Mona Rosa şiiri üzerine film yapardım

Kübra Özkan, Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şube’nin düzenlediği 5. İstanbul Edebiyat Festivali’nde Sezai Karakoç Günü’nden notlarını aktarıyor..

Mona Rosa şiiri üzerine film yapardım

 

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şube’nin düzenlediği 5. İstanbul Edebiyat Festivali’nde Sezai Karakoç Günü 21 Kasım’da gerçekleşti. 2 oturum, belgesel gösterimi ve şiir akşamı şeklinde gerçekleşen Sezai Karakoç Günü’ne katılım oldukça yoğundu.  Başkanlığını Mahmut Bıyıklı’nın yaptığı 1.  oturumda ilk olarak Prof. Dr. Turan Karataş “Entelektüel Bir Şairin Portresi”ni çizdi.  Üstad’ın kişilik özellikleri ve yüksek idealine değinen Karataş ilk gençlikte başlayan doyumsuz okumalarını anlattı: “Doğuyu da batıyı da öğrenmek için bolca okuyordu.  Henüz ortaokuldayken Mesnevi’yi okumuştur.” Sözlerini Üstad’ın mükemmeliyetçi yönüyle sürdürdü: “Eserlerindeki mükemmeliyete bakarak Üstad’ın erken yaşta olgunlaştığını ve mükemmeliyetçi bir yönü olduğunu görebiliriz.”

Karataş, Karakoç’u doğru anlamak için Anadolu’yu çok iyi bilmek gerektiğini, onun Anadolu kültürüyle yoğrulan tipik bir Anadolu insanı olduğunu söyledi. Cömert, sabırlı,  gösterişi sevmeyen biri olduğunu söyleyerek “dışarda ve yukarda kalmayı seçmiş bir şair” olduğunu belirtti. Ancak yukarda kalmayı seçmiş olmasının onun ulaşılmaz bir yazar olduğu şeklinde değil mükemmeliyetçi yönüyle anlaşılması gerektiğini ekledi. Dünya malına tamah etmeyen biri olduğunu, sürekli kirada oturduğunu, son zamanlarda etrafındakilerin ısrarıyla bir ev satın aldığını söyleyerek Ece Ayhan’ın Üstad için söylediği sözü alıntıladı: “Mülkiyeli olup da mülkiyeti olmayan iki kişi bilirim. Biri Sezai Karakoç’tur.”

Sözlerine Sezai Karakoç’un müeddeb yönüne değinerek sürdürdü: “Gösterişe önem vermeyen, şimdiki tabirle medyatik olmayı sevmeyen bir şairdir. Şahdamar çıkmasaydı Necip Fazıl onun böyle bir şair olduğunu bilmeyecekti. Dünya malına kayıtsızlığı,  müeddeb oluşu, gösterişi sevmemesi bazı kişilerin anlamayacağı durumlardır. Onu memnun etmek zordur. Mükemmeli yakalamaya çalışır. Onun dünya malına kayıtsızlığı beni hayran bırakır. Bunun yanında Diriliş’te yazdığı yazılara kitaplarında yer vermemesi beni hayal kırıklığına uğrattı.”

Karakoç’un Leyla ile Mecnun’unun her satırına diriliş düşüncesi nakşedilmiştir

Turan Karataş’ın ardından sözü Prof. Dr. İlhan Genç aldı. Genç “Sezai Karakoç  ve Geleceğin Dirilişi” başlığıyla yaptığı konuşmada Leyla ile Mecnun Mesnevisi ile Sezai Karakoç’un Leyla ile Mecnun’unu karşılaştırdı: “Sezai Karakoç’un Leyla ile Mecnun’u Diriliş ile başlar. Üstad Mona Rosa şiirini bu mesnevinin ilk adımı olarak kabul eder. Fuzuli’deki Mecnun’un iki ağızla konuşmasını Sezai Karakoç birleştirir, tek ağızda yansıtır. Fuzuli’nin Mecnun’u Kabe’ye dua etmek için gidince Leyla’ya, kendine ve ailesine ederken; Sezai Karakoç’un Mecnun’u tüm İslam uygarlığına dua eder. Karakoç’un Leyla ile Mecnun’unun her satırına diriliş düşüncesi nakşedilmiştir. Fuzuli ne kadar duygusalsa, Üstad o kadar düşünceyi temel alır.” İlhan Genç sözlerine Sezai Karakoç’un “Leyla”sının “İslam, İslam Medeniyeti” anlamlarında olduğunu söyleyerek son verdi.

1. oturumun son konuşmacısı olarak Yusuf Kaplan “Çağın Bilgesi’’ olarak Sezai Karakoç’u anlattı. Sözlerine birkaç aforizma ile başladı: “Bu dünyaya söyleyebilecek bir söz yok. Bu dünyaya söyleyebilecek bir söz varsa o sözü söyleyebilecek biziz; fakat biz yokuz! Bugün burada değiliz. Dün vardık, yarın burada olmak için bugün burada olmalıyız. Bugün burada olmak için öncekileri çağın ufkuna taşımalı, bol bol okumalıyız.” Gençlere bu tavsiyelerde bulunduktan sonra Bediüzzaman Said Nursi’nin Sözler kitabının 7.  Söz’ünde geçen sahabi tanımlarını vererek Sezai Karakoç’un kendisi için sahabi olduğunu söyledi: “Sezai Karakoç bizimledir, bizimle yaşamaz,  ülküsünün ülkeye dönmesi için yaşar.”

Sezai Karakoç’un İslam Medeniyeti idealinden bahsedip hayali olmayanların başkalarının hayalinde yok olduğunu belirten Kaplan, bulunduğumuz çağı değerlendirerek şunları kaydetti: “Çağımızda iki nokta mevcuttur. Birincisi batıya mahkumiyet, ikincisi kendine mahrumiyet. Çağımız bizi çağın ağlarına çağırıyor. Bizim çağın çağrısını yakalamamız gerek ve çağrıyı çağlayana dönüştürebilmeliyiz. Sezai Karakoç ile medeniyet çağrısı tüm insanlığı kaplayan bir pınara dönüşür.”

Kendisini etkileyen 3 yalnız adamın Bediüzzaman, Sezai Karakoç ve Nietzsche‘nin ortak özelliklerinin yalnızlaşarak insanlardan uzaklaşıp hakikate yakınlaştıkları olduğunu belirterek Sezai Karakoç hakkında şunları kaydetti: “Sade bir adamdır; ancak sadeliğin ilerisinde derunilik hâkimdir.” Yusuf Kaplan, Türk düşünce hayatını Sezai Karakoç’tan önce ve sonra diye ayırabileceğini söyleyerek konuşmasına son verdi.

1. oturum sonunda izleyicilerden, özellikle lise ve üniversite talebelerinin soruları alınarak yanıt verildi. Gelen sorular arasında Karakoç’un Diriliş Neslinin Amentüsü kitabında çizdiği Diriliş Ülkesinin ütopik olup olmadığı tartışıldı. İslam medeniyetinin kaynaklandığı pınarlar, yükseldiği zirveler, geçmiş yıllardaki değişim ele alınarak son yüzyıla bakıp böyle bir değerlendirmenin yapılmasının uygun olmayacağı,  böyle bir ülkenin ütopik değil gayet gerçek, olağan olduğu belirtildi. İslam medeniyetinin zirve olduğu çağları tekrardan yaşabilmenin, Özülke’nin kurulabilmesi için her gencin kendini ‘Diriliş Eri’ olarak niteleyip Diriliş pınarlarını her alana akıtmasıyla bu ideal için adım atılabileceğinin vurgusu yapılıp Sezai Karakoç olmak üzere diğer İslamcı yazarların/şairlerin bilinmesi ve okunması için çalışmamız gerektiği tavsiyeleri verilerek 1. oturuma son verildi.

Üniversite yaşlarımda olsam Sezai Karakoç’un Mona Rosa’sı üzerine film yapardım

Konuşmaların ardından Ensar Altay’ın yönetmenliğini yaptığı Sezai Karakoç belgeseli izlenerek, Bünyamin Yılmaz’ın sunumuyla Ensar Altay ile belgesel üzerine konuşuldu. Ensar Altay sinemayla kendimizi nasıl ifade edeceğimizden, Türk sinemasının gelişiminden, Sezai Karakoç belgeselini çekme aşamalarından bahsetti. Ve şunları ekledi: “Bu filmi çektikten sonra hata yaptım mı diye çok düşündüm. Sezai Karakoç gibi görünür olmayı sevmeyen bir insanın belgeselini çekmek ne kadar uygun olur? Üstad ile belgesel hakkında görüştüğüm zaman rahatladım.”

Sezai Karakoç’un fikir dünyasını çok etkilediğini, hayatı ve geleceğini sorgulamasına vesile olduğunu, yönetmen olma kararını üniversite 3. sınıfta Üstad’ın mısraları vesilesiyle verdiğini söyledi: “Üniversite yaşlarımda olsam Sezai Karakoç’un Mona Rosa’sı üzerine film yapardım; bunu bir aşk hikâyesini anlatmak için değil, o şiir Üstad’ın hayatını her yönüyle anlattığı için yapardım.”

Program, 2. oturumun ardından Ferman Karaçam, Ali Ayçil, Bülent Ata, Haydar Ergülen, Mevlana İdris, İsmail Kılıçarslan, Adem Turan, Zafer Acar,  Bünyamin Yılmaz,  Nevzat Bayhan, Mustafa Özçelik,  Şakir Kurtulmuş ve Mahmut Bıyıklı gibi şairlerin Sezai Karakoç şiirlerini okumalarıyla Edebiyat Mevsimi’nde Sezai Karakoç günü son buldu. Programın sonunda katılanlara Sezai Karakoç kitaplarından hediye edildi.

 

Kübra Özkan haber verdi

Güncelleme Tarihi: 23 Kasım 2013, 12:33
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13