banner17

Modernizmin Yereldeki Tahribatı Kayseri'de Konuşuldu

Kayseri’de gerçekleştirilen 'Kayseri'de İslami Düşünce ve Hayat'' sempozyumunda İlhan Özkeçeci, Kadir Seçmeler, Fevzi Konaç ve Mustafa Doğu gibi isimler de konuştu. Fatih Pala etkinlikten notlarını aktarıyor.

Modernizmin Yereldeki Tahribatı Kayseri'de Konuşuldu

İç Anadolu’nun nevi şahsına münhasır şehri Kayseri’de, “Kayseri İslami Düşünce ve Hayat” adında bir sempozyum gerçekleştiğini, geçtiğimiz günlerdeki haberimizde sunmuştum. Şimdi de sempozyumun son bölümünden sizleri haberdar etmek istiyorum. Sempozyumun ilk iki haftalık bölümü ve 4 oturumu 28 Nisan-5 Mayıs Cumartesi günlerinde gerçekleşmiş oldu. Kalan 2 oturumluk son bölüm de 12 Mayıs Cumartesi günü icradi.

San-i hakikî Cenab-ı Hak’tır

Sunumunun konu başlığı, “Kayseri’de İslami Düşüncenin Sanata Yansımaları” olan Prof. Dr. İlhan Özkeçeci, sanatın, insanın yaşadığı çevreden, kendi ruh haletinden, sosyal münasebetlerinden ayrılmaz bir olgu, bir gerçek olduğunu söyleyerek devamında şunları kaydetti: “Günümüzde sanat denilince, birtakım farklı uygulamalar, lüks sayılan davranışlar, olsa da olur olmasa da olur, gibi yaklaşımlar akla gelebilir. Yine günümüzde sanat, dışarıdan intikal eden, Batı kültüründen ithal edilen dallar olarak göze çarpar. Resim, heykel gibi mimarlık, süsleme sanatları bunlara örnek olabilir. Ama aslında bir ruh dünyasının, bir inancın dışarıya yansımasıdır sanat. Sanat, mutlaka inançtan kaynaklanır. Hangi inancın mensubu ise sanatçı, o inancı yansıtan eserler ortaya koyar. Dolayısıyla hiçbir toplum, bu değerlendirmenin dışına çıkamaz. Tarih boyunca baktığımızda, birçok medeniyetin, birçok kültürün kendisini var kılmak, kendisinden sonra hayatta kalmak, bahsedilmek adına pek çok eseri arkalarında bıraktıklarını görüyoruz. Bu suretle, tarih sahnesinden kalkmış dahi olsalar, bugün hâlâ görebileceğimiz eserlere sahiplerdir.”

Olayın Müslümanları bağlayan tarafına gelindiğinde, insanın ve dolayısıyla Müslümanın dünyada oluş sebebinin Yüce Allah’a hakkıyla kulluk etmek olduğuna değinen Özkeçeci, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sanatın ortaya çıkış kaynağı, Yaratan’dır. Yani san-i hakikî Cenab-ı Hak’tır. İnsan, dünyaya gözünü açtıktan sonra çevresinde gördüğü tabiatın, güzelliğin, olayların peşinden giderek, kendine göre yorumlar yaparak ortaya sanat eserleri koymuştur. Ama ilham kaynağı ilahidir.”

İhtilaflarımızda ahiretçi, ittifaklarımızda dünyacıyız

Muradiye Vakfı’ndan konuşmacı olan Kadir Seçmeler, “Dünyevileşmeye Karşı Ahlaki Onarım” başlığı çerçevesinde, bu konunun Müslümanları ilgilendiren en önemli konulardan olduğunu; hayatı ihtiyaçlarımıza göre mi yoksa isteklerimize, Kur’anî tabirle heva ve heveslerimize göre mi yaşayacağız, sorusunun cevabının itikadımızı, ibadetimizi, istikametimizi ve ahlakımızı belirleyeceğini ifade ederek şunları kaydetti: “Modern zamanlarda üç şeyin karşılığını kavramsal olarak bulamadık; para, kadın ve makam. Yani servet, şehvet ve şöhret. Çünkü bu üç mesele, ümmetin bu denli iç içe, burun buruna daha önce tecrübe etmediği problemlerdir. Şöyle ki medeniyet tarihimizde bu üç yıkıcı olgu, isim değiştirerek, normalleştirilerek, sıradanlaştırılarak karşımıza bu denli hiçbir zaman çıkmamıştı. Şöhret, karizma olarak; servet, idealize edilerek; şehvet, özgür bireysel tercihler olarak sunulmamıştı hiç bu kadar. Sekülerleşme sürecinin bize dayattığı en büyük problem, dinin karşılığını hayatta bulmakta zorlanmak, hayatın karşılığını dinde bulamamaktır. Kitaba uymak ile kitabına uydurmak arasında yaman çelişki var. İtikat ve muamelat arasında yaman bir çelişki var. Maalesef sekülerleşme ile kitabına uydurma modasına hepimiz alıştık.”

İmanın ve imkânın oluş sırrının, yaşadığımız imtihanların ana rahminde, medeniyetimizde gizli olduğuna dikkat çeken Seçmeler, konuyla alakalı olarak Yunus Sûresi’nin şu mealdeki 7-8. ayetlerini verdi: “Muhakkak ki bize kavuşacaklarını ummayanlar, dünya hayatıyla yetinip ona bağlananlar ve (bunca) ayetlerimizden habersiz olanlar (var ya); işte onların, kazandıkları yüzünden varacakları yer, ateştir.” Ayrıca İsra Sûresi’nin şu mealdeki 19. ayetini de verdi: “Kim de mü’min olarak ahireti diler ve bunun için gereği gibi çalışırsa; işte onların çalışmaları (Allah katında) makbul olur.” Ve sonrasında şu noktaya değindi: “Niyetimiz, önceliklerimizi tayin edecek. Maalesef ihtilaflarımızda hepimiz ahiretçi, ittifaklarımızda ise sonuna kadar dünyacı ve dünyalıyız. Tarihin derinliklerinde kalan ihtilaflarımızı güncellemekten vazgeçip, ittifaklarımızı günümüze taşımalıyız. Tarih muhasebesini, tarihe ceza kesmek olarak kullanmaktan vazgeçmeliyiz. Tarihe tapınmaktan da vazgeçmeliyiz. İmanımız, bizi, her devirde yaşanılabilen bir İslam ortak paydasında buluşmaya mecbur eder.”

Keşke kurtarılacak Kudüs sadece bir tane olsaydı

Avukat Fevzi Konaç, kendisine tevdi edilen “Kayseri’de Toplumsal Çözülme Örnekleri” başlığı altında, daha önce farklı programlarda ister istemez Müslümanların canlarını acıtıcı örnekler verdiğini ve şimdi onların bir benzerini de burada sunacağının altını çizerek şöyle konuştu: “Bundan önceki programlarda aileyi, gençliği, nereye gidiyoruz’u birçok kere konuştuk. Ama benim canımı en çok yakan nokta şudur: Kayseri, geçmişte pek çok bedeller ödeyerek, sıkıntılar yaşadığı halde şimdi paramparça olarak öyle bir hale geldi ki artık bütün camiaların kurtaracağı başka bir Kudüs’ü, anlatacağı bir başka İslam’ı, insanlara sunacağı başka bir din algısı sanki ortaya çıkmış gibi. Kudüs gibi olmazsa olmazımız olan bir konuda bile artık insanların kolay kolay bir araya gelemediği vakıası var ortada. Bu özeleştiriyi yapmamız lazım. Kendi kendime dedim ki, ‘Keşke kurtarılacak Kudüs sadece bir tane olsaydı da hepimiz o Kudüs’ü kurtarmak üzere bir araya kolayca gelebilseydik!’ Falan vakfın Kudüs’ü farklı, falan derneğinki farklı, falan camianınki daha farklı. O kadar çok kurtarılacak Kudüs var ki artık Müslümanlar, bütün enerjilerini bu kurtarılacak konularla ilgili olarak bir noktaya sarf edemez oldular. Bu dağınıklıktan da rahmet ve bereket sanki bu şehirde artık doğmaz hale geldi.”

Bazı suçlarla ilgili basına yansımayan, insanların gündemine gelmeyen olaylarla ilgili adliyenin içerisinde müthiş infiallerle bire bir muhatap olduklarına vurgu yapan Konaç, İslamî hayata ve düşünceye etki edebilecek noktada yapılacak birçok özeleştirinin kaçırıldığını söyledi. Yaptığı konuşmanın, belki bu işin bir ucundan tutmanın fırsatı olarak algılanmasını, görülmesini istedi.

Toplum dindarlaştı ama Müslümanlaşmadı

İlim Hikmet Vakfı’nın mütevelli heyetinden Mustafa Doğu, “Modernizmin Yerel Tahribatı ve Sivil Direniş” konu başlığı üzerine konuşarak, modernizmin tahribat yapıcı bir özelliğe sahip olduğunu, bu anlamda da bir yaşam tarzı olarak karşımıza çıktığını hatırlattıktan sonra şunlara değindi: “Tarih boyunca, toplumların değişimlerinin neler üzerinden geliştiği üzerinde çok tartışmalar yapılmıştır. Bizim medeniyetimizin, bilimsel anlamda sosyolojinin kurucu mimarı olarak bildiğimiz İbn Haldun, toplumsal değişmelerde en önemli etkenlerin coğrafi şartlar ve iklim olduğunu bildiriyor. Dolayısıyla bunun üzerine, daha sonra gelen sosyologlar, coğrafi şartlardan iklime, ekonomiye, dinlere, ideolojilere, tarımdan sanayiye, kültürden sanata kadar birçok şeyin toplumsal değişimler üzerinde etken unsurlar olduğunu bildiriyorlar.

Bir de toplumsal değişimlerin nasıl gerçekleştiği önemli. Yani bu talep nereden gelmeli? Karizmatik bir lider yapısına sahip ülkelerde, genellikle toplumsal değişmenin yukarıdan aşağıya doğru; daha demokratik kurumsal yapıları oluşmuş ülkelerde ise değişimin tabandan yukarıya doğru gerçekleştiğine dair de birtakım tespitlerin olduğunu görüyoruz.”

Toplumun dindarlaştığını ama Müslümanlaşmadığını söyleyen Doğu, din diye dayatılmaya çalışılan sentezci bir anlayışın hayatımıza hâkim kılındığı insanlar haline dönüştürüldüğümüze vurgu yaparak konuşmasını şöyle devam ettirdi: “Bugün, namaz kılan, kıldığı namazın kendisini birçok fahşadan, münkerattan alıkoyması gereken insanlar, bankalarda kredi kuyruğuna giriyorsa bu, Müslümanlaşma değil, dindarlaşmadır. Bugün, her zamankinden daha fazla umreye ve hacca giden insanlar varsa; bugün her zamankinden daha fazla televizyonlarda dinî programlar gerçekleştiriliyorsa bunlardan, bizlerin daha fazla Müslümanlaştığımızı değil, bize yeni bir din dayatılmasının amaçlandığını anlamamız lazım. Yani modernizm, bize yeni bir din dayatıyor. Böylece bizim asli algılarımızı, düşüncelerimizi değiştiriyor.”

Konuşmacıların hepsi de birbirinden farklı ve önemli konularla hazirûnu bilgilendirdi. Kayseri tarihine, oldukça mühim bir faaliyet olarak kaydedilmesi gereken bu sempozyumun sunumlarının kitaplaştırılarak ilgililerine sunulması haberi de ayrı bir güzellik oldu.

Niyazımız odur ki hayatın debdebesinden, hayhuyundan sıyrılarak ortaya konulan, dikkatlere sunulan böylesi çabalar çoğalarak artsın ve insanlarımıza zaman zaman ama arayı çok açmaksızın, “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” denilsin. Teşekkür ediyoruz İlim Hikmet Vakfı’na, teşekkür ediyoruz sunum yapan şahısların hepsine…

 

Fatih Pala

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2018, 12:06
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20