Millî Mücadele’nin 100. yılında tarih ve kültür birliği

“Anadolu Kültür ve Tarih Birliği” buluşmaları Çanakkale ve Mardin’den sonra Samsun’da liseli ve üniversiteli gençleri hocalar ve bürokratlarla buluşturdu. Prof. Dr. Haluk Dursun Hocanın da katıldığı programı Esra Öztürk bizlerle paylaştı.

Millî Mücadele’nin 100. yılında tarih ve kültür birliği

16 Mart İstanbul’un işgalinin 99. yıl dönümü. 16 Mart’ta Millî Mücadele’nin 100. yıldönümünde Halide Edip Adıvar’ın “kara günler” diye nitelediği işgali, güneşin doğduğu yerden, Millî Mücadele’nin başladığı Samsun’dan anıyor ve aydınlatıyoruz.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, tabii ki Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Haluk Dursun Hocamızın eski görevlerinde sırtına yükleyip getirdiği tarih ve kültür birliği misyonunu Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve Türk Tarih Kurumu iş birliğiyle sürdürüyor.

“Anadolu Kültür ve Tarih Birliği” buluşmaları Çanakkale ve Mardin’den sonra Samsun’da liseli ve üniversiteli gençleri hocalar ve bürokratlarla buluşturdu. Programa katılanların samimiyetleri, açılış konuşmalarının tek kelimesinin bile sıkmayan ve gençlerin içini titreten niteliğiyle ortadaydı.

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik Turan, Millî Mücadele’nin ne demek olduğunu anlatmak için sözüne savaşları kategorize ederek girdi: “Birincisi ideal ve medeniyet savaşları, ikincisi sömürge ve tahakküm savaşları, millî mücadele savaşları… En kutsal savaş, milli mücadele savaşlarıdır. Büyük milletler, millî mücadelelerden galibiyetle çıkanlardır. Türk milleti büyüktür çünkü adına İstiklal Savaşı dediği savaşı kazanmıştır. 19 Mayıs 1919 tarihi ve Samsun bir dönemeç noktasıdır.”

“Kaderimize kazınmış bazı tarihler vardır”

Prof. Dr. Turan, “kaderimize kazınmış bazı tarihleri” hatırlatarak devam etti. 11 Aralık 1917 General Allenby’nin Kudüs’e girişi, Mersin ve Adana’nın işgali, 13 Kasım 1918’de İstanbul’un işgali, İzmir’in işgali ve nihayet 19 Mayıs 1919’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışı. Bu tarihler bugün bizim için ne ifade ediyor? Her anma gününde, yıl dönümlerini kutlamakla beraber bu tarihlerin ruhunu yaşatıyor muyuz? O işgallere karşın, mücadele ve zaferimizin manevi kodlarını kültürel unsurlara dönüştürüp kalıcı bir bağa dönüştürebiliyor muyuz? Tam da bu noktada Prof. Dr. Turan’ın paylaştığı bir anısına yer vermek istiyorum.

“İlkokul sıralarındayken sınıfın duvarında asılı olan bir haritayı asla unutamam. Kuzeyde Samsun ve üzerinde bir güneş… O güneş benim hafızamdan hiç çıkmadı çünkü Samsun ve Atatürk’ün Samsun’a çıktığı o tarih bizim yeniden aydınlığa çıkışımızın tarihidir.”

“Türklerin faziletleri”

El Cahiz’in 9. yüzyılda yazdığı Fezailü’l Etrak yani Türklerin Faziletleri kitabından bir alıntı, aslında Millî Mücadele’nin Türk milleti için nasıl zaferle sonuçlandığını izah ediyor. Şöyle demiş Cahiz: “Türk, eli kolu bağlı olarak bir kuyuya atılsa, mutlaka bir çaresini bulup kurtulur.” Prof. Dr. Turan’ın zihnimize yerleştirdiği bu ifade aslında 19 Mayıs’ı tam anlamıyla yansıtıyor. Bir kuyuya atılmıştık ama biz ne yapıp edip o kuyudan çıktık.

“Gözümün nuru gençler”

Gençlerle baş başa kalmanın, gençlik buluşmalarının, tarih ve kültür aşkının mimarı sevgili Haluk Dursun Hocamız “gözümün nuru gençler” diye söze girdi. Gençlerin masasına birer Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil kitabı bırakılması talimatını vererek yine bir Gençlerle Başbaşa imzası attı.

Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen onlarca öğrencinin bizzat hazırladıkları sunumları yapmalarına, kendi tarih ve kültür tasavvurlarını anlatmalarına, gördükleri sorunları dile getirmelerine ve önerilerinin kıymetlenmesine fırsat veren bir program tertip eden Haluk Hocamız, yine “gençlik” dedi.

“Dicle’nin kuzularını çakallara kaptırmayacağız”

Haluk Hocamızın her fırsatta takdirle anlattığı Doğulu cüretkâr bir öğrencinin çıkışı vardır. Bu anektodu tekrar dinledik: “Anadolu Tarih ve Kültür Birliği Buluşmaları’, terörün gençler üzerindeki tahakkümünü kırmak için başlattığımız bir çalışma idi. Iğdır’dan Tunceli’ye, Van’dan Diyarbakır’a şehir şehir dolaşıp gençlerle buluşuyoruz. Geçtiğimiz yıllarda da yine bir üniversite programına bir kız öğrenci sözümü kesti. ‘Önceki çalışmalarınıza baktım. Tuna ile ilgili kitaplarınız var. Nil ile ilgili kitaplarınız var. Ama sizin Dicle’yi konu alan kitabınız yok. Siz Tuna boyunda akıncı koşturun ancak.’ ‘Bu ne cüret?’ dedim içimden fakat çok hoşuma gitmişti. Zaten Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde cüret biraz yüksektir. Cevap verdim: ‘Kitaplarımız Nil ve Tuna ile ilgili ama bu konuşmaları nerede yapıyoruz şu anda? Dicle Üniversitesi’ndeyiz. Buraya Cizre’den çıktım, geldim. Biz bundan sonra Dicle’nin kuzularını çakallara kaptırmayacağız.”

Bu su hiç durmaz

Bu çalışmalara adını veren “Anadolu Tarih ve Kültür Birliği” idealinin derununda işte bu akış var. Üniversitenin içinden geçen Dicle Nehri gibi, Zapsu gibi, Karasu gibi, Nil ve Tuna gibi gönül coğrafyamızı teşkil eden bütün topraklarda bir birlik arzusuyla bu çalışmalar sürüyor. Bu sudan içen gençlerle yeni bir gençlik inşa edilmesi zor değil. Haluk Hocamızın “Kızılırmak, Yeşilırmak ve Çarşamba’nın tam ortasındayız” diye altını çizmesi de bu yüzden. Bu su hiç durmaz.

“Hedefim gençleri protokole getirmek”

23 Nisan’da koltukların çocuklara bırakılmasının yanı sıra çocuklar ve gençlerin ciddiye alındığını gösteren adımlar yine Haluk Hocamız’dan geliyor. Hocamızın “farklı bir şey” peşinde olduğu, gençlere değerlerini hissettirmeye gayret ettiği, onları tarih ve kültürle buluşturmak için imkanlar sunmaya çalıştığı, bu süreçte söz verdiği gençlerin varlıkları ve görünürlüklerini artırmak için pek çok somut gelişme kaydedilmesi, yüzleri güldürüyor. Hocamız, bu arzunu şöyle ifade etti: “Programların oturma düzenlerinde gençleri ikinci sıraya kadar getirdim. Bundan sonraki hedefim öğrencileri protokole koymak. Bir valinin yanında bir liseli, rektörün yanında üniversiteli oturmalı.”

Anahtar kelimeler

Katıldığımız her etkinlikte bazı izler, zihnimize işlenen isimler ve birkaç anahtar kelime olur. Anadolu Tarih ve Kültür Buluşmaları’nın Samsun ayağında iz bırakanlar, liseli çocukların özgüveni, büyüklerin söylemeye cesaret edemeyeceği şeyleri söylemeleri, toplumsal uzlaşı ve Millî Mücadele’ye yönelik bütüncül ve kapsayıcı yaklaşım talepleri ve bu hususa dönük çözüm önerileri oldu. Hatta programın başında bazı öğrenciler Haluk Hocamızın yanına giderek sürenin yeterli olmadığını, konunun çok önemli olduğunu daha çok konuşmak istediklerini söylediler. Bu Hocalarımızı ziyadesiyle mutlu etti çünkü Haluk Hocamızın da ifade ettiği gibi “Gençler artık daha çok konuşmak istiyor. Konunun ehemmiyetinin farkındalar. Profesörlerin, bürokratların, rektörlerin olduğu bir toplantıda ‘Milli Mücadele’yi bizden dinleyin’ diyorlar.”

Gençlere millî düşünceyi aşılamak ve mimariden sanata, kültürden hukuka her alanda medeniyetimizin değerlerini işlemek için Haluk Hocamızın tekraren yâd ettiği ve okunmasını istediği isimleri analım: Ali Fuad Başgil, Fethi Gemuhluoğlu, Turgut Cansever, Mahir İz, Süheyl Ünver.

Anahtar kelimelerimiz ise şuur, (gençlerin) tekaddüm hakkı ve estetik tezyinat. Hocamız, Millî Mücadele şuurunun estetik şuurla birleşmesini istiyor. Müziğin, şiirin, güzel sanatların Millî Mücadele ile bir arada Türkçemizin sırlarıyla buluşturmayı ve tarih anlatımının güzelleştirmesini istiyor.

Prof. Dr. Haluk Dursun’un duasıyla: “Gençler! Allah yolunuzu açık etsin. Ufkunuz açık, zihniniz berrak olsun.”

Esra Öztürk

Güncelleme Tarihi: 16 Mart 2019, 22:14
YORUM EKLE

banner19

banner13