Mimaride insani, İslami ve yerel çözümler üretti

İsmail Erdoğan, geçtiğimiz günlerde Turgut Cansever üzerine konuştu. Sümeyra Cevahiroğlu etkinlikten notlarını aktarıyor.

Mimaride insani, İslami ve yerel çözümler üretti

Neyzendi, ressamdı ve mimardı. Hem sanatçı hem düşünürdü. Rengin, sesin, taşın üzerine düşünürdü, ahengin üzerine... Bilhassa hakikatin üzerine. Düşünce onda düşlenirdi. Dile gelirdi. Dile geldiği gibi okunurdu. Tecessüm ederdi, rengin, sesin, taşın üzerine... Önce tasavvur, sonra tasvirdi ilkesi, düsturu... Düşünmek, düşünmek düşünmek... Düşüncenin hakkını verebilmek. Düşlemenin. Ve dahi sanatın. Dahası güzelliğin. Biliyordu çünkü. İnsanın dünyaya gönderilme vazifesinin farkındaydı. Dünyayı güzelleştirme görevinin. O zaman bildikleriyle amel etmeliydi. Çünkü onun sıkça ifade ettiği bir hakikat vardı. ‘Allah, ancak ilimleriyle amel edenlere hakiki bilgiyi ihsan eder.’

Kimden bahsediyorum? Turgut Cansever'den . Nam-ı diğer 'Bilge Mimar’dan. Kul insandan. Kul olabilmiş insandan. 11 Ocak Pazartesi günü, İstanbul Tasarım Merkezi'nde İsmail Erdoğan, Turgut Cansever'i anlattı. Defterime ve gönlüme notlar düştüm. Tevazu kelimesinin Cansever’i en iyi tanımlayacak kavramlardan biri olduğunu ifade etti Erdoğan. Adalet, tevazu, sadelik, fanilik, mahremiyet, hürmet, emanet bilinci... Cansever’in zihin dünyasını ve mimarlığının ilkelerini bu yüce değerler oluşturmuştur. Güzeli gören ve güzele doğru giden bir mimar. İnsana verilmiş hilafet görevinin farkına varmış bir mimar. ‘Kalk ve uyar!' Kalkan ve kaldıran. Hareket eden ve harekete geçiren bir mimar! Düşünen ve düşündüren bir mimar! Kul olmuş bir mimar.

Mimaride insani, İslami ve yerel çözümler üretti

Peki sanatını, ahlakını, düşünce dünyasını ve felsefesini hangi dünyadan beslemişti Cansever? Kuru bir ruhla yapılan her eser unutulmaya, yıkılmaya mahkumdu. O halde onun ruhunu diri tutan kaynak ne idi? Cansever’in doğup büyüdüğü ortamı, Osmanlı medeniyetinin son temsilcisi diyebileceğimiz insanların oluşturduğunu ifade etti Erdoğan. Böyle bir zeminde şahsiyetinin şekillenmeye başladığını ve daha 16-17 yaşlarında babasının arkadaşı olan Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsir kitabının ilk cildini okuma fırsatını yakaladığına değindi. Değerler kaynağını Kur'an’dan alan bir insanın, vücuda getirdiği eserler de kuşkusuz insani olacaktı. Hayatın bütün katmanlarında karşılaştığı sorunlarda da ölçüsü insandı.

Probleme yaklaşma ve çözme biçimimiz, bizlerin hangi medeniyete ait olduğunun bir işaretidir” dedi İsmail Erdoğan. Ve Cansever’in Demir Evleri projesinin yapılma aşamasında, ormana Afrika çekirgelerinin musallat olmasıyla, çekirgelerden kurtulmak için verdiği çözümü örnek olarak gösterdi. Cansever, deniz ve ormanın zarar görmemesi için insani, İslami ve yerel bir çözüm üretmiştir. Çekirgelerin bulunduğu ormanı ilaçlamaktansa, bir kamyon dolusu tavuk getirterek ve tavukları ormana salarak problemi ortadan kaldırmıştır.

İşte, niyetiniz neyse amelinize de o yansıyor. Niyetleriniz hangi ilkelere dayanıyorsa ameliniz de o kadar güzel oluyor. Mahiyet ne kadar kuvvetli ise biçim de o kadar kudretli oluyor. Sirette ne varsa surete de ancak o kadarı yansıyabiliyor. Dünyaya bakışımızın, eşyaya bakışımızı da şekillendirdiğini ifade etti Erdoğan. Suyu, havayı, yeşili, Allah’ın yarattığı her şeyi kutsal kabul etmiş olan Cansever'in mimarisi de kutsalını yitirmemiştir.

Kimi mimarlar size cennetten fragmanlar sunar

Varlığın kendisine saygı göstermiştir. Yani tabiata. Yani insana. İnsanın tabiatla ilişkisine. İnsanın insanla ilişkisine. Yapının çevreyle ilişkisine. Ayırmamıştır hiçbirini birbirinden. Bütünleştirmiştir. Birleştirmiştir. Çokluktan birliğe ulaştırmıştır. Tek bir noktada toplamıştır. Nokta. Nokta, varlığın özeti. Turgut Cansever’in, mimarlığı, varlığın bütün alanlarını kapsayan bir disiplin olarak tanımladığını söyledi Erdoğan. Hayatın bütün katmanlarında nefes alan, nefes aldıran bir mimarlık anlayışına sahipti Cansever.

Kimi mimarlar üzerinizde tahakküm kuran zindanlar inşa eder, kimileri de size cennetten fragmanlar sunar. Kimileri dağların zirvelerinden alçalarak konuşurlar; soğuk, donuk ve sisli... Kimileri de deniz seviyesinden yükselerek konuşurlar, sıcak, parlak ve aydınlık... Kimileri neon ışıklarına taliptir, kimileri kurretülayna... Hülasa, birileri vardır. Birileri daha fazla vardır.

Şimdi Sezai Karakoç’un o müthiş dizesine sığınma vakti: “şükür ki insandan insana fark var” O halde, şükür ki mimardan mimara fark var.

 

Sümeyra Cevahiroğlu notlarını aktardı

Güncelleme Tarihi: 21 Ocak 2016, 14:06
YORUM EKLE

banner19