca edebi eserlerin de bu yanlışa çanak tuttuğunu aktarmakta. Nobel ödüllü yazar İvo Andriç’ten (Drina Köprüsü) başlayarak belli başlı yazarlar bu yanlışın körükleyicisi rolündedir.

Hıristiyanların kendi içlerinde yaptıkları savaşlarda (mezhep savaşlarında yahut iktidar mücadelelerinde) Müslümanlarla giriştikleri savaşlarda verdiklerin zayiatın üç katını vermişlerdir. Ancak kimse bunu dile dahi getirmiyor.” diyerek, Balkanlarda ilk ayaklanan kesimin Sırplar olduğunu aktaran Muhic, Sırpların mensup olduğu Ortodoks mezhebinin Osmanlı idaresinden daha sert uygulamalara sahip olduğunu, ancak Sırpların yine de isyan ettiklerini belirtti. Aslında bu aktarım Balkanlar üzerinde yüzyıllardır emel besleyen güçlerin, kukla ve piyonlarını, savundukları “özgürlük” söylemine zıt davranmaya sevk ettiğini gösteriyor.

Muhic konuşmasını nihayete erdirirken İslam’ın gittiği her yerde beraberinde hoşgörüyü de getirdiğini ve sistematik bir şekilde “İslamizasyon” yapılmadığını ifade etti: “Hiçbir somut delil yok. Bugüne kadar incelediğim belgelerin hiçbirinde zorla İslamlaştırmaya dair tek bir şeye rastlamadım.” Konuşmasının özü sayılabilecek olan şu ifadenin (motto) bizim de idrakimize kazınması gerekiyor: “Müslüman ahfadı olduğumuz için övünmeliyiz.”

 

M. Murtaza Özeren gitti, dinledi, aktardı

Güncelleme Tarihi: 21 Kasım 2015, 10:47
YORUM EKLE

banner19