Modern Avrupa fikri nasıl oluştu?

Geçtimiz günlerde İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde 'Modern Avrupa’nın Oluşumu' paneli düzenlendi. Panele tarihçi Kemal Kahraman, sosyolog Lütfi Sunar ve siyaset bilimci Halil İbrahim Yenigün konuşmacı olarak katıldı. Abdullah Said Can yazdı.

Modern Avrupa fikri nasıl oluştu?

 

 

Geçtimiz günlerde İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde “Modern Avrupa’nın Oluşumu" paneli düzenlendi. Genç Gönüllüler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kulübü’nün düzenlediği panele tarihçi Kemal Kahraman, sosyolog Lütfi Sunar ve siyaset bilimci Halil İbrahim Yenigün konuşmacı olarak katıldı.

Bugün içinde yaşamış olduğumuz dünya, belli fikir ekollerinin manipülasyonları doğrultusunda şekillendirilmiş durumda. Dünyanın birçok bölgesinde bazı meseleler, özellikle bu hususi ifadeler ve yaklaşımlar doğrultusunda uzun uzun tartışılıyor ve anlaşılmaya çalışılıyor. Haberimize konu edindiğimiz panelin konusu; bugünün dünyasının içinde bulunmuş olduğu bu tür fikirsel çarpışmaların bir tezahürü olarak ortaya çıktı. Benzeri tartışmalardan da anlayabiliyoruz ki, aslında üzerine ciddi anlamda kafa yorduğumuz birçok konu pek de rastlantı ürünü değil. Her birinin belli bir sistematiği var ve bu sistematikler bu tür meselelerle ilgilenenleri bir şekilde kendisine çekiyor. Öyle ki artık sosyal bilimlerden pozitif bilimlere, İslâmi ilimlerden en temel düşünme yöntemlerine kadar, bu sahalarda çalışma yapan herkes bu konulara bir şekilde uğrama, buradaki gerekli sorgulamaları yapma, halen cevabı tam olarak verilememiş sorulara cevap bulmak zorunda.

“Avrupa fikri”nin tezahür etmiş olduğu en belirgin alan sosyal bilimlerdir

İşte “Modern Avrupa’nın Oluşumu Paneli”, yukarıda kısaca izah etmeye çalıştığımız kaygı üzerine düzenlendi. Alanında önemli çalışmalara imza atmış olan katılımcılar konuyu birçok boyutuyla irdelemeye ve açıklamaya çalıştı. Katılım az olsa da salonda bulunanların sormuş olduğu sorular meseleyi daha da genişletti ve kimi zaman konu çok daha farklı mecralara taşındı. “Avrupa fikri” tarihi, sosyolojik, siyasi ve felsefi bakımdan ele alındı; bugün eserleri üzerinde uzun uzun kafa yorduğumuz yazarlar kimi zaman eleştirel, kimi zamansa destekleyici fikirlerle yorumlandı. “Avrupa fikri”nin tezahür etmiş olduğu en belirgin alanın sosyal bilimler olduğu tartışılmaz bir gerçek iken, bu panel vesilesi ile fark etmiş olduk ki, sosyal bilimlerden de başlayarak hayatın her alanına yayılan “Avrupa fikri’, okumaya merakı olan insanların üzerine kafa yormak zorunda olduğu bir konu.

Öyle ki ulus-devletin oluşumundan kimlik arayışlarına, yakın siyasi tarihten felsefenin gelişimine kadar yayılan fikirler, sadece akademik ve entelektüel düzlemle sınırlı kalmamış. Konuşmacıların sunumlarından açıkça görülüyor ki, düşünürler ve filozoflar tarafından ortaya atılan fikirler bir yandan aydınlarca tartışılırken, diğer bir yandan da uluslararası aktörler tarafından dünyanın dört bir yanına yayılmış ve bu bir çeşit algı yönetimi metodu olarak kullanılmış. Konuşmacılardan Lütfi Sunar’ın izah ettiği “ötekileştirme” yaklaşımı bunu en iyi açıklayan ifade. Sunar’a göre modern Avrupa, kendisinin ne olduğunu tanımlarken aslında, ne olmadığını tanımladı. Buradan hareketle hiç de kendisine ait olmayan bir tarihi birikimi önce gasp etti. Daha sonra bu birikimi teknik yöntemleri kullanarak kırptı, biçti ve istediği formata soktu. Ardından buna belli bir medeniyet anlamı yükledi ve kendince bunun dışında tuttuğu geri kalan herkesi barbar, geri kalmış olarak açıkladı.

Devletten destek alan kurumlar, işlevlerini tam olarak yerine getiremezler

Lütfi Sunar’ın burada vurgulamaya çalıştığı nokta, daha sonra Kemal Kahraman’ın çizmeye çalıştığı tarihsel çerçevede de kolaylıkla anlaşılabildi. Kahraman’ın incelikle oluşturduğu kronolojik açıklama aydınlanma ve Avrupa fikirlerinin oluşturulmasında Sunar’ın ifadeleri ile büyük ölçüde örtüştü. Bizler bu sayede daha kolay idrak edebildik ki, İslâm dünyasının fikirden sanata, ilimden siyasete kadar birçok konuda zirveyi temsil ettiği dönemlerde Avrupa’daki kıpırdanmalar, sistematik olarak oluşturuluyordu. Bu kıpırdanmaların olgunlaşması elbette uzun yıllar aldı fakat bu fikirler üzerine yazan yazarlar, bu günün dünyasını şekillendirmede öncü oldu. Kemal Kahraman’ın vermiş olduğu kronolojide açıkça görülüyor ki olaylar, yazılan eserler ve ortaya atılan fikirler tesadüfî olarak gelişmedi. Düşünürlerin tamamı büyük ölçüde birbirlerini destekleyen ve birinin bıraktığı yerden diğeri devam ederek yollarına devam etti.

Halil İbrahim Yenigün’ün felsefi düzlemde tartıştığı “Avrupa fikri”, oluşum sürecinde ulusçuluk ve ulus-devlet projelerinden büyük ölçüde faydalandı. Buna göre feodalizmin son saflarının yaşandığı dönemlerde Avrupa’da ortaya çıkan yeni aktörler, kendi bekaları için yeni bir form olarak ulus-devletleri oluşturdu. Kendi bekaları için bu yöntemi kullanırken, aynı yöntem ile büyük bir sömürgecilik yarılışına girdi. Bugün dünyada tartışılmaz tek devlet biçiminin ulus-devlet olması, istisnalar haricinde iktidarını meşrulaştırmak isteyen her yönetimin, kendi iradesinin halktan geldiğini vurgulaması bunun bir sonucudur. Halil İbrahim Yenigün, konuyu biraz farklı bir mecraya taşıyarak ulus-devletin sivil hayatı nasıl kontrol ettiğini ve buralara olabildiğince müdahale ederek kendisine meşruiyet atfeden halkı, nasıl istediği formata soktuğu ifade etti. Bunu açıklarken bugün vakıf ve derneklerin toplumlardaki konumlarına dikkat çeken Yenigün, devletlerden destek alarak bu tür kurumların işlevlerini tam olarak yerine getiremeyeceğini ve sivil toplumun bir parçası olamayacağını açıkladı.

 

Abdullah Said Can yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Mart 2014, 17:13
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13