Modern sanat afyon üzerine şekillenir

Süleyman Seyfi Öğün, son söyleşisinde önemli bir sorunun cevabını aradı: “Sanatı, kapitalizmin ve modernizmin ürünleştirdiği haliyle mi konuşacağız, yoksa onun bu dünyada nerede durduğuna bakarak mı bunu konuşacağız?”

Modern sanat afyon üzerine şekillenir

 

Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün’ün, 20 Nisan Cumartesi günü Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’nde rutin olarak gerçekleştirdiği konferanslarından sonuncusuna gittik. Sizler için aldığımız notları derledik, istifadenize sunuyoruz.

Toplum mühendisliği, modern düşünce tarihinde çok önemli bir yeri kapsıyor

Süleyman Seyfi Öğün bu son konferansında melezlenme kavramı ve kavramsallaştırılması üzerinde durdu. Konu dâhilinde popülerleşme, popüler kültürün oluşumu ve gelişimi hakkındaki fikirlerini ve yaklaşımlarını dile getirdi. Öğün, melezlenme kavramının kökeninin zıraat ve genetik mühendisliğiyle alakalı olduğunu belirtiyor ve konu dâhilinde bu kavramın artık ‘insan’ için de kullanıldığını ve gittikçe de olağanlaştırıldığını belirtiyor. Ardından şu şekilde devam ediyor sözlerine: “Melez güzeldir. Gerçekten de, dünya üzerinde yakıcı duyguları anlatmak için melez tipler seçiliyor. Bu melez güzellemesinin nereden doğduğunu ve nasıl geliştiğini biraz anlatmaya çalışalım. Öncelikle buna itirazım olduğunu söylemeliyim, çünkü bir insan için melez kavramının kullanılmasını ve tabi ki olağanlaştırılmasını yakıştıramıyorum. Ayrıca ‘modernleşme’ olarak kavramsallaştırdığımız olgu olan, popüler kültürün ve mühendisliğin, ayrıca kapitalizm ve mühendisliğin ciddi bir ilişkisi olduğunu görüyorum.

Bu mühendislik meselesinin ne kadar önemli olduğunu, siyasal mühendisliğe ve toplum mühendisliğine bakarak biraz anlıyoruz. Toplumu kendi halinde bırakmayan, doğal gelişimine müdahale eden toplum mühendisliği, modern düşünce tarihinde çok önemli bir yeri kapsıyor. Anglosakson tarih, modern, Fransa ve Alman tarihi deyince aklımıza mühendislik tarihi gelir. Masum mühendislik, mühendislik olarak kalan mühendisliktir fakat başka yerlere sirayet ettiğinde bu problemli olarak düşünülüyor. Özellikle siyasi arenada bunun örnekleri çokça vardır.”l

‘Öz mü biçimden önemlidir, biçim mi özü tamamlar?’

Konuşmacı sözlerine devam ederken, mühendisliğin insan hayatına ciddi şekilde karıştığını ve müdahale ettiğini söylüyor ve bunun kaçınılmaz bir son olduğunu belirtiyor. Konunun bu kısmına kısa bir ara vererek konuşmasına başka bir açıdan bakarak devam ediyor:

“İnsanlar arasında sıkça tartışılan bir diğer konu da öz-biçim ilişkisidir. ‘Öz mü biçimden önemlidir, biçim mi özü tamamlar’ soruları bu zamana kadar çokça konuşulmuştur. Tarihte belli bir birikim sürecinden bahsedebiliyoruz. Tarih, birikim ve deneyimin bileşimi olarak doğuyor fakat bu birikimden bir öz çıkarmak sizin tasarrufunuzdadır. Siz bu birikimlerden bir özcülük yapabilir veya yapmayabilirsiniz. Benim kişisel görüşüm bu tür olgulara bir öz kazandırma gayretinden vazgeçilmesi yönündedir. Aslında bahsettiğimiz bu tür olgularda öz diye bir şey yoktur. Üzerine kafa yorduğumuz şey deneyimler ve birikimlerdir. İnsanlar da devraldıkları bir tarihsel birikimi belli ilişkiler üzerinden belli deneyimlere açarlar ve yeni ilişkiler kazanırlar. Dolayısıyla bir şeylerin bir şeylerle hemhal olması bu durumun tabiatında var. Yani tarihte hiçbir şey saf kalmıyor.”

Süleyman Seyfi Öğün, konuşmasının başında bahsettiği başlıklardan biri olan melezlenme ile bir bağlantı kuruyor ve melezlenmenin kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Ardından da şunları kaydediyor: “Melezlenme bir mühendislik meselesi ise kendi halindeki durumların dışına çıkar. Örneğin, at ile eşek bir yerde çiftleşip katırı doğurabilir fakat bu durum pek yaygın bir sonuç olmaz. Kültürel durumlarda benzeri münasebetler meydana geliyor ve farklı birikimler farklı tecrübelere açılıyor. Ben ‘hemhal olma’ kavramını, bu durumu en güzel açıklayan tabir olarak görüyorum.

Eğer bu hemhal olma süreçleri uzun zamanlara yayılıyorsa ve üzerlerinde herhangi bir mühendislik tasarrufta bulunulmuyorsa; uzun zamanlı demlenmenin ve damıtılmanın konusu oluyorsa bu tarihsel tecrübeyi sorunsuz kılar. Üstelik bu oluşumlar gayet barışçıl yollarla gerçekleşir. Osmanlı kültürü ile biz bunu ciddi şekilde tecrübe ettik. Hangi kesitinden bakarsak bakalım, velev ki yerel şehir kültürü olsun bu, Osmanlı kültüründe hiçbir şeyi saf göremezsiniz. Herşey başka şeylerle hemhal olarak birikimleri bir yerlere taşımıştır. Mesela Osmanlı musiki için Hüseyin Sadettin Arel, ‘bu bizim öz musikimizdir.’ diyordu ve buna çok bilimsel kanıtlar da sunuyordu fakat pekâlâ bu toprakların Yahudisi de, Rumu da, Ermenisi de o müzikte kendi kulağının meşrebini buluyordu.”

Mühendislik kendi halindeki bahçelere müdahale etti

Süleyman Seyfi Öğün, daha sonra mühendisliğin tarihteki rolüne geliyor ve konunun odak noktasını açıklamaya başlıyor. Ona göre mühendislik tarihin gelişiminde en önemli yapı taşlarından bir tanesi: “Mühendisliğin kendi halinde yaşayan bahçelere müdahale etmesi verim meselesiyle alakalıdır. Yani bekleyemezsiniz ki bir ağacın mevsimi gelsin de siz ondan meyve alasınız. Toprağa kimya katacaksınız, ona göre kimyasal tarım geliştireceksiniz. Üstekil buna estetik de katabilir ve göze güzel görünmesi için onu farklı şekil ve tiplere de büründürebilirsiniz. Bu durum modernleşme ile yaygınlaştı ve kapitalizm bu tür mühendislik müdahalelerle tabiata bir ürün, bir mal vasfı yükledi.

Süleyman Seyfi Öğünİşte burada karşımıza şöyle bir ayrım çıkıyor: Biz az evvel konuştuğumuz sanatı, kapitalizmin ve modernizmin ürünleştirdiği haliyle mi konuşacağız, yoksa onun bu dünyada nerede durduğuna bakarak mı bunu konuşacağız. Genelde de ikincisi yapılmaz. Sanatçılar ilk seçenek üzerinden içi boş tartışmalar ortaya atarlar. Örneğin birçok kimse Fazıl Say’ın nasıl piyano çaldığını bilmez ama onun üzerinden uzun sanat yorumları anlatabilir. Üstelik bu sınıfa kendini sanat erbabı olarak tanıtan kimseler de dâhil olur.

Modern sanat afyon üzerine şekillenir, çünkü kapitalizm modern sanatı ürünleştirerek insana sunarken onu bir afyon gibi pazarlar ve insanların yaşamaktan rahatsız olduğu hayatı unutmalarını sağlar. Bir bakıma sinemanın, müziğin, edebiyatın rolü bu durum üzerine şekillenir. Amerikanın ‘best seller’ listesi, edebi ve sanatsal içerikten ziyade bu afyonu nasıl kullanıp insanlara nasıl kabul ettirdiği ile ilgilidir. Bu düşünce insanların en güzel çağlarını elinden alan, onları belli kalıplara sokan ve insanları özgürleştirdiğini vaad ederek aslında onların alacakları eğitimi dahi kendi belirleyen buyurgan bir yapıdan ibarettir.”

Öğün, bu meselenin giderek daha da endüstrinin ve mühendisliğin konusu haline geldiğini söylüyor. Melezlenmenin ve popüler kültürün ürün çeşililiğinden başka bir şey olmadığını belirtiyor konuşmacı: “Kapitalizm, pazarını oluştururken insan ihtiyaçlarının dışına çıkarak bu tür kültürel olguları da ürünleştirdi ve devamlı olarak farklı farklı paketlemeye başladı. Melezlenme ve bu tür müdahaleci mühendislik, kültürel unsurlardan tutun da her türlü sanatsal faaliyeti ürünleştirdi, paketledi ve tüketimimiz için önümüze sundu. Bize ise nefislerimizi tatmin etmenin dışında yapacak bir şey kalmadı.”

 

Abdullah Said Can haber verdi

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2013, 15:50
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13