Modernizm dindarlık pratiklerini sınırlandırdı

Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün, geçtiğimiz günlerde Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’nde her ay düzenlediği konferanslarının sonuncusunu gerçekleştirdi. Konferansın konusu ‘Muhafazakârlık ve Dindarlık İlişkisi’ydi. Abdullah Said Can yazdı.

Modernizm dindarlık pratiklerini sınırlandırdı

 

 

Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün, geçtiğimiz günlerde Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’nde her ay düzenlediği konferanslarının sonuncusunu gerçekleştirdi. Konferansın konusu ‘Muhafazakârlık ve Dindarlık İlişkisi’ydi fakat Öğün bu başlığı “Muhafazakârlaşma ile Dindarlaşma Arasındaki İlişkileri Gözden Geçirme” olarak da anlayabileceğimizi ifade etti.

Konuşmacı öncelikle bu iki kavramın birbirine yakın olduğunu ve aralarında birçok kesişim noktası bulunduğunu söylüyor. Öğün’e göre bunun temel sebebi, içinde yaşadığımız toplumun bireyleri olarak bizlerin kendi dillerimize yabancılaşmamızdır. Bunun sonucunda ise ortaya kavram karmaşası çıkıyor. Buradan hareketle özellikle Türkiye’de halk arasında muhafazakârlık ile dindarlık arasında bir fark görülmüyor.

Öğün asıl konuya girmeden evvel dil hususu üzerinde biraz durma gereği duyuyor ve şunları ifade ediyor: “Türkiye’de dil çok çorak, bitik bir alan. Ve bizler hala bunun nelere sebep olabileceğinin dahi fark etmiyoruz. Bu durumun ağır maliyetleri olmaktadır. Bizler bunun maliyetlerini bu zamana kadar fazlasıyla ödedik ve ödemeye de devam ediyoruz. Bir başka açıdan ise, bu toplumun bireylerinin birbirlerine karşı bu denli saldırgan bir dille konuşuyor olmasının sebebi de dilsizliktir. Diller fikir mütalaalarında esneklik, rahatlık sağlar.” Öğün’e göre dillerin zayıf olduğu toplumlarda, bu tür tartışmalar çoğunlukla çatışma ile sonuçlanır, çünkü yanlış anlaşılmalar ve çoğunlukla anlaşılamamalar çok yaygındır.

Muhafakârlık: Devrim karşıtlığı

Süleyman Seyfi Öğün konuşmasına muhafazakârlığı açıkladı ve şu şekilde devam etti konuşmasına: “Kavramın kökeni -literatürde geçtiği üzere- muhafaza etmekten geliyor. Buna göre insanlar belli durumlarda sahip oldukları bazı olguları, değerleri, tarihi mirasları ve tecrübeleri muhafaza ederler. Bu anlamıyla muhafazakârlar belli durumlarda tehdit olarak gördüğü durumlara karşı muhafaza etme gereği duyarlar. Muhafazakârlık kabaca bir şeylerin kaybolmasına, elden gitmesine karşı alınan tutumun adıdır.”

Öğün kavramın tanımını yaptıktan sonra bunu zamanda ve mekânda söz konusu olan yere oturtmamız gerektiğini belirtiyor. Konuşmacıya göre bu husus son derece önemli çünkü bir takım insani tasavvurlar neticesinde ortaya çıkan kavramların yaşadığımız hayatta bir karşılığının olmaması, bunları gerçeklik dışı kılar. Muhafazakârlığın tarihsel oluşumu ise birçok ideolojide olduğu gibi çok yakın tarihlere rast geliyor.

Fransız Devrimi sonucu ortaya çıkan bu kavram, devrimin yukarıda bahsettiğimiz o bütün unsurları katletmesi, ortadan kaldırması sonucu kendi içersinde anlam kazanıyor. Öğün’e göre Fransız Devrimi olmasaydı ve bundan da önemlisi, eğer kapitalizm olmasaydı, bugün muhafazakârlıktan söz edemeyecektik.

Öğün bir tasnif yaparak muhafazakârlığı iki bölüme ayırdı.. Buna göre “siyasal muhafazakârlık”, kapitalizmin fikirsel alt yapısını oluştururken; entelektüel muhafazakârlık, kapitalizmden duyulan tepkiyi ifade etmektedir. Öğün, muhafazakârlık hakkındaki sözlerini şu şekilde noktaladı: “Muhafazakârlık, bir ideoloji olarak çok kötü durumdadır. Bunun sebebi ise, ideolojinin devamlı olarak kendi kendisini speküle etme zorunluluğundan kaynaklanmaktadır. Bunu bugün yapamazsa tarihe bakarak yapacaktır. Fakat entelektüel muhafazakârlık, bir değer yargısı üzerinden hareket ederek doğru bir yaklaşımla kapitalizmin, modernizmin bizlerden bir şeyler götürdüğünü ifade etmektedir.” Öğün’e göre siyasal muhafazakâr tavırlar çok iyi konumda bulunmasalar da, bu yaklaşım insanların bazı değişim ve dönüşümlere karşı bilinçli olmalarını sağlamaktadır.

Modernizm: Dindarlaşmanın farklı bir yorumu

Süleyman Seyfi Öğün, sözlerine muhafazakârlığın dindarlaşma ile olan ilişkisinden bahsederek devam etti konuşmasına. Öğün’e göre tarih içersinde sık sık dindarlaşma eğilimleri olmuştur. Metafiziğin fizik ile olan ilişkisinden başlar bu durum ki, insanoğlu yağmurun yağdığını görür ve bir “yağmur tanrısı”nın olduğuna inanır, Yunus’un, ‘Bana seni gerek seni!’ ifadesine kadar devam eder. Konuşmacıya göre günümüzdeki dindarlaşma eğilimi, sanıldığının aksine modernizmin insanları dinsizleştirmesinden ileri gelmez. Öğün bunun başlı başına bir dindarlık tanımı olduğunu ifade ederek, bu yaşadığımız dindarlık tecrübelerinin, tarihte eşi benzeri görülmemiş tecrübelerden oluştuğunu ifade ederek şöyle devam etti:

“Muhafazakârlığın modernizm temelli yaklaşımları ile bugünün dindarlaşmasına olanak sağlayan fenomenler esas itibariyle aynı damardan beslenmekteler. Bu açıdan bakıldığında bugün dindar olup da muhafazakâr olmayan bir insanı bulmanız oldukça güçtür. Modernleşmenin içerisinde bugün çok farklı yaklaşımlarda dindarlık hallerinin olduğunu inkâr edemeyiz. Bu çoğullaşma, çoğulculaşma eski hayat tarzlarına alternatif getirerek dindarlaşma yorumlarını geliştirdi, fakat bununla beraber dindarlığın pratiklerinde budamalar yaptı. Çünkü bugünün modern iş hayatı eski, kadim dindarlık hallerine müsaade etmek istemedi. Bu hayatlar içerisinde üretim yapmanın, mesai yapmanın önemi, o dindarlığın pratiklerine sınır koydu.”

Öğün burada aynı sınırların, değişimlerin muhafazakârlığı da ortaya çıkarttığını belirtti ve bu iki olgunun zaman içerisinde birbirlerinin ortak noktalarını bularak yakın ilişkiler içerisine girdiğini ifade ederek sözlerine son verdi.

 

Abdullah Said Can yazdı

Güncelleme Tarihi: 07 Şubat 2014, 15:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13