Milliyetçilik bizi daha da yalnızlaştırıyor

28 Kasım Cumartesi günü Bilim Sanat Vakfı’na Balkan Konuşmaları dahilinde konuk olan Dukagjin Gorani, Arnavutlar'ın Zihinsel Çıkmazı isimli bir konuşma yaptı. M. Murtaza Özeren etkinliği takip etti.

Milliyetçilik bizi daha da yalnızlaştırıyor

28 Kasım Cumartesi günü Bilim Sanat Vakfı’na Balkan Konuşmaları dahilinde konuk olan Dukagjin Gorani, Arnavutlar'ın Doğu mirasını temellük etme ile Batının vadettiklerine kapılma arasında kaldığı açmazı, kendi ailesinin yaşadığı tanıklıktan yola çıkarak, ufuk açıcı bir şekilde anlattı.

Gorani, konuşmasına aile bireylerinin Arnavut tarihinin neresinde yer aldıklarını konumlandırarak başladı: “Babaannem Türkçe konuşurdu, onun için Arnavutça yedek bir dil gibiydi. Babam, ilk gençliğinde yedi sene 16-23 yaşları arasında sosyalist hükümet tarafından, bir gençlik yapılanmasında bulunduğu için hapis yattı. Babam ve nesli ise Arnavutçayı mutlak dil olarak benimsediler. Ben ve neslime ise Türkçe’nin arkaik olduğu Arnavutça'nın ise modern olduğu öğretildi.” 

Bu üç neslin farklı dünya görüşlerine ait olduğu belirten Gorani konuşmasını şöyle devam ettirdi: “Babaanne Osmanlı'ydı, babam Arnavut milliyetçisi, benim mensup olduğum nesil ise Arnavut milliyetçilerinin yaratmak istedikleri, sadece Arnavutları bilen bir nesil.”

Gorani Arnavutlar'ın doğuyu, eskiyi yani Osmanlı’yı zamanı geçmiş ve arkaik olduğu sebebiyle tamamen tarihlerinden çıkardıklarını ve bu boşluğu uydurdukları bir tarih anlatısı ile doldurmaya çalıştıklarını ifade etti. Bütün bunlar modern batılı bir devlet olma uğruna atılan adımlardı. Gorani ailesinin isimlerine baktığımızda bu serüveni görmemiz daha da kolaylaşacaktır. Babaannenin adı Sadiye, babamınki Hayrullah, torun ve evladınki ise Dukagjin. İlk iki isim ne kadar geçmişe, Osmanlı'ya ait bir şeyler çağrıştırıyorsa Dukagjin de o derece başka bir şeye sesleniyor: Dukagjin, Osmanlı Balkanlarını değil de Arnavutların “öz” tarihlerini çağrıştıran bir isim.

Geçmişe ait ne varsa silindi

Sistematik bir biçimde tarihin silindiğini ve geçmişe dair ne varsa imha edildiğini aktaran Gorani “Her ne kadar bu faaliyetler sert ve çetin şekilde uygulansa da silmek istedikleri Arnavutlara has şeyler bir hayalet gibi cenaze törenlerinde, evlilik merasimlerinde, Arnavut mutfağında, giyim-kuşamda yahut hayatın içerisinde herhangi bir yerde kendini gösteriyor.” dedi.

Gorani ve nesli bu ruhu ve geçmişi görmemek üzere yetiştirilmişler. Yeni yazılmış tarihe inanarak, aradaki boşlukları, tutarsızlıkları görmeden yaşamak için eğitilmişler. Toplumsal bir unutturma projesine sokulmuş ve gün geçtikçe de yalnızlaşmışlar. Modern Batıdan modern olmak uğruna ithal ettikleri milliyetçilik illeti Arnavutlar'ın geçmişine dair her ne varsa silip süpürmüş ve bu temizliğin peşine düşecek, hesabını soracak gelecek nesilleri de aynı tezgahtan geçirerek iğdiş etmişler. Gorani’nin bu hususta aktardığı uygulamalar ve faaliyetler 1920-50 Türkiyesi ile paralellik göstermekte, aynı illetle mustarip olduğumuzdan..

Gorani konuşmasının devamında Bosna Savaşı sonrasında şahit olduğu bir anı ile bu yeni tarih yaratım sürecindeki Arnavutların serüvenini şöyle örneklendirdi: “Ailesi, eşi, çocukları öldürülmüş bir kadına rast geldim. Yanmış evinin önünde oturmuş sessiz sessiz ağlıyordu. Birden bir şeyler işittim. Kadın şöyle diyordu: ‘Fotoğraflarımızı bile yaktılar.’ Geçmişe dair ne varsa yok olmuştu o kadın için. Geçmişi hatırası ile birlikte yitirmek, işte Arnavutlar'ın yirminci yüzyılda bile isteye yapmaya giriştikleri şey bu idi, tıpkı bir düşman saldırısı gibi.”  

 

 

 

 

 

Modernliğin sadık erleriydi bazı Arnavutlar 

Gorani Arnavutların bütün bunları modernliğin en sadık erleri oldukları için yaptıklarını belirtti. Sahte tarih yapımının günümüze yakın bir örneğini şu şekilde anlattı: “Arnavutlar'ın yoğun olarak yaşadığı iki bölge var ilki Arnavutluk, ikincisi Kosova. Kosova’da doksanlarda Kosova Cumhuriyeti adında bir devlet mevcuttu. Bu devletin ilk başkanı İbrahim Rugova, Kosova Cumhuriyeti kurulmadan evvel, Kosova bölgesinde Arnavutlar'ın çok özel bir kolunun yaşadığını söylemiş. Bu kol, Dardanya kolu, Kosova bölgesinde meskun imiş. Bu kolun esas özelliği özgürlüğe düşkünlükleri imiş. Bu hikayeyi en az iki bin yıl önceden getirip Arnavutlar'ın önüne sunan Rugova nihayetinde bağımsız Kosova devletini kurmayı başarabilmiş. İşte mesele de tam burada başlıyor: Geleceğe yön verebilmek için geçmiş tahrif ediliyor. Yani tarihi yok ederek çok büyük bir suç işleniyor.”

Gorani konuşmasının sonunda İstanbul’a geldiğinde bu şehri hem hiç yadırgamadığını hem de bir yönüyle de yabancılık çektiğini söyledi. Sanki yıllar öncesinde taşınılan bir mahalleye yıllar sonrasında geri döndüğünde anımsadığın iki-üç hatırayı mahallenin değişmiş yüzüyle karşılaması gibi.

Konuşmasının sonunda Hegel’in “önceleri milliyet yoktu, sonra birilerinin milliyeti oldu,, şimdi ise herkesin var” sözünü aktaran Gorani şunları ekledi: “Milliyetçilik bizi ne daha demokratik, ne daha zengin ne de daha başarılı kılıyor; yalnızca daha da yalnızlaştırıyor.” Program, Gorani’nin kendi konuşması kadar süren soru-cevap kısmıyla nihayete erdirildi.

M. Murtaza Özeren gitti, dinledi, aktardı

Güncelleme Tarihi: 03 Aralık 2015, 11:48
YORUM EKLE

banner19

banner13