Mevlana bir emperyal proje olmamalı!

Atasoy Müftüoğlu Bursa’da konuştu. Mevlana'nın emperyal bir proje olarak kullanılmak istendiğini ifade etti.

Mevlana bir emperyal proje olmamalı!

 

Bursa, Elifder, Buseyder ve Kalemder derneklerinin vesilesiyle geçtiğimiz Cumartesi günü Atasoy Müftüoğlu'nu ağırladı. 31 Mart gecesinde Bursa'ya gelen Atasoy Müftüoğlu Barış Manço Kültür Merkezi'nde salonda bulunanların çokça istifade ettiğini düşündüğüm bir konferans verdi. Salondaki yoğunluğa, annesine ve bana illallah getiren arkamdaki çocuğa ve son dakikada haberdar olup toplantıya yorgun argın yetişmeme rağmen güzel şeyler not etmişim. Güzel derken aslında çok da iç açıcı değildi. İçler acısıydı hatta. Zira beni “farkında olmak” kadar kederlendiren bir diğer şey “farkında olmadığımın farkına varmak”tır.

Konferansta Atasoy Müftüoğlu’nun söyledikleri özetle şöyleydi:

Her şey var ama kırmızı mürekkebimiz yok!

Bir halk, bir kültür, bir topluluk zihinsel iradesini kazanmak zorundadır. İslam'ın referans kaynağı olmadığı bir ülkede yaşadığımız gerçeğinin farkında olmalıyız. Demokrasiyi tek seçenek olarak sunan ve dayatan bu sansasyonel dünyada bizler, kendimizin Müslümanca bir hayat tarzı içerisinde yaşadığını zannediyoruz.Atasoy Müftüoğlu

Size, bu gerçeğe dair bir öykü anlatmak istiyorum: Soğuk savaş döneminde Alman bir muhalif Sibirya'ya gönderiliyor. Giderken de şöyle diyor: “Ben gidince size mektup yazacağım. Ama mektubu şifreli yazacağım. Eğer mektubu mavi mürekkeple yazarsam yazdığım her şey doğru demektir. Ama kırmızı mürekkeple yazarsam yazdığım her şeyin yanlış olduğunu bilin.” Sonra bir mektup geliyor muhaliften; “Burada her şey çok güzel. İnsanlar sinemaya gidiyor, alışveriş yapıyor, gülümsüyor ve mutlu yaşıyor. Refah içindeler. Eğitim imkânları var, alışveriş imkânları, barınma ve eğlenme imkânları var. Her şey var, var olmasına ama bir tek kırmızı mürekkep yok.”

Bizler de bir yolunu bulup mektubumuzu kırmızıyla tanımlamalıyız.

Siz ne tür bir uyuşturucu alıyorsunuz?

Özneyi ideolojik ve ırkçı iktidar adına nesneleştiren bir düzen içerisindeyiz. Taahhüt edilen dil, sınırlarımızı ve sorumluluk alanlarımızı belirliyor. Biz bir takım kişisel ibadetlerimizle İslâm'a ait olduğumuzu zannederken aslında evlerimizdeki özgürlüğümüzü dahi kaybetmiş bir durumda yaşıyoruz. İnternet ve televizyonla birlikte medya uyuşturucusunu almaya başladık. Okullarda ideolojik uyuşturucular aldık. Cemaatlerden efsanevî uyuşturucular aldık. Gayri İslamî olduğu halde sürekli menkıbeler uydurulan cemaatlerle uyuşturulduk. Menkıbe fabrikalarında çok yönlü, endüstriyel menkıbeler üretildi ve biz onları aldık. Oysa kimse dokunulmaz değildir. Mutlak ve masum değildir. Efsaneleri yakasından tutup bir insan olarak aramıza dönmelerini sağlamalıyız. Müslümanlar kamusal hayata seküler bir kıyafetle girmek zorunda değil. Bu yüzden tek bir akla kapanmak mümkün değil. Bu bir cezaevine kapanmaktan farksızdır.

Atasoy MüftüoğluMezheplerin lehinde veya aleyhinde konuşmak dahi talihsizliktir. Bizim işimiz bu olmamalı. Bir cemaatimiz olabilir ama onun aklını kutsamayacak, imajını parlatmayacak, onu yüce ve sonsuz görmeyeceksek olmalı. Aksi takdirde bu, bireysel ve sosyal bir azaptır.

Uzlaşarak tarihe tanıklık etmek mümkün değildir!

Sorgulayamaz ve itiraz edemez hale geldik. Burada büyük bir yanlışlık var. Bizim eleştirel dile ve kadroya ihtiyacımız var. O yüzden gençlere sık sık söylüyoruz: “Bize gelmeyin, kendinize gelin.” Biz size herhangi bir efsane anlatamayız, mucize sunamayız. Sizler sorulara cevaplarınızı kendi çabalarınızla arayacak ve kendi gözlerinizle gerçekleri göreceksiniz. Kendi tercihlerinizin öznesi olun. Allah'a ait olun. Sizin adınıza başkaları karar vermesin. Yaptıklarınızı yalnızca Allah adına yapın. Ki; yaptıklarınız ancak o zaman değer taşır. Unutmayın; bizim ülkemiz İslam ve bizler de Allah'a aidiz.

Bunun farkına varabilmek için son beş yüz yılda hangi yazar, hangi şair, hangi düşünür ne söylemiş bilmeliyiz. Bunu bilmeye çalışırken de o yazarın, o şairin, o düşünürün kendi döneminin şartlarını muhakkak göz önünde bulundurmalıyız. Misal, Yûnus Emre kendi döneminde şöyle bir söz söylemiştir; “Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek.” Ama şimdiki zamana bu sözü ancak şu şekilde uyarlayabiliriz: “Dövene dövmek gerek, sövene sövmek gerek.” Bizler ancak tarihsel sorumluluk alarak tarihe tanıklık edebiliriz. Taviz vererek ya da uzlaşarak tarihe tanıklık etmek mümkün değildir. Taklit etmemeliyiz bir de. Taklit eden bir kültür yeni bir başlangıç yapamaz ve sürekli tıkanır. Birilerini taklit ediyorsak bilinç alanının dışındayız demektir. Taklit, bir intihar biçimidir.

Onlar için insanlar yalnız bir istatistikî konu

Gündemimize neyi alacağımıza, neyi nasıl konuşacağımıza biz karar vermiyoruz. Kitlelerin Müslümanca talepleri yok, kitlelerin artık pragmatik talepleri var. Devrim yapısal bir dönüşümü içerir ve kurumsal anlamda da bunu gerektirir.  Bilmeliyiz; hiç bir savaşı ülkelerin antidemokratik uygulamalarına son vermek için açmadılar. Parlamentoları seçtiler ve dışta kalanlar kimsenin umurunda olmadı. Bağdat'ı vaktinde Moğollar işgal etmişti. Şimdi de modern Moğollar tarafından işgal edildi.Atasoy Müftüoğlu

Libya'yı çok çabuk unuttuk mesela. Oysa Suriye'de de Libya'da da muhalefet icat edildi sadece. Şöyle ki; bir Fransız gazetesinde bir adamın söyleşisi yayınlanmıştı. Adam şunları söylüyordu gazeteciye: “Beyaz Saray'da Sovyetlerin bir Vietnam yaşaması gerektiği kararını aldık. Düşünce fabrikaları ürettik. Fikir danıştık, karar aldık. Bir program hazırladık ve evvela Afganistan'a gittik. Onlara Rusların onlarla savaşacağını söyledik. Hazırlanmalarını söyledik ve onları buna ikna ettik. Ardından Moskova'ya gittik ve onlara da Afganların savaşa hazırlandığını söyledik. Ruslara, kendilerinin bir Vietnam'a ihtiyacı olduğu fikrini aşıladık. Böylelikle savaş başladı. Binlerce insanın katledilmesine değerdi. Çünkü onlar bizim için yalnızca istatistikî bir konu.”

Mevlana emperyal bir proje adına mı kullanılıyor?

İslam’ı öne alan hareketler gençleri sayısal anlamda kazansa da bilinç olarak kazanamamışlardır. Buna bir örnek verecek olursam şunu anlatmam gerekir: Tunus’ta Suriye’nin Dostları toplantısı gibi bir toplantı oldu. Amerikan Dışişleri Bakanı oradan ayrılınca önce Fas’a sonra da Cezayir’e gitti. On tane genç adamla elini havaya kaldırarak “çak, çak, çak” yaptılar. Ve onlara şunu söyledi; “Bundan evvelki çalışmalarınız için size teşekkür ederiz. Bundan sonraki elli yılda da sizinle çalışmak istiyoruz.” Orada İslamî manada tek bir ima dahi yok.

Bakın, Müslüman olmak farkına varmak demektir. NATO faşizminin Afganistan’da, Pakistan’da dehşet saldığı bir dönemde NATO füzesini saklayan bir ülkede, romantizme aldanarak Müslümanca bir hayat sürdüğümüzü zannederek yaşıyoruz. Çünkü eleştirel bir dikkate sahip değiliz. Biz olayın romantik tarafıyla oyalanırken Amerika Arap Baharı için sekiz yüz milyon dolar para harcadı. Yalnızca bu değil; bizim için Kur’an tefsiri yazan Batılı bir istihbarat da söz konusu. Bizim kutsadıklarımızı bize kendi dillerince, anlatmak istedikleri gibi anlatan bir Batılı ekipten bahsediyorum. Bizim camiadan bir yazarın söylemesini beklerken ya da isterken Adalet Ağaoğlu söyledi: “Ben Mevlânâ’nın emperyal bir proje adına kullanıldığını düşünüyorum.”

Atasoy MüftüoğluBelki de kabahat hep sömürgecide değildir

Suya sabuna dokunmayan bir edebiyat, düşünce ve din hayatımız var. Bu yüzden kirli bir edebiyat, düşünce ve dinî hayatımız var. Putları değil fikirleri olan bir toplum olmamız gerek. Bizler ümmetin sorumlu bir parçası olmalıyız. Biz ümmet zemininde buluşmanın mümkün olduğuna inanmalıyız. Bu yüzden tarih felsefesi okumalarına önem vermeliyiz. Farklı yorumları ortaya çıkaran tarihsel nedenleri araştırmalıyız. Her düşünürü, şairi, yazarı kendi döneminin şartlarına göre değerlendirmeliyiz. Romantizmle, milliyetçilikle hatta faşizmle değil; eleştirel bir dikkatle bunu başarabiliriz. O zaman belki kabahatin kimde olduğunu da daha net görürüz. Belki de kabahat hep sömürgecide değildir, sömürülende de kabahat vardır.

Propagandalara aldanmamalıyız. Propaganda yoluyla elde edilmiş bilgiye bilgi denilemez. Aliya İzzetbegoviç’in bir sözü var: “Din hurafeleri yok etmezse hurafeler dini yok eder.” Bizler hurafeleri yok ederek, aslına uygun ve farklı fikirlerin farklı dayatmalarından kurtulmuş bir şekilde dini yaşamak istiyorsak son beş yüz yılın tarihini çok iyi bilmeliyiz.

 

Öznur Balık dinledi, not aldı ve aktardı

Güncelleme Tarihi: 03 Nisan 2012, 01:12
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
emin akalın
emin akalın - 7 yıl Önce

Ya arkadaşlar, bir yazarın/düşünürün yazdığı kitapta resmini kapak yapması nasıl bir iş? Grafik tasarıma verecek parası mı yok acaba? geçenlerde daha çok ramazanlarda ekranda boy veren hatipoğlunun kitabını gördüm o da kapak resmi yapmış kendini. onunla fark olmalı halbuki

Adamın Biri
Adamın Biri - 7 yıl Önce

Nurluyum havası vermek istiyor herhal.

Mustafa Yolcu
Mustafa Yolcu - 7 yıl Önce

bakışımız yüzeyseldüşüncemiz yüzeyselsözümüz yüzeyseleleştirimiz yüzeyselhareketimiz, tavrımız, sevgimiz, nefretimiz, her işimiz yüzeyselVİCDANI OLMAYAN SÖZÜN KIYMETİ DE YOKTUR...

banner19

banner13